Öcalan'la görüşülürken operasyonlar ne için yapılıyor?

Hüseyin Çakır - 17/05/2011 14:27:39 (696 okunma)


Öcalan'la görüşülürken operasyonlar ne için yapılıyor?

Her şeyin normalleşmeye doğru gittiği ve bu normalleşmenin 12 Haziran’dan sonra yeni bir anayasa ile sonlanmasını beklerken, silahlar konuşmaya başladı. Silah çatmış olanlar yerlerinde oturuyor, İmralı’da devlet (siyaset değil her halde)le Öcalan görüşüyorken, ne oldu da yeniden patlayan silah devreye girdi. Herhalde artık “önce o bu ateş ettiği” ya da “devlet dağlarında silahlı adamların gezmesine izin vermez” diye düşünülmüyordur. Dağlarında silahlı insanların yaşadığı ve gezdiği 30 yıldır savaşıldığı ve artık bu savaşın bitirilmesi ve Kürt sorunun demokratik yollarla çözümü tartışmalarının ciddi boyutta yapıldığı ve ilerleme kaydedildiği bir zamanda silahların patlaması normal bir olay değildir. Barışçı ortamın gelişmeye başladığı zamanlarda silahları kimlerin patlattığına ilişkin Silivri mahkemesi dosyaları itiraflar ve belgelerle dolu. O halde, PKK'inin ateşkesi devam ederken, Öcalan görüşmelerin umut verici olduğunu söylerken, TSK'nın başta Tunceli olmak üzere, sınırı geçerek operasyon emirlerini kimin veya kimlerin verdiğini Başbakan açıklamalı.

Çünkü kalıcı bir barışa doğru gidildiği umudu doğmaya başlamışken bile, Mart ayından bu yana öldürülen bu ülkenin 40 kişinin öldürülmesinin nedenini açıklamak bu hükümetin görevidir.

Başbakan bu ülkenin Başbakanıysa, öldürülen polis askerden ne kadar sorumluysa, bu ülkenin yurttaşı gerillaların öldürülmesinden de sorumludur. Birarada, kardeşçe yaşamak”, “analar ağlamasın” sözlerini kim söylüyorsa ve bu konuda samimiyetleri varsa, ölen asker, polis cenazesine katılıp "gözyaşı" dökenler, öldürüldükten sonra dağlarda kurda kuşa bırakılan gerilların cenazelerine ve taziyelerine de katılabiliyorlarsa, Kürt sorunun çözümünde zihniyet değişimi ve birarada yaşamanın zemininin oluşmaya başladığına umutla bakılabilir. Yoksa bugüne kadar olduğu gibi, silah sesi başladı mı, topuk selamı verip hazır ola geçildiği sürece, dön baba döne milliyetçi şöven siyaseti devam ediyor, atılmış bütün olumlu adımlar anlamını yitiriyor. Kürt meselesinden dolayı üniter devleti koruma söylemleri başka bir mecraya doğru evriliyor. “Sorun” üstünden siyasal rant, “sorun” üstünden iktidar ve egemenlik kavgası veriliyor. “Sorun” çözülmüyor, çürütülüyor. 

Çukura düşmek kazanç mı getiriyor?

Kürt kentlerinde yer yerinden oynuyor. Seçim meydanlarındaki iktidar ve muhalefet, bu olup bitenlere gözlerini ve kulaklarını kapatmışlar, ellerinde mikrofon birbirlerine bağırıyorlar. Başbakan Ergenekon'dan, çetelerden hesap soruduğunu, sorulacağını söylüyor. Kılıçdaroğlu, Ergenekon tutuklularını aday göstermenin meşruiyetini anlatıyor. Ve TSK sınırı da aşarak operasyon yapıyor. “Biz bu filimi gördük demek” lafı bile bu durumu anlatmaya yetmiyor. 

İyimser bir bakışla bu hükümet, aynı “çukura” düşmeye devam ediyor diye düşünülebilir. Belki de “çukurlara düşmeyi” seviyor. Düştüğü her çukurdan kazançlı çıktığını gördüğü için, bir şeyler elde etme yolu olarak “çukura düşmeyi” tekrarlıyor. Şemdinli davasının yeniden açıldığı gün, TSK’nın son sürat operasyonlara devam ediyor olmasının başka bir izahı mümkün görünmüyor. Dağda, şehirde, yolda, asker, polis, gerilla ölüyor. “Düşük yoğunluklu” savaş sürüyor. PKK-Hizbullah çatışıyor. KCK'lilerin tutuklulukları devam ediyor. Yeni tutuklamalar sürüyor. YSK şapkadan tavşan çıkartır gibi BDP’yi meclis dışı bırakmaya çalışıyor...

İyi şeyler olmuyor”. Başbakan sanki Şemdinli sendromu içinde, susuyor. Susma nedeni; MHP’nin milliyetçi oylarına göz dikildiği için mi? Yoksa “İkiİktidar”, “tek” iktidara mı dönüştü sorusu akla geliyor. Hükümetin asker-siyaset politikalarının genel seyrine ters biçimde askeri harcamaların Yargı denetimi dışında bırakılması, AKP’de hemen her kesin konuşma, beden ve zihin dilinin devlet diline dönüşmesi; terörist ve Kürt adının aynı cümle içinde kullanılmaya başlanması, vatan, millet, kelimelerinin yerli yersiz yüksek sesle söylenmesi gibi. Bu değişimi AKP’nin iktidar hırsının ötesinde değerlendirmek gerekiyor. Sistemin merkezine yerleşerek yerini sağlamlaştırmaya çalışan "geleceğin AKP"sinin kimliğinin ip uçlarını veriyor bu değişim. AKP’nin bu yeni kimliği ve yeni dili, yeni anayasa yapımı konusunda izleyeceği zihniyeti anlamaya yetiyor. 

Bugün olanlar 12 Haziran sonrasının tablo rengini gösteriyor

Hem seçim meydanlarında yaşanan gerilim ve nereye doğru evrileceği belirsiz operasyonların yarattığı gerilim, 12 Haziran’dan sonra demokratik ortamda yeni anayasa yapma zemini ortadan kaldırılıyor. Sanki yeni anayasayı demokratik ortamda yapma zemininin ortadan kaldırılması için iktidar ve muhalefet anlaşmış gibi. Bu tutum ve davranışla anayasanın “[b]Başlangıç” ve “değiştirilemez maddelerine” dokunulmasına tahammülü olmayan güçlerin harekete geçmesine fırsat yaratılmış olunuyor.

Bütün bunlar olurken, 12 Haziran öncesi ve sonrasında, Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu ve içine gireceği siyasal ortamı doğru okuyan ve tehlikenin boyutuna dikkat çeken ve de uyaran siyasi kişi[b] Öcalan oldu ve olmaya da devam ediyor.[/b] AKP’nin ve Erdoğan’ın MHP tabanından oy almak için "milliyetçiliği tavan yaptırma" girişimi “uyku halindekileri” uyandırıyor ve sahneye sürüyor. Bu tehlikeyi gören Öcalan, “böyle giderseniz Özal, Erbakan ve Ecevit’in akıbetine uğrarsınız” uyarısını yapıyor.

Başbakan Erdoğan her fırsatta hükümetin devletin kurumlarına hâkim olduğunu söylüyor. O halde, seçim arifesinde, TSK’nin operasyon yapma emrini hükümet mi vermiştir. Bu soruyu Başbakanın hem yanıtlaması gerekir. Seçim meydanlarında “anaların akan gözyaşının” durdurulacağını söylüyordu. Akmaya devam eden gözyaşlarının sebebini açıklamalıdır. 

Olan her şey hükümetin bilgisi dâhilinde ise durum çok vahim demektir. Durum hükümetin bilgisi dışındaysa durum daha da vahimdir.
 Seçim zafiyetini fırsat bilen derin devletin/Ergenekon’un uyuyan hücreleri harekete geçmiş demektir ki, bu 12 Haziran sonrası tablosunun renklerini göstermektedir.

BDP ve MHP'yi meclis dışı bırakıp sokağı devreye sokma senaryosu

Türkiye bir kere daha Kürtler ve Kürt sorunu istismarı üstünden iktidar ve egemenlik kavgasına sahne yapılmaya çalışılıyor. Birarada yaşamanın zeminini tümüyle ortadan kaldıracak, ideolojik, siyasi ve hukuki alanda karanlık senaryolar yazılıyor gibi. BDP ve MHP’yi meclis dışına bırakma planları yapan “akil” insanlar ve "akıl", meşruiyeti tümüyle tartışmalı bir meclisin ortaya çıkmasına çalışıyor. Böylece yeni anayasa yapılması engellenerek, Kürt meselesinde gelinen noktada frene basılarak yeni anayasa yapılmasına engel olmak ve mecliste çözümü ortadan kaldıracak senaryolarlar yazılıyor. Kimi akademisyen, güvenlik uzmanları fısıltıyla, “Diyarbakır eyalet olmak istiyorsa, İzmir’de eyalet olmak ister. Diyarbakır, İzmir’le bir arada yaşamak istemiyorsa, İzmir zaten istemiyor. ” diyorlar."Kürtlerle birarada yaşamak zorunda değiliz"i gündeme taşımaya çalışıyorlar. Ve sokağı devreye sokarak, birarada yaşamayı olanaksız hale getirme hesapları yapılıyor. BDP ve MHP'yi meclis dışında bırakıp sokakta çatışmaya itme hesapları yapılıyor. Öcalan’ın son açıklamasında uyardığı “büyük savaş” tehlikesi bu senaryo olmalı.

12 Haziran seçimleri, Türkiye'nin bugün olduğu noktadan nereye doğru gideceğinin kararının verileceği bir seçim olacak. Mithat Sancar’ın tanımıyla“Araf” noktası 13 Haziran sabahı ile 15 Haziran. İktidar olması kesin kabul edilen AKP’nin sistemin merkezinin neresine oturduğunu göreceğiz.“İstikrar için tek başına iktidar” sloganı aynı zamanda otoriter, devletçi dili çağrıştırıyor. Epeyce bir zamandır kullanmaya başlanan devlet dili ( tek, tek’ler)ni biliyoruz. AKP“Devlet babalığı” koltuğuna da oturursa, arkasından ne gelir göreceğiz demek istiyorum ama; “her şeyi ve en doğruyu ben bilirim”, "modelinden, eli sopalı terbiyeci baba çıkma ihtimali çok yüksek görünüyor. Mağdurluktan, muktedirliğe terfi ve sınıf atlama, AKP'yi statükoculağa doğru koşturuyor. Erdoğan’ın “Kürt sorunu yok”, “dil sürçmesi” kontrolsüz zihin arkasının dışa vurumu, çünkü O kontrolünü kaybettiğinde sık sık benzer şeyler söylüyor. 

 

Moskova Duruşmaları “ajan, hain” Tek ülkede sosyalizmin”  “dost devletlerLeninci devrimci politikaresmi Marksizm ideolojisi “ya o, ya bu yandasın Resmi Marksizm

Sovyetler Birliği Komünist Partisi  

 “sınıfa karşı sınıf” saf sınıf mücadelesi” sosyal faşist" halk cephesi En tipi örnek,  


 Türkiye Komünist Partisi(TKP)nin  "kaynaşmış tek millet ideolojisi


Ulusal kurtuluşçuluk ve ulus devletin yanında yer almak

Türkiye solunun ulusalcılığının/milliyetçiliğinin teorik kaynağını resmi Marksizm’e dayandıracak çok sayıda argüman buldu.  “ulusuTop yekûn yeniden Ulusal Kurtuluş mücadelesi, Milli Demokratik Devrimi” 

Ulusal Kurtuluş/ Bağımsızlık "Anadolu’nun Milli Kurtuluş, Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş HareketiMilli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Savaşı 

Milli Mücadele” “resmi teziMilli Mücadele

mazlum halkların kurtuluşu”hikayeulus-devlet"  

Mustafa Suphi, Lenin, M.Kemal ilişkisini ve Sovyetler TC ilişkisini doğru okuyamadıUlusal Kurtuluş Savaşına  Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti  

 


Dünden bugüne

 "Marksizm içindeanti-emperyalizm", Yeniden Ulusal Kurtuluş 

“Yeni enternasyonalizme/Küreselleşmeye