İktidarda ve muhalefette sol popülizm

 

 

Popülizm ’in ortak tanımı “halkın çıkarlarına, önyargılarına, hayal kırıklıklarına ve öfkelerine seslenme esasına dayanan, halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu” olarak tarif edilmekte. Bu anlam aynı zamanda popülizmin negatif ve pozitif özellikler taşıyabileceğini de anlatıyor. Erken popülizm tanımlaması yapan düşünürler, aydın ve entelektüeller halkın farkında olmadığı çıkarlarını halk adına savunma teorisi ve pratiğidir diyorlar.

Köylü hareketi veya köylüleri kurtarma fikri / eylemi olarak ortaya çıkan popülizm, işçi sınıfı hareketinin gelişmesiyle birlikte kabaca “işçi sınıfını kurtarma” ideolojisi, politikası ve örgütlenmesi aracı olarak kullanılan ajitasyon ve propaganda malzemesi oldu.

Popülizm üstüne düşünen filozoflar, siyaset ve sosyal bilimciler, popülizmin ideoloji, politik söylem ve politik hareket olarak muhalif olduklarında birleşiyorlar.  Bu genelleme içinde aşırı sağ,  sağ muhafazakârlar, liberaller ve sol, sosyalistler de yer alıyor.

Popülizmi etkin yöntem olarak kullanan faşist hareketler 20 yüzyılda Avrupa kıtasında iktidar oldu. Avrupa yükselen sağ/aşırı sağ popülizm, negatif popülizm olarak tanımlanıyor. Sağ popülist hareketlerin, ırkçı/göçmen karşıtı yabancı düşmanı politikaları ve radikal söylemleri, Nazizm’i yaşamış Avrupa’yı korkutuyor.

Ekim devrimine sol popülizm kategorisinden bakılırsa en başarılı sol popülizmdir. Mao’nun liderliğindeki Çin devrimi başka bir sol popülizm örneğidir. Bu sol popülizm bu hareketleri iktidara getirmiştir.

 İlerleyen zamanlarda, Peronizm ve darbelerle iktidara gelen Nasırcılık, Saddamcılık gibi BAAS hareketi,  20. Yy da “sol” popülizm olarak, antiemperyalizm, ulusal kurtuluşçu halk hareketi örneği olmuştur.

Genelleştirilerek yapılan popülizm tanımının, özellikle aşırı sağ muhalefetle özdeşleşmesi, demokratik, sol muhalefetin popülist söylemde anlam kaymasına yol açıyor.  Bu durum, İspanya’da Podemos hareketi veya Yunanistan’da Syriza Partisinin iktidara gelişi ve günümüzde sol popülizmin dili, politik söylemi, “toplum ve halk” kavramına yüklediği anlam, genellemelerin dikenli tellerine takılır ya da Ortodoks sol’un aforozuna maruz kalır.
Merkez sağ ve sol, küreselleşen dünyanın yaratmış olduğu sosyo-kültürel çözülmeye karşı çözüm üretemedikleri için, sağ popülizm,  ulusçuluğu, milliyetçiliği, gelenekleri, değerleri radikal söylemle ifade ederek kitle partileri ve hareketleri olmaya başladılar.  Özetle aşırı sağ, anti küreselleşme hareketi olarak yükseliyor, marjinal hareket olmaktan kitle hareketi olmaya yöneliyor. Politik söylemlerindeki yumuşama, aşırı sağı iktidar veya iktidar ortağı yapıyor.

 

İktidardaki sol partiler negatif popülizmin kurbanı oldular

Öte yandan merkez sol ve sosyalist partilerin küreselleşme karşısında geleneksel politikaları yetersiz kaldı. Almanya, İngiltere, Fransa gibi sol ve işçi sınıfı ile organik-örgütsel bağı olan sosyal demokrat, sosyalist ve işçi partileri, toplumların sosyolojik, sınıfsal yapılarındaki değişimi karşısında durumu anlama ve yeni duruma göre politika geliştirmede çok hantal kaldılar. Çözümü neo liberalleri taklit ederek bulma yolunu seçtiler. Reel sosyalizmin çözülmesi karşısında sosyal demokrasiye, küresel kapitalizmin analizinden yola çıkarak yeni bir siyasal, sosyal toplum hikâyesi üretemediler. İçinden geçilen sürece şöyle bakıyorlardı: “Sosyal demokrasinin değil, kapitalizmin krizi var.” Bu özgüvenli! bakış,  kendinde problem aramama, merkez sol-sosyal demokrasiyi yeni toplum sosyolojine yabancılaştırdı, sınıf söyleminden halk/popülist söyleme geçiş yapılamadı,  merkez sol zaman zaman radikal sağ söylemlere savrulma sonucu hızla oy ve iktidar kaybetti.

Küreselleşme dalgasının yükseldiği ve ortaya çıkardığı yıkıcı sonuçlara karşı Latin Amerika’da geleneksel sol damardan beslenen sol, sosyalist partiler iktidara geldi. Darbeyle iktidara gelen Venezuela’da Hugo Chavez’i bir kenara bırakırsak, diğer ülkelerdeki sol hareketler, halkların küreselleşmenin yarattığı yıkımlara karşı iktidar seçeneği oldu.

1990’ların sonundan itibaren kendinden söz ettirmeye başlayan popülizm, temsili demokrasinin müesses nizamına bir başkaldırıdır aslında. Bugün biz aşırı sağ popülizmi konuşuyoruz ama sol popülizm de bu başkaldırının önemli bir parçasıdır

2000’li yılların ilk yarısında, Latin Amerika’da sol on yıldan fazla iktidar oldu ancak küreselleşmenin yarattığı sorunlara çözüm üretemedikleri ve yolsuzluklara bulaştıkları için birer birer iktidardan düştüler. Geleneksel popülist sol söylem iktidarı korumak için yetmedi.

 

Latin Amerika’da Seçimler ve sol

 

Ülke

Parti

Solun Kazandığı Başkanlık Seçimleri

Venezüella

Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi

2001-2006-2011-2013

Şili

Demokrasi için Partiler Birliği

2000-2005-

Brezilya

İşçi Partisi

2002-2006-2010

Arjantin

Adaletçi Parti

2003-2007-2011

Panama

Demokratik Devrimci Parti

2004

Uruguay

Geniş Cephe

2004-2009

Bolivya

Sosyalizme Doğru Hareketi

2005-2009

Kosta Rika

Ulusal Kurtuluş Partisi

2006-2010

Ekvator

Ülke İttifakı

2006-2009-2013

Nikaragua

Sandinista Ulusal Kurtuluş Hareketi

2006-2011

Guatemala

Umut İçin Ulusal Birlik

2007

Paraguay

Değişim İçin Yurtsever İttifak

2008

Peru

Amerikan Devrimci Halk İttifakı

2006-2011

El Salvador

Farabunda Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi

2009

 

Fidel Castro bir “popülist” olmadığı halde, bütün Komünist önderler arasında, popülist siyaset biçimlerinden en fazla yararlanmış olanıdır.

Sol popülizmin iki kategoride ele alınması daha gerçekçi olacaktır.  Birincisi, sol popülizm yoluyla iktidara gelenler; ikincisi,  sol popülizmi muhalif olmanın ideolojik aracı olarak kullananlar.

 

Sosyalist solun sınıf popülizmi.

Türkiye sosyalist solu üstüne konuşulan konu ne olursa olsun, öncelikle devletin uzun yıllar uyguladığı yasaklar, baskı ortamı veri alınmalıdır. İllegal ve yasaklı ortamda sosyalist popülizmin dili, kullandığı kavramlar eğilip bükülmüştür. 60’lı yıllarda sosyalizm kelimesi kullanılamazdı yerine “ sosyal” kullanılırdı. Komünizm kelimesi  ise “öcü” gibi, bugünkü “terör “ anlamı gibi kullanılıyordu.

Bu koşullarda sosyalist- komünist ideoloji doğrultusunda topluma açık kanallarla popülizm yapılması imkânsızdı.

 Sosyalist popülizm, dünyada egemen olan işçi sınıfının kurtuluşu popülizmiydi. Enternasyonal solun bütün popülist söylem ve siyasal hareketlerin tümü de Türkiye de var oldu.

1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi ile sol popülizm,  siyasal ve düşünsel dünyada zihinsel dönüşüm yarattı. TİP parlamentoya girmiş,  Marksist görüşleriyle Türkiye’de siyasi tartışmaya yeni boyutlar kazandırmış ve toplumda büyük yankı uyandırmıştı. YÖN Dergisi etrafında toplanan diğer bir grup, Suriye-Mısır odaklı Baas Partisi türü otoriter bir sosyalizm savıyla ortaya çıkmış, sivil-asker aydınlar arasında etkili olmuştur. “Sosyalist Kültür Derneği”, demokratik sol ve sosyalist görüşlerin dile getirildiği bir tartışma ortamı yaratmıştır

 TİP’in söylemi ve gelişen sol hareket CHP’yi de etkiledi ve CHP’nin tarihi lideri İnönü 1965 seçim kampanyasında  CHP, bünyesi itibariyle devletçi, yani solcu bir partidir,  aslında laikiz dediğimiz günden beri ortanın solundayız." dedi ve CHP sol olmuş oldu! Sol Türkiye siyasetinin değişimine etkide bulundu ancak seçimleri önemsemedi. Devrim- reform tartışmasında, devrimi savunanlar TİP’in parlamento mücadelesini küçümsediler hatta burjuva işbirlikçisi olarak suçladılar. Demokrasinin savunulması ve geliştirilmesin de asıl mücadele alanı görülmedi.
Öncülük popülizmi, sınıfı ve halkı devrimle ve devrimden sonra kurtarma ideolojisi dıştan ve üst söylem olarak kaldı.

Aşağıda sosyalist solun seçimlere katılanlarının aldığı oy oranlarının da gösterdiği gibi, bu sınıfsal sosyalist popülist söylemin karşılığı olmadığının göstergesi. ( İP’de sol içi kabul edilse de )

 HDP yi bu listeye koymadım. HDP sosyalist popülizmi politik argüman olarak kullanmadı.

     

 

 

Genel seçime katılan Sosyalist Partilerin aldıkları oy

 

 

Seçim Tarihi

Katılan Partiler

%

 

1965

1. TİP,   alınan oy:276.101

3.0

 

1977

2. TİP,  alınan oy: 20,565

0.1

 

1999

 ( ÖDP 0,3-248,555, SİP 0,1- 37,671 EMEP 0,2-  51,752,  İP 0,2- 57,593)
 

0,8

 

2007

( ÖDP 0,8- 52,145 , TKP 0,2- 79,254, EMEP 0- 26,292,
 İP 0,5- 124,526 )

1,25

 

2011

(EMEP 0,1- 31,577, TKP 0,1- 61,236 )

0,2

 

 

 

 

             

 

 

Sosyalist solun 50 yıldır seçmenler bakımından karşılığı bulunmuyor. Bu “sosyalist popülist söylem marjinal olmaktan kurtulamamıştır” tespitini doğruluyor.

 

Muhalefeti örme işi salt çağrılarla tepeden olacak iş değil

Sol hep iktidar odaklı stratejilere hapsolmuştu ve bu nedenle de başarısızdı, zira gücü iktidar olmaya yetmezdi. Oysa bizim gibi bir ülkede muhalefet için hem çok neden vardır hem de çok geniş bir çevre. O hâlde solun yapması gereken, muhalefeti örmek, bir araya gelemeyenleri getirmek olmalıydı. Böylece karşı iktidar odağını yaratmış olacaktı.

Fakat muhalefeti örme işi salt çağrılarla tepeden olacak iş değildir, eski usul cepheler kurmaktan söz etmiyorum. Bu tür çağrılar hiçbir zaman başarılı olamamıştır. Sol kendi etrafına çağırmamalıdır, kendisinin de içinde olacağı platformların yaratılmasına çalışmalıdır. En önemlisi sokağın desteği gerekir.

Tarihsel bir analiz yapmak ve buradan bir öngörü çıkarmak gerekiyor. Tarihsel muhalefet odaklarıyla konjonktürel muhalefeti ayırmak gerek.

Hz. İsa der ki “Ey insanlar, Hz. Musa yasak koymasaydı sizler günahkâr olmayacaktınız, ben yasakları kaldırmaya geldim”.

İkili devrim stratejisi temelinde solda meşruiyet kazanan antiemperyalist ideolojinin, vesayetçi devlet ideolojisini gizleyen bir perde olduğu görülememiştir.

TKP’nin ilk yıllarından günümüze dek hemen bütün solda “iyi Kemalizm - kötü Kemalizm”, “sağ Kemalizm - sol Kemalizm” ayırımı yapıla gelmiş ama hiçbir zaman da bu ayrım temellendirilememiştir.

Bu yanılgıların temelinde sol olarak kendi özgün koşulları görmeyi sağlayacak bir sosyal mücadele teorisinin olmayışı yatıyor. Öyle olunca da sosyal mücadelelerden bir deney çıkarmak ve onu teorileştirmek de olamıyor.

Mesele devlet ve devrim değil, devlet ve demokrasi. Radikal demokratik değişim. Sol teoriyi bu bağlamda hala kuramadı bundan dolayı seçimlere katılan sosyalist solun aldığı oy oranı içler acısıdır. Ancak sol bunu masaya yatırıp sorgulamadı ve radikal değişim adımı da atmadı.

40 yıldır yapılan solda birlik girişimlerinin tümü yeni bölünmelerle sonuçlandı. Türk Sol’unun bir kesimi sosyalist popülist söylemi Kürtler üstünden kurmaya başladılar ve HDP’nin Türkiyelileşme projesi ile Kürt siyasal hareketi içinde yer aldılar.
Ne kattılar, ne kazandırdılar, ne kazandılar sorusu içinde çok sayıda soruyu da barındırıyor.  Seçime giren sosyalist solun seçim sonuçlarının Kürt siyasi hareketine katkısı ne olmuştur? Bundan sonra ne olabilir sorusu üstüne düşünmek gerekiyor.

Sosyalist solun Kürt popülist söylemi, Kürtlere ne kadar dokunuyor ve ne kadar karşılık buluyor, bu da başka bir tartışma ve araştırma konusu.

 

 

Kaynaklar:

-Paolo Gerbaudo (11 Ocak 2017 ) (İlk Yayın 30 Kasım 2016

-Zafer Toprak Türkiye'de Popülizm 1908-1923 Doğan Kitap, 2013

-Yunus Emre, Latin Amerika'da Sosyal Demokrat Eğilimler, Toplumcu Düşünce Enstitüsü, http://www.toplumcudusunceenstitusu.org

-Nabi Yağcı,  Demokrasiyi Kazanmada Süreçlere Müdahale Deneyimleri Küyerel  Konferansı, 18 Kasım 2017, İstanbul

-Murat Belge,  Sol popülizm ve toplum, Birikim, Haftalık Yazılar 26 Ağustos 2016

- Hüseyin Çakır, Solda Birlik Girişimleri ve Sosyalist Birlik Partisi Deneyimi, Belge Yayınları, 2015