Kürkçü’nün Kemalizm açmazı ve sosyalist sol

Hüseyin Çakır - 30/08/2008 12:34:21 (747 okunma)


Kürkçü’nün Kemalizm açmazı ve sosyalist sol

Ertuğrul Kürkçü Milliyet’teki söyleşisinin başında “Liberal sol sizce nedir?” sorusuna “liberal sol, ‘siyasal kurtuluş’u,‘toplumsal kurtuluş’un önüne koyuyor.... AKP ile ittifak halinde demokrasiye ulaşılabileceğini düşünüyorlar”, diyor ve ideolojik ayrım çizgisiyle söze başlıyor. Daha ilk cümlede, demokrasi mücadelesini küçümseyen, ama ‘toplumsal kurtuluş’ u sosyalizm olarak öne çıkararak ‘ilkesel’ tutumunu ortaya koyuyor. Fakat, bu ilkesel tutumun Marksist bir tutum olmadığını,‘işçi sınıfının kurtuluşu’ yerine ‘toplumsal kurtuluş’ amacından anlıyoruz. Söyleşinin ilerleyen bölümlerinde Kürkçü, kendi dışındaki eleştirel düşünen özgürlükçü/demokrat sosyalistleri liberal sol diye nitelendirip zihninde karşısına oturtuyor ve onların nasıl düşündüklerini veya düşünmeleri gerektiğini hayal ederek kendisinin ‘ilkesel, sınıfsal tutum’ aldığını göstermeye çalışıyor. 

KÜRKÇÜ'NÜN İDEOLOJİK AÇMAZI

Kürkçü, sorulan her soruya yanıt verirken genel geçer Marksizm-Leninizm kriterlerini kullanarak analizler yapmaya çalışıyor. Açık biçimde Marksizm-Leninizm den söz etmiyor, ‘Emek ekseni’ terimini kullanıyor. Böylece dogmatik zemininde durmadığını göstermeye çalışıyor. Ancak emek ekseni söylemini örtük olarak yeni sol söylem gibi kullanıyor. Fakat, kullandığı metodoloji, kavramsallaştırmalar, klasik dar sınıf eksenli Ortodoks Marksizm-Leninizm çizgisi. Bu nedenle eleştirel Marksizme, özgürlükçü/demokrat sol’a daha uzak, hatta uzlaşmaz gibi dururken, Ortodoks Marksizm-Leninizm’e çok yakın duruyor.

Yukarıda belirttiği ‘siyasal kurtuluş’ , ‘toplumsal kurtuluş’ ayrımı Marksizm-Leninizme göre ‘sağ’ bir tanımlamadır. ‘İttifak halinde demokrasiye ulaşılamayacağını’ söylemek ise ‘sol’ bir yaklaşımdır. Kürkçü’nün açmazı: Sol-Kemalizm ile Marksizm-Leninizm’in nerede ayrışıp nerede birleştiğine karar verememesidir. 

Kürkçü, sınıf eksenli düşünme ve politik duruşunu ortaya koyduğunda, Marksizm-Leninizm’in evrensel kalıplarını kullanıyor. Türkiye’nin, sosyal, politik sorunlarının çözümünü topyekûn olarak ‘toplumsal kurtuluş’ta, devrimde görüyor. Bu ‘toplumsal kurtuluş’un içeriği; kapitalizmin yıkılması, komünizmin kurulması olmalı. Toplum kategorisinin içine kimler, hangi sosyal sınıflar giriyor açıklanmıyor. Bu belirlisizlik Ortodoksluktan kaçış kapısı imkânını sağlıyor. Şöyle diyor Kürkçü; “Demokrasiyi küçümsemek söz konusu bile olamaz. Demokrasinin sınırlarındaki her genişleme iyidir. Sorun AKP’nin bir demokrasi dinamiği olmasına imkân vermeyen öz tabiatıdır.” Bir belirsizlik kaçış kapısı da burada açıyor, ‘demokrasiyi küçümsemek’, hangi demokrasi sorusu boşlukta. Bu zihniyet demokrasiyi AKP’ye endeksleyerek, Türkiye’nin demokratikleşemeyeceği sonucuna varıyor. Bu ideolojik kargaşa değilse eğer, demokratikleşme karşısında açık seçik tavır değil midir?

Sol çocukluk hastalığı’ işte tam da bu ve benzeri zihin karmaşıklığı içinde en devrimci duruş sergileme sertliği ve uzlaşmazlığı olarak devam ediyor. Öte yandan, “AKP’nin tarihsel eğilimi, sermaye hâkimiyetini İslami değerlerle bütünleyerek kalıcı kılmak” ve devamla “Türkiye’deki bu gerilim demokratik bir enerjinin başka yerden ortaya çıkmasına imkân verir, ama gerilimden ötürü AKP Türkiye’ye demokrasi taşımaz ya da ordu gerileyip demokrasiye yol vermiş olmaz. Burada söz halka düşer. Halka düşen sözü örgütlemek de ne ordunun işi ne AKP’nin işi; o bizim kendi işimiz. Biz kendi işimizi nasıl AKP’ye ihale edelim? AKP’nin ilerletmeye çalıştığı kapitalizmin aslında iyi bir şey olduğunu nasıl halka dönüp söyleyelim?” ifadeleri ideolojik zihin karmaşası temel noktalardan birisi de burası. Türkiye kapitalizminin özgün gelişmesini düzleştiren bir bakıştır. Devlet kapitalizmi ve özel sermaye kapitalizmi bir kaba koyulduğunda, darbeci, otoriter rejimle, hukukun üstün olduğu, demokratik kurumların ve kuralların hayata egemen kılındığı rejim arasındaki farkta anlaşılamaz. Devletçi kapitalizm, devletin rant dağıttığı, mafya ekonomisi, mafyaların, çetelerin, rüşvetçi, yağmacı otoriter antidemokratik bir düzen. Bütün bunlar bir de kutsal devletle, resmi ideolojiyle sarıp sarmalandığında ortaya kaya gibi devlet kapitalizmi çıkıyor. Devlet kapitalizmi, diktatörlükleri, otoriter, militarist rejimleri üretiyor. Devlet kapitalizmi, ideolojik olarak milliyetçilik, ulusalcılık ve egemenliğini korumak için antiemperyalizmle varlığını sürdürmeye çalışıyor. Devlet kapitalizminin bu özelliğiyle özel sektör kapitalizminin, kapitalizm ‘özü’ aynıymış gibi değerlendirildiğinde; muhasebe, kayıt sistemi, rekabetin asgari koşullarının hukuk sistemine bağlandığı kapitalizm özelliği anlaşılamaz. Devletçi kapitalizmin egemenliğiyle, kapital sahibi özel sektör (burjuva demiyorum çünkü Türkiye’de burjuvazi Batı’nın sosyal, sınıfsal, kültürel özelliğine sahip özellikler göstermemektedir) aynıymış gibi bakıldığında, pratikte görüldüğü gibi, Ergenekon davasında ortaya çıkanlardan bile hareket edildiğinde, beş benzemez gibi görünenlerin özünde devletçi kapitalizmin bekası için yola çıktıkları görülmektedir. 

Türkiye kapitalizminin özgün gelişmesini düzleştiren bir bakıştır. Devlet kapitalizmi ve özel sermaye kapitalizmi bir kaba koyulduğunda, darbeci, otoriter rejimle, hukukun üstün olduğu, demokratik kurumların ve kuralların hayata egemen kılındığı rejim arasındaki farkı ortadan kaldırıyor. Doğal olarak demokratik rejimle, otoriter rejim, onun gözünde aynı olarak görülüyor.

DEVLET KAPİTALİZMİ VE DEMOKRASİ 

Oysa devlet kapitalizmi diktatörlükleri, otoriter, militarist rejimleri üretiyor. Demokrasiden nefret eden, çete mafya rejimini besliyor. Devlet kapitalizminin bu özelliğiyle özel sektör kapitalizminin, kapitalizm özü aynıymış gibi değerlendirildiğinde, demokrasi mücadelesi ve uzlaşmalar, demokrasi için ittifaklar solun sorunu olarak görülmüyor. Kürkçü’de olduğu gibi darbecilik, otoriter, militarist rejimle, demokratik hukuk rejimi arasındaki farklılık, egemen sınıfın iktidar kavgasına indirgenir. 

Bu nedenledir ki, Türkiye’de olup bitenin, yaşanan sürecin “sınıfsal” analizini yapmaya çalışan Kürkçü, tutarlılık adına çelişkilerin içinde ‘bir sağa bir sol’a gidip geliyor. AKP analizi yaparken “Sermaye hâkimiyetini İslami değerlerle bütünleyerek kalıcı kılmak” diyor. Bu analizinde de Marksist analizle, Kemalist analizin iç içe geçtiği görülüyor. Marksist düşüncede “sermayenin vatanı, dini, imanı yoktur”. Kemalistlerin ürettiği “yeşil sermaye” özünde sermaye’yi 'iyi-kötü' diye ayırıyor. Kürkçü Kemalist dili kullanarak tahlil yapıyor. Sayın Kürkçü, “12 Mart’tan çıktığında Türkiye solunun ilk yaptığı şey Kemalizm’le hesaplaşmaktı. O hesaplaşma 1974-1977 arasında yapıldı ve bitti. Türkiye sosyalistleri ne ünitecidir, ne de laikçi... Ama Türkiye’de “dinci gericilik” diye de bir şey vardır. Bu gerçek de apaşikar.” 

Kemalizm’le sol ilişkisinin bittiği söylenebilir mi? 28 Şubat’ta DİSK, Odalar gibi sosyalist solun yönetimde olduğu örgütlerin destek bildirilerini, bayrak mitinglerine katılmaları nasıl açıklanabilir. Kürkçü bütün söyleşi boyunca, hem kendi sorduğu, hem ‘liberal sol’a sordurduğu soruları ya bilerek ya da ideolojik zihin karması içinde olduğu için yanlış soruyor. Yanlış soruya doğru cevap bulmak hiç de kolay olmuyor. Örnek bir soru “en ilkel komünizmden en modern sosyalizme kadar üretim araçlarının, ya da malların, ortak mülkiyeti yani temelde mülkiyet meselesi dışında tanımlanmış bir sosyalizm ben bilmiyorum. Benim de ufkum böyle. Dolayısıyla burada işin Ortodokslukla falan ilgisi yok. Bu tamamen sosyalizm denilen şeyin özüyle ilgili.” Bir doğru bir yanlıştan tek doğru çıkmıyor. Marks’ın sınıfsız toplum ütopyası olan komünizm sözleriyle, komünizmi amaçlayan siyasal iktidarı (sosyalizm) aynı şey gibi görmek; “Benim de ufkum böyle” sözünü doğruluyor. Bu ‘ufuk‘tan bakanlar, Afganistan’ı, Irak’ı, Suriye’yi, Etiopya’yı, Kamboçya’yı vs. sosyalist devlet, sosyalizm kuruculuğu sanıyordu. Bugün de, Chavez diktatörlüğünü sosyalizm olarak görüyor. 

DEVRİMCİLİK-REFORMCULUK TARTIŞMASI

Bir süredir gazete sayfalarında devam eden ‘sosyalist sol’da ayrışma, kırılma tartışmasının özü; devrimcilik-Marksizm-Leninizm ile reformculuk, revizyonculuk-eleştirel Marksizm tartışması. Reel politik gelişmeler karşısında farklı tutum alınması. Demokrasi ve özgürlükler için bugünden mücadele edilip edilmemesi ve bu alanların genişletilmesi için uzlaşmalar, ittifaklar yapılıp yapılmamasını düşünen demokrat, özgürlükçü sol ile, seçkinci elit ‘dar sınıf’ bakışına sahip, ‘öncü parti’ zihniyetiyle her şeyi devrimle ve iktidara gelince yapmayı düşünen, toplumun değerlerini, inançlarını, siyasal tercihlerini küçümseyen, aşağılayan ‘sol’cu zihniyetler arasında. Ertuğrul Kürkçü’nün söyleşisinde bu farklılık bütün yönleriyle görülüyor.

Bu ayrışma sol adına iyi bir şey. Kim nerede durduğunu açık seçik ortaya koyarsa dost kalmanın ve iki farklı sol olarak iş birlikleri yapmanın zemini oluşmuş olur. Yoksa birilerinin söylediği gibi, o veya bu solu kimse yok edemez. Ortada düşünce varsa o düşünceleri benimseyenler olacaktır.