İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet


İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet

Ne o oldu da birden bire, Başbakan Erdoğan’ı, AKP’yi sert eleştirmeye başladınız” diye soruyorlar. “Askerî vesayeti sonlandırmış, sürekli özgürlük ve demokrasiden söz eden Başbakan’ı otoriter, AKP’yi otoriter rejim kurmaya doğru gitmekle suçlayamazsınız” diyorlar. 

Bu minvalde sorular soranlardan bir kısmı hızını alamayıp: Zaten siz solcuydunuz, Müslümanlar hep gericiydi size göre, aslınıza döndünüz, liberallere zaten hiç güvenilmez” diyorlar. Daha partizanca yazıp çizen, konuşanlar: Hainlik, nankörlük, ihanetçi, işbirlikçi...” gibi bildikleri ne kadar bela sözcük varsa sıralıyorlar.

AKP’nin penceresinden ve birilerinin koltuklarının altından bakınca olan biteni böyle görüyorlar demek ki. Polis şiddeti yok; destan yazan polisler var, ölen, yaralanan aşağılanan, hakaret edilen yok; ayyaşçapulcuahlaksızlarhainlerişbirlikçilerdarbeciler... onlar, onlar... var. Onlara karşı da biz, biz... varızGösterin gücünüzüçıkın sokağa titretinkorku salın onlara diyen bu ülkenin siyasi yöneticilerini gördük. 

Bu dil kutuplaştırıcı, kışkırtıcı, çatışmaya kapı aralıyor” diye eleştirildiğinde; “Kusura bakmayın ben buyum değişmem” sözü söylendiğinde, o birileri bu sözü cesaretlilik örneği olarak alkışlıyor. Hintli bir filozofun dediğine göre: “En cesur cesaret ve kahramanlık gösterisi, korkunun ve kaygının en yüksek olduğu durumlarda dışa vurur.” Birileri sürekli korku üretiyor. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi. 

O hâlde, iktidarı eleştirenleri eleştirenler, siz de kusura bakmayın, fena hâlde yanılmışsınız. AKP’li olmayan, askerî vesayete karşı özgürlükler, demokrasi alanın genişletilmesi, Kürt sorununun çözümü için iktidarın olumlu politikalarını desteklemek, şartsız, şurtsuz AKP’ye, liderine biat yemini etmek değildir. Böyle anlamış olanlar varsa, bu, onların sorunudur.


İyi ki, Batı dünyasının parçasıyız!

Evet, Türkiye değişti ve değişiyor. Siyaset ve iktidar devleti yönetir, denetler konuma doğru gidiyor. Ancak bu, demokratik yönetim yöntemi olarak gelişmiyor. Eski metotla devleti ele geçirme, devlete hâkim olma ve bu yolla kendinden olanlarla rant bölüşümü ve paylaşımını organize edecek mekanizmalar kuruluyor. İslami- muhafazakârlık söylemi üstünden, yeni bir egemen zümre/ sınıfsal blok oluşumuna şahit oluyoruz. 

Egemenlik el değiştiriyor, yer değiştiriyor. 

Halk çoğunluğu demokrasi zihniyetiyle “millet iradesi adına” denerek, “iktidar partisine oy verenlerin, dinî inanç tercihleri, ahlaki değerleri doğrultusunda toplumu düzenleme” sözleri söyleniyor. Bunlar söylendiğinde rejimin adı, çoğunlukçu otoriter rejim olur. Mısır’da, Mursi’nin çoğunluk bende diyerek dokuz yaşında evlenme yasası ve benzeri uygulamalar yapması karşısında, “zalimden daha zalim oluyorsun dedi Mısırlılar.

Elbette Türkiye Mısır değil. Türkiye, yarım yamalak da olsa parlamenter sistem geleneği olan, Batı’nın askerî, siyasi kurumlarıyla iç içe bir ülke. Askerî vesayet sistemini ayakta tutan da iki kutuplu dünyada, Batı sistemiydi. 

Türkiye’nin küresel dünyanın parçası oluşunda Batı sisteminin (dış dinamiklerin), değişim ve demokratikleşmenin iç dinamiklerinin önünün açılmasında önemli rolü olmuştur. AB süreci olmasaydı, demokratikleşme de bu kadar yol alınabilir miydi?

NATO ve Batı dünyası, askerî vesayet sistemini savunuyor olsaydı bugünkü sonuca varılabilir miydi?Kemal Derviş’in ekonomi programı olmasaydı, bugünkü ekonomik büyüme ve istikrar sağlanabilir miydi?

Bunları da bir kenara not etmek gerekiyor. 


Yeni egemen zümre; İslami- muhafazakârlık


Şerif Mardin
’in “Türk Modernleşmesi”nde Ziya Gökalp’ten aktardığı, “...resmî medeniyet, halk medeniyeti”, çelişkisi hızlı kentleşmeyle birlikte yatay ve dikey olarak her alanda iç içe geçiyor ve karşı karşıya geliyor. “Halk medeniyeti”, “eski” egemen zümrenin egemenlik alanlarını adım adım ele geçiriyor. Yeni zümre (blok) kültürel, ideolojik ve sermaye sınıfı olarak hegemonya kuruyor.


İslami- muhafazakâr egemen blok.
 Ağırlıklı İslami gelenekten gelen, küresel sermaye ile birleşmiş büyük sermayedarlar. Aynı gelenek ve sosyal çevreden gelen büyük sermayenin yan sanayii, tedarikçileri. Yeniden yapılanan sivil ve silahlı bürokrasi, İslami aydın entelektüellerin önemli bir kesimi, mütedeyyin yeni” kentli orta ve yoksul kesimler. Yüzde elliyi bunlar oluşturuyor.

Bu bloku oluşturan ezici çoğunluğun kültürel, dinî ve ahlaki değerleri ile iktidarın İslami- muhafazakâr ideolojisi ve dünya görüşü bütünleşiyor, siyasal yapı ile cemaatçi yapı iç içe varoluşlarını tamamlıyorlar. Bu nedenle bu aşamada sınıfsal farklılık öne çıkmıyor.

İslami-muhafazakâr blokun içinde ve dışındaki sosyal, siyasal muhalefet konusu önümüzdeki haftaya.

 

http://www.taraf.com.tr/huseyin-cakir/makale-islamci-muhafazakar-blok-ve-muhalefet.htm