Kutuplaşma sınırı aşılıyor...

 

Kutuplaşma sınırı aşılıyor...

Türkiye, normalleşme arayışı ve çizgisinden;  sert söz düellosu ile başlayan,  fiili çatışmaya doğru sanki planlı biçimde yönlendiriliyor,  sürükleniyor.

 "Yolsuzluk soruşturmalarının başladığı 17 Aralık'ı, siyasal alana darbe, Erdoğan'ı yok etme"  
olarak  tanımlayan AKP ve "organik aydın"lar, AKP'nin siyasi kirliliğinin üstünü örtemediler. Ortalığa çıkan ses kayıtlarından iktidarın siyaset yapma tarzının nasıl kirlendiği ve  Erdoğan merkezli tek adam rejimine dönüştüğü ortaya çıktı. Ses kayıtlarının içeriğini bir kenara bırakıp, "nasıl  ve kim kaydetti, kim bunları servis ediyor", "devlet sırları ifşa ediliyor" debelenmeleri, hakikati çarpıtma  çabaları, "kutuplaştır, çatıştır" a dönüştürülüyor. Erdoğan’ın konuşmalarına  göre,memleket, AKP'liler ve AKP'li olmayanlar diye   ikiyi bölünmüş sanki.

'AKP'liler vatansever, devleti sahipleniyor, AKP'li olmayanlar, devlet düşmanı'
 ile başlayan, akla gelen ne kadar kötü söz varsa her yerde söyleniyor.

Öte yandan bir süre belki geri çekilmiş olan "devletçi refleks", "yeni devlet" adıyla süreci yönetmeye başladı.  Bir “akıl” ve bu “aklın” planlayıp yönettiği, geçmiş zamanlarda yaşadığımız “korku” senaryosundaki sözlerin neredeyse bire bir aynısını bizim kuşak yeniden dinliyor.  Ve “biz bu filmi daha önce de görmüştük” sözü orta ve yaşlı kuşaktan sık sık duyuluyor. Sözlü şiddetle başlayan kutuplaşma, hukuk yolu şiddetiyle, polis baskısıyla muhalif olanların korkutularak  pasifize edileceği sanılıyorVe “biz bu filmi daha önce de görmüştük” sözü orta ve yaşlı kuşaktan sık sık duyuluyor. Sözlü şiddetle başlayan kutuplaşma, hukuk yolu şiddetiyle, polis baskısıyla muhalif olanların korkutularak  pasifize edileceği sanılıyor. Bu zihniyet ve ruh hali, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat zihniyetinin neredeyse aynı kalemden çıkmış birebir tekrarı.  Özeti: “devleti korumak”, “devlet tehlikede”, “birileri devleti ele geçiriyor”,  “anarşistler, teröristler, hainler...”  ve Erdoğan bunlara  ateistleri ekledi. İdeolojik ve inandığı mezhep dışındaki herkese, nobran, galiz küfürler savuruyor,  paralel  devlete saldırırken; "Bunlar Şiayı da geçti " diyerek, bilinç altındaki nefreti   dışa vuruyor, AKP'lilere kendi şiddet, nefret ruh halini  yüklemeye çalışıyor.
 
Yeniden "Tek bayrak, tek millet" retoriği  bağırmaya başladı. 
AKP’yi devletçi, devleti savunan, militarist,  parti haline getiren Tayyip Erdoğan ve 2011’den sonra çalışma arkadaşları olarak seçtiği ekip-iç parti,  Ergenekoncularla sarmaş dolaş oldular. Erdoğan,  24 TV söyleşisinde serbest bırakılan Ergenekoncuların AKP’ye teşekkür etmediklerinden yakındı.  Erdoğan’ın bu zihniyeti ile AKP’nin kurucu babalarının akılları aynı noktada mı acaba?

AKP’yi yöneten “iç parti”,  AKP üyelerini, AKP seçmenlerini, devlet düşmanlarından “devleti koruma” ya çağırıyor. Bütün muhalifleri devlet düşmanı ilan eden Erdoğan ve ekibinin, AKP’lilere çağrı yaparak,  Gezi eylemleri sırasında, “tencere tava çalarak protesto eden komşularınızı savcılıklara şikâyet edin”  diyecek kadar gözü dönmüştü.  AKP’yi yöneten bu zihniyet, Türkiye’yi kutuplaşmanın ötesine taşıyarak, “iç çatışma”, noktasına götürüyor.  

Öfke, nefret çift yönlü birikiyor. Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhaliflerinin en hassas noktaları, rencide edici aşağılayıcı sözler söylüyorlar. Dini inanç, yaşam tarzı, ideolojik farklılıklar en kaba, argo sözlerle aşağılanıyor. Bu söylem AKP’liler sokağında “biz” duygusunu radikalleştiriyor. Bu radikalleşme gazete yazıları, TV tartışma programlarında sarf edilen sözlerle sınırlı kalmıyor;  AKP’nin militan üyelerini kemikleştiriyor, karşıtlarına karşı tahammülsüzleştiriyor: - Geçerken bir not düşelim;  Milli Görüş Hareketinin, Türkiye’nin en çatışmalı, kutuplaşma döneminde bile kendi politik ve ideolojik söylemi çatışmadan uzaktı-

 Erdoğan ve ekibinin iktidar dili ve ötekileştirici sözleri,  1453 gibi, eli sopalıların ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu eli sopalılar,  bazı AKP’liler yöneticileri tarafından hoş karşılanıyor olabilir. Bugün polis marifetiyle protesto gösterileri sert biçimde bastırılıyor ama eli sopalılara göz kırpılırsa, yarın polisin yanında, “vatan, millet, milli irade” adına eli sopalı bu “militer sivilleri” görebiliriz. 

Derin devlet, MİT veya başkaları, kutuplaşma ve çatışma üstünden belirli bir oy oranını bloke ederek iktidarın sürekliğini sağlamayı, yeni vesayet rejimini bu yol ve yöntemle oluşturmayı amaçlıyorlarsa ateşle oynuyorlar demektir. Çatışma ortamı yaratılırsa, Okmeydanı’nda olduğu gibi, birileri silahı devreye sokmaya çalışır.-

Vatanı koruyanlar ve vatana ihanet edenler bölünmesi bloklaşmasının dozajı artırılarak devam ettirilirse, bir zamanlar komando kamplarında “komünistlere karşı devleti milleti savunma” amaçlı ülkücü komandoların nasıl kullanıldığını hatırlayalım.

Başbakan, meydan konuşmalarında, AKP’li partililere, oy veren seçmenlere,  AKP’ye sempati duyanlara öfke, nefret, kin duygusu yükleyerek, mantıklı düşünmelerini, insani,  dini ve ahlaki duygularını  “ötekilere” düşmanlıkla doldurarak vicdanlarını köreltip, karartıyor. 

Erdoğan ve ekibi:  “Yeni Türkiye”  anlamının içini boşaltarak,  demokrasiyi, demagojik olarak amaçları için kullanıyor. Devlet gibi konuşup, devlet zinde gücü refleksiyle davranıyorlar.

Siyasi İslamcılıkları,  Evren’in siyasi İslamcılığına benzemeye başladı.  Gülen Cemaati ile kavgada kullanılan  “din istismarı” argümanlar ile 28 Şubat’ta Batı Çalışma Gurubunun psikolojik harp taktikleriyle aynı. Erdoğan’ın danışmanları, “AKP’yi kapatma” dava dosyasındaki belgeleri almışlar, özne değiştirerek bugün kullanıyorlar sanki.

Erdoğan ve AKP’yi yöneten ekibi,  “devlet ideolojisi” etrafında, militan, militarist ideolojik bir AKP oluşturma çabası içindeler. Bir kitle partisi olan, mazlumun ve mağdurun yanında, onların haklarını devlete karşı koruma talebiyle oy alan AKP, son beş altı aydır, “devleti koruyan, devlet partisi” ne dönüştürülmeye çalışılıyor.  

Otoriterliği aşan,  düşman ve nefret diliyle toplumu, “AKP’liler ve ötekiler” olarak ikiyi bölme çabasındalar. Bu politika, AKP’yi meşruiyet çizgisinden çıkartarak, darbecilerin yanına doğru taşıyor.  Kutuplaşma sınırı aşılarak, “biz ve onlar” ayrımında AKP’nin militan çevresi ötekilere fiili saldırı noktasına doğru gidiyor.

30 Mart seçim sonrası  bu siyasi ve toplumsal bölünmüşlük  manzarası devam ettirilirse, “uyuyan zinde güçler” iş başı! Yapabilir.