Memleket gene bölünmedi!

Hüseyin Çakır - 21/10/2009 1:06:03 (728 okunma)


Memleket gene bölünmedi!

19-20 Ekim tarihleri Türkiye Cumhuriyetinin" birliği, dirliği, bölünmez bütünlüğ" nün bir kere daha test edildiği gün oldu.Sevan Nişanyan’ın “altını çizdiği” gibi, “ Silopi’nin kurtuluş günü “olarak mı tarihe geçecek, yoksa “kardeşleşmenin” tarihi mi? ya da Türkiye “ Cumhuriyeti gene bölünmedi” günü olarak mı tarihe yazılacak bunu bilmiyoruz.

Bilinen ve yaşanan o ki, “Allaha şükür” misak-i milli sınırlarımız durduğu yerde duruyor. “Güneyden gelen akınla”bölünmedik, şimdi “Batıdan gelen akınla” bölünüp bölünmeyeceğimiz test edilecek.

Bir çember daralırken ( Şovenizm, ırkçılık, milliyetçilik) başka bir çember ( demokrasi, çokkültürülük, çoğulculuk) genişliyor.Zamanın aklıyla hareket edenler, bu zamanı yaşıyorlar. Zamanın dışında yaşayanlar, hezeyan, öfke içinde, değişimi ve yenilenmeyi, Donkişot’un yel değirmeninin üstüne geldiğini sanarak mızrak sallaması gibi kılıç kalkan kuşanıp “böldürtmeyeceğiz, böldürtmeyeceğiz” naraları atmaya devam ediyorlar. 

Türkiye değişiyor. Bu yaşananlar değişimin ta kendisi.

Zamanın aklı ve ruhu var mı bilemem ama, değişim: kendilerine değiştirici misyonu nu yükleyen değişimcilerin eşref saatini beklemiyor.

Nabi Yağcı'nın çok kullandığı Engels’in şu sözünü anımsatmak isterim: “tarih bazen, yanlış yerde durana doğru şeyler yaptırıyor.

Türkiye değişiyor ve yenileniyor.

Yaşadığımız zaman: Ne sanayi toplumu öncesinin binlerce yıl süren statik toplum düzeni ve siyasal hayatı, ne de sanayi devriminin ortaya çıkarttığı uzlaşmaz sınıfsal çelişkilerinin keskinleşerek büyük kitle hareketlerinin eylemliliğinden doğan devrimler çağı. Bilgi çağı, bilgi toplumun da her an, her saniye değişim ve yenilenme oluyor.

Bu değişimi ve yenilenmeyi anlamak için bugünün dünyasının içinde yaşandığının farkında olmak ve zamanı yaşamak gerekiyor. 

19-20 Ekim 2009 tarihlerinde Kürdler çok sevinçliydi. 

Hayatlarının en özgür gününü, özgür olma duygusunu ve KENDİLERİ olmanın ruh halini doya sıya dışa vurdular. Ağızlarına geleni söylediler. Zihinlerinden ne geçtiyse, o an duyguları nasıl dışa vurduysa… Amasız, fakatsız ifade etmenin özgürlüğünü mutluluğunu yaşadılar.

Gazeteci, akademisyen, kimi yorumcular bu durumu eleştirerek şöyle diyorlar. “efendim barış elçileriymiş, kardeşim bunlar diplomat mı? Sanki başka bir ülkenin temsilcisi muamelesi görmek istiyorlar” diyorlar.

Böyle sorular soranlara bende şöyle soruyorum: Mahmur kampındaki 12 bin Türkiyeli Kürdün ne işi var Irak topraklarında, bu soruyu sormak aklınıza gelmiyor mu diye sorma istiyorum. Lafı uzatmak istemem ama, böyle soru soranlar zamanında o kadar çok soru sormadılar ki, şimdi böyle sorular sormaya utanmıyorlarsa bu onların ayıbı.

19-20 Ekim’de gene “bu memleket bölünmedi”.

Bu memleket bayrak sallamakla, poster taşımakla gene bölünmedi.

-PKK lideri Sayın Öcalan dediler,

-Kürt halk önderi dediler,

Bu memleket gene de bölünmedi.

Gelenler gerilla kıyafetlerinin içindeydiler, her gün sokakta, otobüste, işyerinde karşılaştığımız insanlardan hiçbir farkları yoktu.

Ahmet Türk çok kötü konuştu diyen yazar, çizer, uzman, akademisyen yorumlarını dinlerken, Ahmet Türk’ün gözlerindeki derin anlamı hiç birisi göremiyordu. Ahmet Türk bu anı yaşarken 12 Eylül sonrasında geçtiği işkence tezgâhı acılarını unutmuştu. Pille çalışan kalbinin bu heyecana nasıl dayandığını hiç kimse bilemezdi. 

Onun için dağdakinin adı, gerilla, terörist, hain olmuş çok anlam ifade etmiyordu. Onlar Kürd’tü ve bu toprakların insanıydı. Ahmet Türk TBMM üyesi, milletvekili siyasi kimliği olan birisi olarak onları karşılıyordu. Aslına bakılırsa Ahmet Türk’te DTP’liler de bu olup bitenler karşısında biraz şaşkındı. Değişen Türkiye’nin ne kadar farkındaydılar sanırım bunu daha sonra anlayacaklar. 

Türkiye kabuk değiştiriyor,

Türkiye değişiyor,

Türkiye yenileniyor.


Başbakan, içişleri bakanı, devleti yöneten siyasi irade, hükümet, “eve dönüş” diyorlar. Kimi gazeteciler, akademisyenler, TV haber merkezi editörleri“ Teröristler teslim oldu” diye yorum yapmayı ısrarla sürdürüyorlar.

Türkiye değişiyor.

Ve AKP bu değişimi zamanın ruhunu okuyarak, Ahmet Altan’ın deyimiyle “çıkarları denk düştüğü için” sürdürüyor.
Felsefi ve diyalektik olarak değişimden yana olan sol ise;

Maalesef SOL yok.

20 yıl önce Metin Akpınar-Zeki Alasya bir oyunlarında SHP-CHP birleşmesinin görüşmelerini hicvederken “inşallah önümüzdeki 20 yıl içinde birleşeceğiz” diyorlardı. 

Yirmi yılı çok geçti.

Türkiye’yi AKP’den daha iyi değiştirecek bir sol olmayacaksa eğer, olsa da olur olmasa da olur.

Ama;

-Türkiye’nin demokratikleşmesinin evrensel demokratik kurallara uygun olarak, devletin yeniden yapılanması ve anayasal güvence altına alınması için,

-Sosyal adaletin, eşit, adil, hukuk sisteminin demokratik, evrensel kurallara göre işlemesi için,

-Türkiye’nin temel meselesi olan, Kürd meselesinin, evrensel insan hakları temelinde, insan olmanın eşit, özgür haklılığı temelinde çözümü için,

-En azından AKP’nin reformcu politikalarından daha ileri istemler ileri süren sol bir partiye Türkiye’nin bütün yurttaşlarının en fazla da Kürdlerin ihtiyacı var.

Silopi’de Kürdler heyecanlıydı.

İstiklal caddesinde DTP’liler vardı.

Bu ülkenin solu, sendikaları, “emek kuruluşları”, böylesi “köşeli” konular olduğunda kendi kimlikleriyle meydanlara çıkarak, açık seçik irade belirterek maalesef 'yok'lar.