İkili iktidar mı, demokratik yönetim mi?

 Hüseyin Çakır - 29/02/2012 0:41:57 (1053 okunma)


İkili iktidar mı, demokratik yönetim mi?
Ne oluyor, neden oluyor sorusu sorulmaya devam ediyor. Çok farkı, çok çeşitli görüşler varmış gibi görünüyor olsa da, olup bitenler iki zihniyetin çatışması, iki zihniyetin direnci ve iki zihniyet etrafında toplanıyor. Birinci zihniyet değişim, ikinci zihniyet değişime şu ya da bu gerekçelerle karşı çıkma ve direnme. Her iki zihniyetin saf militan, kemikleşmiş, radikal savunucusu ve taraftarı yok. Böyle olsaydı, devrim, karşı devrim "Anadolu Baharı" gibi şeyler olurdu. Bu nedenle değişim süreci dura, kalka, tökezleyerek, sürünerek ilerliyor.Bundan dolayıdır ki, süreci her iki zihniyetin aktörlerinden çok, somut durumlarda/olaylarda her iki zihniyet etrafında yer alışlar belirliyor. Öyleki, bir olayda değişimden yana olanlar, başka bir olayda statükodan yana olabiliyor. Türkiye küresel dünyaya ekonomik entegre olma bakımından radikal değişiyor. Ama, demokrasi, demokrasinin evrensel olmuş değerleri; insan hak ve özgürler, devletin demokratik yeniden yapılanması, demokratik katılım gibi konularda değişim aynı hızla olmuyor. Kürtler dışında bu konularda toplumsal talepin çok güçlü olduğu da söylenemez.


İktidar kavgasında, devlet nereye kadar değişmeli

Değişime karşı direnç noktası, değişimin nereye kadar yapılıp yapılamayacağında düğümleniyor. Devletin nereye kadar değişeceği, "ikili iktidarın" nasıl olacağı veya olmayacağı, eski devlet iktidarı paylaşılacak mı yoksa demokratik yönetim modeli çerçevesinde güç paylaşımı mı olacak? Devlet kurumlarının içinde ortaya çıkan kavganın asıl nedeni bu. Değişim radikal dönüştürücü adımlar atılarak yapılmadığı, yapılamadığı için, çözülme devleti içinde kavga biçiminde ilerliyor. Siyasal iradenin kapsamlı, takvime bağlanmış bir değişim, dönüştürme proğramı yok. En çok patırtı, gürültü, kavğa nerede ortaya çıkıyorsa, iktidar yönünü oraya dönüyor ve böylesi durumları bugüne kadar hiç iyi yönetemediğini gördük. Ergenekon ve darbecilerin yarıgılanmasıyla sınırlı bir reform, demokrasi anlayışı, devletin demokratik dönüşümünü sağlamıyor.

İktidarın demokratikleşme "ileri demokrasi" sözlerinin dayandığı somutlaşmış hedefleri yok. En önemlisi, demokratikleşme sorununun önünü açacak "esas sorun", "ana engel" nedir sorusuna net cevap verilmiş değil. Belki de bu nedenden dolayı değişimin toplumsal dinamikleriyle siyasal iktidar arasında güvensizlik duvarı büyüyor. Reformlarda frene basılması iktidarı devletin içine çekiyor ve devleti yöneten bir iktidar yerine, devleti paylaşma görüntüsü ortaya çıkıyor, iktidar içinde geleneksel devlet gibi düşünen zihniyet iktidarın yönünü belirliyor. İktidarın dili demokratikleşme, değişim dilinden resmi ideolojinin diline dönüşüyor. Türkiye siyasal tarihinde, DP, AP, CHP bütün zamanlarda ve ANAP, DSP DYP... de benzer yolu izlediler ve sosyal, "sınıfsal" olmayan bu resmi ideoloji dili çok kısa bir zamanda ekonomi simsarlarının hegemonyasına giriyor. Siyasetin rant dağıtma mekanizması haline dönüştüğünü gören toplum " elim kırılsaydı" diyerek yeni arayışlara yöneliyor.

Mevcut durumda daha ileri, radikal demokratik değişimden yana siyasal muhalefetin olmaması, iktidarın hem oy hesabı yaparak, hem de değişim karıştı güçlerle sertleşmeden, iktidar paylaşımı konusunda dün karşıt olduklarıyla bugün problem yapmama yolunu izliyor. 

Bütün sorunlar gelip Kürt meselesine dayanıyor

Değişim, demokratikleşme, "ileri demokrasi" , devletin nereye kadar değişeceği meselesinde iktidarın niyeti, amacı, tutumu yeni anayasa ile ortaya çıkacak. Toplumsal mutabakatın ortak keseni neresi olacak, devletin yeniden yapılanmasının demokratik, katılımcı zemini nasıl belirlenecek? Hiç kuşkusuz ki, iktidarın muhalefetin ve Kürt muhalefetinin yeni anayasanın felsefesinde temel hak ve özgürlükler, devletin yeniden yapılanmasının sınırları konusundaki tutumları değişimin yönünü belirleyecek. Yeni anayasanın değişim derinliği Kürt sorunun kalıcı çözümünün başlanğıcı olacaktır.

Kürt meselesine "devrimci romantizm", radikal sol sekter/goşizm dışında demokratik çözüm noktasından bakan iktidarla çatışan değil, iktidarı çözüme ve samimiyete zorlayan ya da çözümsüzlüğünü ortaya çıkartan siyasal Kürt , Türk muhalefeti maalesef yok. Fakat sorunun iki muhatabı; çözme yetktisi olan iktidar, sorunun siyasal tarafı olan Kürt siyasal ana akımı arasında illegal müzakerenin ortaya çıkmasından sonra, bu sürecin şeffak ve kamuoyu önünde sürdürülmesine toplumsal desteğin arttığı görülüyor. Tepelerden bakanların "görmeme" haline karşın, kamuoyu araştırmaları toplumun %67?sinin Kürt sorununun müzakere yoluyla çözümünü istediğini gösteriyor.

Kürt meselesi demokratikleşme ve değişimin hem sebebi, hem de sonucu. Değişim ve demokratikleşmede Kürt sorunu hem engelleyici olarak kullanılıyor, hemde ikili iktidar savaşında demokratikleşme veya devletin radikal değişimini engellemek için iki zihniyet tarafından şantaj olarak kullanıyor. Her iki zihniyette olanlar, çözümsüzlükte direnmek için, milliyetçiliği, şovenizmi, militarizmi propaganda malzemesi olarak kullanıyor.
Kürt sorunu, sorun olarak var olduğu sürece, bu sorun üstünden siyasal rant devşirme kavğası devam ediyor. Demokratik çözüm sürecinin önü tıkanıyor. İşin içinde silah olduğu sürece, çözüm yerine ölüm oluyor, ölümler ise çözümsüzlüğü kör düğüm haline getiriyor. Çözümsüzlüğü kim istiyor kim istemiyor, meselinde siyasetin sağı soluna, solu sağına karışıyor. Birbiriyle çatışan milliyetçilik/ulusalcılıklar kol kola girip, çözüm girişimlerine karşı yek vücut olabiliyorlar.

"Mücadele, müzakere" stratejisi

Cumhuriyet tarihi boyunca belki ilk kez Kürt meselesinde çözüm yolunda pratik/somut bu kadar çok adım atıldı. Ve ilk kez bu iktidar döneminde Kürt meselesi kurucu ideoloji ve devlet kurumları tarafından resmen telaffuz edilerek kabul edildi. Böylesi bir ortamın daha derinleşerek devam etme potansiyeli olduğu illegal görüşmelerle ortaya çıktı. Ancak, seçim süreciyle başlayan ve sonrada devam eden Kürt meselesini terör ve terörle mücadeleye indirgenerek güvenlik boyutunu öne çıktı. Silahlı Kürt muhalefetinin " devrimci halk savaşı" stratejisi ilan etmesiyle her iki taraf"mücadele" politikasını öne aldı. "Mücadele" demenin, ölüm-öldürme ve yok etme, KCK tutuklamaları demek olduğunu gördük. 

İktidarın "müzakere-mücadele" siyasal stratesinde, "mücadele" boyutu "güvenlik" boyutuyla bütünleştiğinde zinde başka güçler devreye giriyor. Değişim ve demokratikleşme karşıtlarının alanlarını genişletme ve karşı manevralar yapma olanakları artıyor. Siyasal olarak izahı mümkün olamayan hatta savunulamayan eylemler kaçınılmaz hale geliyor. İktidar içinde "müzakere-mücadele" tarafları arasında; "müzakereler devam edecek", " teröristlerle müzakere olmaz" açıklamaları aynı gün içinde gelebiliyor. Bu durum, daha ilk başta belirttiğim gibi, iki zihniyetin, bir durumdan öteki duruma ne kadar kolay geçildiğini gösteriyor. Demokratikleşme sürecinin en zayıf noktasını bu kararsızlık; demokratik değerlere bağlılığın zayıflığını gösteriyor. "Mücadele" stratejisinde, askeri operasyonların yanında hukuk yolunun devre girmesiyle, sonu başı belli olmayan, tutuklamalar ortamı provakosyonlara açık hale getirdi. İktidarın Meclisi devre dışı bırakılarak illegal yoldan müzakere/pazarlık yapma yöntemi, meclisteki Kürt muhalefetini işlevsizleştirdi. Aynı zamanda demokratik, katılımcı yoldan sorunun çözüm yolununun önün tıkanmasına yol açtı.
"Mücadele" stratejisi, İçişleri Bakanının zihniyetinde ve açıklamalarında görüldüğü gibi, "devletin nereye kadar değişeceğini gösteriyor.

[b]İki zihniyet her durumda, olayda yeniden harmanlanıyor


Muhafetsiz iktidar, kendi içinden mahalefeti üretiyor. Bu muhalefet bugün çok açık olarak ortaya çıkmıyor/çıkamıyor. Ancak iki zihniyeti de içinde barındıran iktidar, iktidara yakın olan ve bu yakınlık yoluyla rant dağıtımından aslan payını alanlarla, bunu seyredenler arasındaki çatlak, siyasal olarak Kürt sorununa "mücadeleci-müzakereci" yaklaşımı farklılığı olarak çıkıyor. Bu durum iktidarın güçlü ve zayıf yanını oluşturuyor. 

İktidar partisinde olduğu gibi bu iki zihniyet muhalefet partilerinde, sol muhafette, devletin silahlı, sivil bürokrasisinde, iş dünyasında, Sivil Toplum Kurumlarında, aydınlar arasında, toplumda her yerde her durumda, her olayda, yeniden, yeniden harmanlanıyor, sarkaç gibi bir o zihniyete, bir bu zihniyete gidip geliyor. bundan dolayıdır ki, bütün partiler birbirine benziyor.

İki zihniyet, dostlukların, arkadaşlıkların da her yeni durumda ve olayda tutum alış zihniyetine göre yeniden, yeniden gözden geçirilmesine yol açıyor. Bireysel değişim de böyle oluyor

siyasal şiddetine” şiddeti”

Bitirirken: Bakış, Gündem, Yeniden Gündem Tarık Ziya Ekinci’

 TİP  TKPsilahlı mücadeleyi”