İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’


İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’

AKP iktidarının iç ve dış politikasını, özellikle Başbakan Erdoğan’ın “ötekileştirici”, yer yer “nefret söylemi”, “kin” içeren üslubunu eleştirenler, şu ya da bu biçimde karşı çıkanlar aynı kefeye konulup “post-darbeciler” olarak damgalanıp, “vatan hain”i suçlamasına varan hakaret sözleri sarf ediliyor.

Gezi eylemleri ‘gerekçe yapılarak sanki Milli Görüş’ün tarihî “düşmanları”, komünistler/ sosyalistler, ateistler, Kemalist, laik/ modernistler, liberaller, demokratlar... aynı çuvala konuldu; bunların AKP iktidarı karşıtlığı, “İslami kimliğe karşıtlık ve düşmanlık olarak propaganda ediliyor.


Üç şey
 yan yana getirildi:  1) Camide içki, 2) başı örtülü kadını tekmeleme,3) bize darbe yapacaklar.Yeni bir “biz” ve “onlar tablosu, bu ajitasyon üstünden “yakın tehlike ile karşı karşıyayız” kışkırtması yapılmaya başladı ve AKP’ci basın benzer şeyler bulup çıkarıyor. 28 Şubat öncesi yapılan kara propaganda zihniyetinin yolu izleniyor.

 

YENİ İSLAMCI KİMLİK

 

Yeni İslamcı kimlik”, ötekileştirilen ve “düşman”laştırılanlar üstünden kuruluyor. İslamcılık dediğimde, bütün inananları kastetmiyorum. AKP’nin Müslümanlığı siyasallaştırması ve ideolojik içerik kazandırmasından söz ediyorum.

AKP, yeni İslamcı kimlik”le sınırları kalın,  kalın çizilen, “safları sıklaştıralım” bâbında,  “biz” tanımı yapıyor. Yalçın Akdoğan “...Biz kardeşliği yüceltmek durumundayız” diyor. ‘Kardeşlik’ten kastedilen din kardeşliği elbette ki. Son zamanlarda “onlar” diye tanımladıklarına “yurttaş” diye bile hitap etmiyorlar artık.

Topluma hitap ederlerken “millet” sözcüğü kullanımı bilinçli bir tercih; “millet” “ümmet”i tarif ediyor, tanımlıyor çünkü.


Millet/ ümmet, ulus-ötesi tüm Müslümanları içine alan bir söylem
 olarak kullanılarak, “biz” kavramı ‘ümmet’le eşitleniyor, İslam enternasyonali kavramına dönüşüyor. Olimpiyatların Tokyo’ya verilmesini, Başbakan’ın, “1,5 milyarlık Müslüman dünyasına karşı çıkış olarak görmesi bu ideolojiyle bakmasından dır.

Ümmet fikri, birey fikrinin karşına çıkartılıyor. Bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan demokrasi ve demokratik değerler, demokrasinin işleyişinin eksikleri abartılarak, “İslam ve demokrasi” birlikte olur mu? Demokratik değerlerle, İslami değerlerdemokratik etik ile İslami ahlak tartışmasıyla siyasal iktidarın ideolojik hegemonyası pekiştirilmek isteniyor. “Biz, millet/ ümmetiz ve İslam dünyasına aitiz”, “onlar, modernist laikler, Batı dünyasına aitler”... siyasal İslam kimliğinin böyle kurulmaya başlandığına dair çok şeyler oluyor.

Siyasi çıkarlar için yapılan “biz ve “onlar” cepheleşmesi/ bloklaşma, kaçınılmaz olarak, “değerler, ahlaklar, yaşam biçimleri” gerilimine ve giderek çatışmaya kapı aralar.

 

ALGIYI YARAT, SAL ORTALIĞA

Onlar” ve “biz kutuplaşması tek tek bireylerin özgünlüklerini, farklılıklarını ortadan kaldırıyor. “Yeni kuşak genç TV yorumcularını karşı karşıya oturtuyorlar (Buradan TV program yöneticilerine; neden yuvarlak masa ve karışık oturum düzeni yapmıyorsunuz diye soralım) siz” diye birbirlerine hitap ediyorlar. Bunların çoğu 2010 Anayasa referandumunda aynı kampanya içinde yer almış kişiler. “Siz” diyerek, o kişinin kişiliğine, kendi düşüncesine hakaret edip, aşağıladıklarının farkında bile değiller. Konuşurken, orada olmayan bütün onlara” karşı konuşuyorlar.

Bireyi düzleştiriyorlar, “onlar” olarak eşitliyorlar. Bütün dikta ve totaliter rejimler bu zihin kaynağından besleniyor. Bütün iç savaşlar, “biz” ve “onlar”ın --iyi ve kötülerin savaşı olarak sürdürülüyor.

Şöyle şeyler bugünlerde sık sık oluyor. Adı, Ali, Ayşe olan birisi bir tweet atıyor, bu tweet’te yazılanı “onlar”ın tümü yazmış gibi genelleştirilerek, günlerce ve günlerce propaganda ve kışkırtma yapılıyor.Sizden diye tanımlanan birisi çok “olumsuz” bir tweet atarsa, o görülmüyor veya “münferit” ilan ediliyor.

Cami çıkışı “Kahrolsun demokrasi” sloganı atanlar, “Anayasamız Kur’an” pankartı açanlar... Onlar da münferit... Çünkü “biz”den zihniyeti, böyle işliyor.

Veya şu ara moda olan, “liberaller, solcu liberaller diyorlar ki! diye söze başlıyorlar. Bunu söylenin adı yok mu, ne söylemiş, nerede söylemiş? Hiçbir ahlaki sorumluluk duymaksızın, rahatça genelleştirme yapıp, kendi zihinlerinde kurguladıkları saldırı cümlelerini “onlar” dediklerine yazdırıp, konuşturuyorlar.


Demiş
 ki diye başlayarak algı hegemonyası yaratılıyor. Çoğu uydurulmuş, psikolojik saldırı cümleleri, gerçekmiş gibi olgu hâline getiriliyor. “Siz”den olmayan bütün ötekilerin aynı düşündüğü gibi genelleştirmeler yapılıyor.


Bir algı yarat, ortalığa sal:
 Arkasından Twitter, Facebook, ardı ardına köşe yazıları, TV’de tartışmaları... “Bizimkileri” galeyana gelsin! “Onlar günlerini görsün!

Bir süredir siyasetçiler bu “veriler” üstünden konuşuyorlar.

Başbakan, hükümet yetkilileri, iktidar partisinin önde gelenleri böyle yaptığında, siyaset, psikolojik harp ‘sanatı’na dönüşüyor. Bu psikoloji, en demokratik hakları kullanılmaz duruma getiriyor. En küçük bir kıvılcım bir anda ateş topuna dönüşüyor, iktidar ve devlet yetkilileri de ateşe benzin döküyorlar.


Onlar
 (Geziciler) 2020 Olimpiyatları’nın Türkiye’ye verilmesini de engellediler! Centilmenlik olansporun bakanı, “kına yaksınlar” açıklaması yaptı.

Sonuç olarak: İktidar ve AKP yetkililerinin İslamcılık üstünden yaptıkları, “biz” ve “onlar” ayrımı, Türkiye’nin her yerinde, özellikle Türkiye Kürdistanı’nda radikal/ selefi İslamcıları sokağa davet ediyor, onların eylemlerine, “iktidar ve devlet” güvencesi meşruiyeti sağlıyor.

Bilmem farkında mısınız? “Biz” ve “onlar” birbirinden nefret etme noktasına getirildi.