Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...


Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar..
.

Öcalan, PKK ve BDP, reformlar sürecinin geldiği bugünkü aşamada Türkiye’nin değişim sürecini yeni bir evreye taşıyacak pozitif siyaset yapıyorlar; değişim sürecinin belirleyici öznesi olmuş durumdalar.

Ama AKP, Erdoğan’ın rolü...” itirazlarını duyar gibi oluyorum.

Elbette tek elle barış ve çözüm sürecinin olmayacağını biliyoruz.

On yılda iyi şeyler oldu”, daha fazla iyi şeylerin olması için AKP bugün can-ı gönülden davranmıyor, elini cebinden çıkartmakta nazlanıyor. Genellikle el cepten çıkartıldığında, işaret parmağı birilerini işaret ediyor, hedef gösteriyor.

AKP’nin yönetici kadroları, değişiminde rol oynadıkları Türkiye’nin geldiği noktayı görmek istemiyorlar sanki.

Bir zamanlar Erbakan Hoca’dan duyduğumuz radikal ulusalcı, anti-kapitalist, “şer kulüpleri” sözlerini duyuyoruz Erdoğan’dan.


Koç
 Grubu’nu açıkça meydanlarda tehdit eden sözler söyleyip, sonra da “rutin denetim” derseniz, buna kimse inanmaz. Mustafa Boydak’ın söylediği gibi 28 Şubat’ta birtakım grup ve şirketlere karşı yanlış oldu. Bu yanlış algının tam tersini bugün yapmamanız gerekiyor.

Basına verilen “ayar” şimdi “laik sermaye ve iş dünyasına mı veriliyor? Ya da, Müslüman, mütedeyyin, inançlı insanlar arasında ortaya çıkan ve “görünür sınıfsal farklılıkların üstünü örtmek için, “laik sermaye” hedef gösterilerek, Müslüman kardeşiz, hiçbir sınıf farkımız yok mesajı verilerek oylar bloke edilmeye mi çalışılıyor?

Duran ve koruyan, tarihsel gelişme karşısında, geriler.” Yüzde elli oyu koruma çabası, zaman zaman gözü karartıyor, olmadık zamanda olmadık laflar ettiriyor. AKP, seçmen hassasiyeti dolayısıyla! toplumun muhafazakâr değerlerini sivrilterek, laik kesime doğrultuyor. İçe konuşan, içe kapanmacı dil öne çıkıyor. Bu kafayla, büyük çaplı, temel konularda köklü reformlar yapılamaz.

2002’de iktidara gelen AKP ile bugünkü AKP, her bakımdan farklılaştı ve değişti. Ustalık dönemi AKP’si: Geldiği iktidar pozisyonunu ve büyüttüğü ve büyütmeye devam ettiği egemen sermaye çevresini “koruyan”/ “muhafaza eden” bir AKP. Değiştirici mum, bitmeye ve sönmeye doğru gidiyor.


Pozitif muhalefet ve BDP


BDP
pozitif siyaset yapıyor ve “ana muhalefet”, yeni muhalefet rolü oynuyor.


Öcalan, PKK ve BDP’nin pozitif siyaseti sonucu, PKK, reel siyasetin parçası olarak meşruiyet kazandı.
 Bu fiili durum, Türkiye’nin normalleşmesini, özgür ve demokratik ortamın ilerlemesini sağlıyor. Duran iktidarı adeta itekliyorlar.

BDP’nin batıdaki imajı değişiyor. Son seçim anketlerinde oyu yüzde 7,5 olarak görünüyor. BDP ve BDP’lilerin güven veren sorun çözücü politikaları, batıdan oy almasını getirecektir.

Bu süreç BDP’yi de değiştiriyor, değiştirmeye davam edecek kuşkusuz. Demokrat, özgürlükçü kimliği öne çıkan BDP, Türkiye’nin “sağ”ını ve “sol”unu olumlu etkileyecektir.

Eşbaşkan Demirtaş’ın, iktidarı ve diğer muhalefeti eleştiride kullandığı üslup, basit polemikçilikten uzak, olgulara objektif yaklaşımı, onu güvenilir siyasetçi yapıyor.

Demirtaş, “İktidarın olumlu bulduğumuz politik adımlarını destekliyoruz, bu AKP’yi desteklemek değildir olumsuz gördüklerimizi eleştiriyoruz, karşı çıkıyoruz, o zaman da AKP düşmanı olmuyoruz bizim sorumlu siyaset anlayışımız böyledir diyor. Demirtaş’ı ve BDP’yi geleneksel siyasetçilerden farklılaştıran bu siyaset anlayışı.


Öcalan
Kürtler ve BDP, demokratikleşme sürecini sırtladılar. AKP’ye adım attırıyorlar. CHP sürece daha aktif dâhil olmaya çabalıyor. MHP ise yalnızlaşıyor.

Toplum olup biteni, fiili durumları, sükûnetle, sağduyuyla izliyor.