Özgürlük talebinin yanında olmak

Hüseyin Çakır - 02/01/2011 21:15:57 (596 okunma)



Özgürlük talebinin yanında olmak

"İki Dil" talebi sonrasında, 'modern, laik'lerin 'muhafazakar' tepkisi aynen şöyle : ' Neden İki Dil ? Peki diğerleri de isterse ne olacak?' Ve ' bu ülkenin topraklarında iki dil mi konuşuluyor.'? Sanki başka dil talebi olan var da, onların talepleri görülmüyormuş gibi sorular soruyorlar.

Ortada teorik değil, somut bir durur var. Kürtler, yaşamlarının bütün alanlarında ve ilişkilerinde dillerini özgürce kullanmak istiyorlar. Dillerinin özgürlüğü, kimliklerinin özgürlüğü ile eş anlamlı olarak görülüyor. Kimliklerinin yasaklanması, varlıkları, varoluşları, değerleri, kültürlerinin tutsak haline getirilmesi olarak görülüp, bundan kurtulmak için, '25 yıldır savaştıklarını'söylüyorlar. Bu zaman içindeki savaşta yakını ölen, ölmeyen Kürtler in geldiği nokta , artık "ya harro , ya merro yok" . Bütün tarih boyunca aldatılmaktan yorgun düştük, "kardeşlikte, hep bir kardeşin elini ayağını bağlayarak, ağzını kapatarak ve sürekli i döverek.... Nasıl kardeş olunabilir". Diye sormaya başladılar.

"Türkler ne hakka sahip ise Kürtlerde o haklara sahiptir. Özgür birlikte yaşam için, eşit haklılık gerekir" Bizde hayatımızın bütün alanlarında özgürce kendi dilimizle var olmak istiyoruz deklarasyonunda bulundular. 

Özgürlükten yana olanlar her durumda ve her koşulda, özgürlük ve özgürleşmeden yana olurlar, olmalılar. Şimdi; Kürtlerin bu somut- temel özgürlük talebinin yanında olmak geçmişten bugüne sol/komünist olmanın ideolojik ahlaki ve etik temel ilkesinin yanında olmak demektir. Bu somut talep ve durumda söylenecek her 'ama' sözcüğü , özgürlük talebine karşı ikircimli/ikicil olmak demek olur.

'Ama' sözcüğünü daha geniş özgürlük adına, sözüm ona tırnak içinde, yarın, öbür gün ortaya çıkacak 'ötekilerin' de haklarını savunmak için, ya/da daha özgürlükçülük adına, kanıyla, canıyla ortaya çıkmış ve özgürlüğünü talep eden Kürtleri: a) Milliyetçi, b) ırkçı, c) sosyokültürel-sosyo-politik olarak 'modern öncesi'-'modernleşmemiş' göstererek Kürtlerin özgürlük mücadelesinin ' emperyalizmin amaçlarına hizmet ettiği' gibi ( ulusalcı-sol tezler) ya da, sınıfsal mücadele için gerekli sınıfsal oluşum ve ayrışmanın oluşmadığı gerekçesiyle, 'başat Kürt siyasal hareketi olarak PKK ve Öcalan'ın modern dünyanın ideolojik/siyasal oluşumlarına kapalı, bu anlamda özgürlükçülüğe de kapalı feodal, otoriter, 'Kürt Kemalist' bir hareket olarak tanımlayan tezler/düşünceler özgürlükten yana olmayan, egemen/otoriter/hegemonik zihiyetin dışa vurumudur. Bu zihniyet maalesef, sol/sosyalist/liberal olarak kendilerini tanımlayan kimliği Türk, Kürt vb. her kesimde fazlasıyla bulunuyor. 

Özgürlükler bedel ister/Özgürlük kılavuzunu bulur

'Kürtler' tarihlerinde hiç olmadıkları kadar somut taleple ortaya çıktılar ve bütün riskleri göze alarak, kendi varlıklarının kabul edilmesi için direndiler. Israrlı biçimde/kavgalı-savaş hali-savaş içinde de ısrar etmeyi sürdürere bir noktaya geldiler. Burada "Kürtler" gibi bir genellemeyi bilerek yaptığımı belirtmek isterim. 'Siyasal talepler' siyasal örgütler ve siyasal yolla ileri sürülüyor. Türkiye'de Kürtlerin ekonomik, siyasal haklarını, kimlik dışarıda tutularak talep edenler her dönemde ve zamanda oldular. Tarihçilere ayıp olmasın ama benim bildiğim kadarıyla böylesine bütünsel/birleştirici ve geç kalmış uluslaşma ama aynı zamanda onu da aşan bütünsel siyasal talep .u boyutuyla böylesine kitlesel olarak tarihte olmamıştır. Bu boyutlu siyasal talebi ortaya koyan ve Kürt varlığı ve kimliğini modern dünyanın paradigmalarıyla ifade eden siyasal kurumlar PKK ve BDP olmuştur. BaşkaKürt ideolojik ve siyasal talepleri ebetteki her dönemde varoluştur. Fakat, Türkiye coğrafyasında, Kürtlerin toplu veya gettolaşmış yaşam alanlarında, Kürtleri, dünyaya açan/modernleştiren, aynı zamanda o yeni/vahşi dünyadan korunması için ona kimliğini sunan PKK oldu.Esaret altındaki/özgür olmayan her halk kendini kurtaran bir kahraman/lider yaratır. Lider: birleştiren, ortak irade, ortak akıl vb toplamında " ötekilere" karşı, "biz"i temsil olarak ortaya çıkartılır. 

Not bir: Kürtler kendi varoluşlarını Öcalan kimliğinde "irade" olarak benimsiyorlar. Özgürleşmek, esir olmaktan kurtulmak diyorlar. Ve Öcal'ın tutukluluğu ile Kürtlerin özgürgürlük mücadelesini özdeşleştiriyorlar. 

Peki, hangi Kürtler bunlar? 
Politikleşmiş ve politik talepte bulunan Kürt Özgürlük Hareketi olarak kendilerini tanımlayan Kürtler. Bu politik taleplerinin bilincinde olan, varoluşlarının nedenlerinin farkında olan "siyasallaşmış-politik Kürtler". Ve bu Kürtlerin talepleri; sınıf, ideoloji ve milliyetçilik ötesinde, "özgürlük talebi" olarak ortaya çıkıyor. Dağdaki Çoban'dan Kanada'daki işçiye Almanya'daki Dönerciden; Avusturya'daki Prof'a, Fransa'daki' iş adamından, Şiirt'teki esnafa, ve Diyarbakır'daki Sanayiciden, Yüksekova'daki köylüye, Boğaziçi Üniversitesi, Mardin Artuklu Üniversitendeki Öğrenciye, Esenler'deki konfeksiyon işçisinden, Zeytinburnu'nundaki kumaş tüccarına, Çeşme'deki Otel sahibinden, Kuşadası'ndaki i garson'a... özgür olma fikrini sahip bütün Kürtler: Özgür olmak, özgürlüğü sözle değil hukuki, anayasal bütün boyutlarıyla elde etmek istiyorlar.

Not iki, Özgürlük, avuç içinde tutmaya çalışılan kuş gibidir. Ne sıkarak, ne de serbestmiş gibi yaparak avuç içinde o kuşu tutabilirsin. Kuş önce özgür olmalı, sonra konacağı dalı kendisi bulur.

Not üç: Laik-Kemalist Türk dünyasından bakışa göre: Kürtler ayrı, PKK-Apo ayrı, BDP biraz daha ayrı ama hepsi birden sonuçta bölücüler… diyorlar.

Not dört: Laik- milliyetçi ulusalcı sol, Türklere göre: Kürtlere evet, ama dilsiz, kültürsüz, siyasal talepsiz, örgütsüz vs... PKK, Öcalan, BDP siz Kürtler ve Kürt siyaseti olabilir ! diyorlar.

Not beş: Türkiye veya 'Türk solu': "Yaşasın halkların kardeşliği", 'Dağlarında gerilla varsa memleketimin, devrim elbette namlunun ağzında olacaktır' vs, vs. romantizm sözleri ötesine geçen ne yapmışlardır?

Not altı: Tarihsel solun devamcıları, Kürtlerin özgürlük taleplerini, demokrasi, enternasyonalizm, insan hak ve özgürlükleri vs gibi öncelemeler yapmadan koşulsuz desteklemelidir. 

Başa dönmek gerekirse:

Yıl 2011, Kürtler diyorlar ki, biz birarada yaşamak, özerk olmak ve kendi dilimizi, kültürümüzü özgürce kullanmak istiyoruz. Bu siyasal talebimizdir. Birlikte yaşayacaksak bizim bu eşitlikçi, özgürlükçü talebimizi kabul etmenizi değil, bu talebimizin yanında durmanızı ve birarada böyle yaşayabileceğimizi bildirmek istiyoruz diyorlar.

Ama bunun hiçbir güvencesi yok. Tarihte yaşandığı gibi (*) birarada yaşamanın koşulları ortadan kalktığında 'isyan'lar olmuş ve her isyandan sonra varolan durum daha da kötüleşmiş. 200 yüz yıl sonra bu isyanlar sonrası, barış ortamı içine girilmiş iken, "İki Dil" li yaşam talebi, birlikte yaşamanın demokratik ve özgürlükçü sürekliliği için: 'Öncelikle varlığımı kabul ettiğini göreyim ki, birlikte/bir arada yaşamı nasıl kurabileceğimize güven duyayım'. Testi yapılıyor.
Aşağıdaki tarihe bakınca bu da çok normal.



(*) Kürt İsyanları

OSMANLI DÖNEMİNDEKİ İSYANLAR:

Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı (1806- Musul)

Babanzade Ahmet Paşa isyanı (1812 - Musul)

Zaza'ların isyanı (1820)

Yezidilerin isyanı (1830- Hakkari)

Şerefhan isyanı (1831- Bitlis)

Bedirhan isyanı (1835- Botan)

Garzan isyanı (1839- Diyarbakır)

Ubeydullah İsyanı (1881- Hakkari)

Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı (1872-Mardin-Cizre)

Bedirhan Emin Ali isyanı (1889- Erzincan)

Bedirhaniler ve Halil Rema isyanı (1912-Mardin)

Şeyh Selim Şehabettin ve Ali isyanı (1912- Bitlis)

Koşgari isyanı (1920- Koşgiri)


CUMHURİYET DÖNEMİ AYAKLANMALARI:

Nasturi isyanı (1924- Hakkari)

Jilyan isyanı (1926- Siirt)

Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır)

Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli)

Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır)

Eruh'lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani)

Güyan isyanı (1926-Siirt)

Haco isyanı (1926- Nusaybin)

I. Ağrı isyanı (1926)

Koçuşağı isyanı (1926- Silvan)

Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926)

Mutki isyanı (1927- Bitlis)

II. Ağrı isyanı

Biçar harekatı (1927- Silvan)

Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh)

Zeylan isyanı (1930- Van)

Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs)

Oramar isyanı (1930- Van)

III. Ağrı harekatı (1930)

Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis)

Abdurrahman isyanı (1935-Siirt)

Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt)

Sason isyanı (1935-Siirt)

Dersim isyanı (1937-Tunceli)

PKK (1984- ...)

 

Ali Şeriati' Cumhuriyet 

TUDEH  TUDEH  "sol" 

 Milli Güvenlik Siyaset Belgesi Şeriat birinci sırada iç tehtid kabul edildikten sonra, yaratılan psikolojik harekâtla korku bulutları her tarafı sardı.  “, korku içinde olanlar " beklenen an gelip çattı” ve "şeriat geliyor önündeki tek engel orduydu onu da yok ediyorlar" 

Sol, takkeli ve başörtülü işçilere, emekçilere yabancılaştı

Oysa ne güzeldi, Türkiye’nin kentlerinde nüfusun yüzde yirmisi yaşarken. “Orada bir köy var uzakta gitmesek de, görmesek te o köy bizim köyümüz” şarkısı söyleniyordu. “Köylü milletin efendisidir” sözüyle uzaktan o köylülere hayranlık duyuluyordu. O köylüler kentlere gelip önce, Alibeyköy, Küçükköy, Firuzköy… ü oluşturdular, zamanla sınıf atlayıp, Kadıköy, Yeşilköy, Ataköy…lü lerin arasına karışınca "kentin asıl köyüleleri"rahatsız oldular. İşte o beyaz …köy’den saf bir kız çıkı, “benim oyum bilmem nerenin çobanının oluyla eşit olamaz” deyiverdi. Uzaktaki köy yakına gelince, köylünün oyu iktidar olup “ seçkin beylerin” karşısına çıkınca bütün taşlar yerinden oynadı. Akıllar karıştı. Kent hayatında çoğunluk oldular ve hayatın her yerinde hem görünür, hemde temsil yetkisine sahip oldular. Türkiye 30 milyonken şöyle böyle görünüyorları. 70 miyon olunca ve kentlerde yaşamaya başlayınca her yerde oldular. 

Sol, bu sosyolojik yerel gerçekliği anlayamadığı için, modernizme ve "ilericiliğe" uymayan bu görüntü karşısında şaşırdı. Cuhuriyet, laiklik, Kemalist modernleşme saflarına kademeli olarak geçmeye başladı. Sol, Laiklik, Cumhuriyetçilit ve Kemalizm üstünden "gericiliğe karşı" çıkan ve yeni anti-emperyalizm politikaları üstünedn ulusalcığı-milliyetçiliği devletçiliği üretti.

Oysa; 60’lı ve 70’li yılların solcuları kasketi solculuğun ve halktan yana olmanın simgesi olarak görüyorlardı. Kasket aynı zamanda devrimci modernliğinde simgesiydi. Oysa köylerde yaşayanlar günlük hayatlarında takke giyerler, şehre indiklerinde başlarına kasket takarlardı. Sol için, Takke gericiliğin simgesiydi. Simgeler ve yaşam biçimi üstünden ideoloji politika kuran sol, takkeli ve başörtülü işçilere, emekçilere yabancılaştı. O takkeli ve başörtülülerin seçtiği partiyi iktidardan indirmek için darbecilerle kol kola girildi, statükonun yanında yer alındı. Geçici 15. Maddenin kaldırılmasına karşı çıkar konuma geldi. Eyyy korku, sen nelere kadirsin. Ve o korkuyu yaratan laikçi, Kemalizm’e de helal olsun demek gerekiyor. Yaratılan bu korkuyla, Kemalizm’i-darbecileri sol, solu da, Kemalist ve darbeci yaptılar.

Referandumda 26 maddenin konuşulmamasının zihin arkasında böylesi korkular yatıyor. 

Hayır diyen sol, " bizi anlamayan halkımız, ayrışıyoruz ey halkım unutma bizi" diyecektir. Boykot'la hayır arasında "üçüncü yol" öneren sol,"sandığa gidin, sandıkların önünden kitleler halinde geçerek biz buradayız" mesajı verin çağrısı yaptılar. Bu referandumda seçimlerde yüzde bir ile bir buçuk oy alan "sol"un "kitle tabanı" nı tespit etmek mümkün olmayacak. Referandum sonrasında Türkiye solunun, değişim ve mevcut durum merkezli ayrışması başka bir zeminde devam edecek gibi görünüyor.