“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!

 

“Pasif devrim”  bitti,  Ergenekon’la barış başladı!

Açıklık,  katılımcı, müzakereci, çoğulcu demokrasi talebinin yarattığı çok sesliliği:  Gezi’de ortaya çıkan muhalif sesleri ve iktidar karşıtı her türlü muhalefeti “demokrasi tehlikesi”  olarak görmek,  demokrasi ve demokratlığın sığlığını ortaya çıkarttığı gibi, muhafazakâr demokratlığın demokrasi “derinliğini” de göstermiş oldu.

Eleştiri özgürlüğünü, toplumsal, siyasal ve ideolojik muhalefet hareketlerini, iktidara karşı komplo hazırlığı, Erdoğan'ı iktidardan indirerek siyasal alanı ortadan kaldıracak “darbe” diyebilecek kadar gözü kararmış “soldan devşirme”, yeni Kadrocu”,organik aydınlar;  çoğunlukçu otoriter rejimin kurumsallaşmasının teorisini oluşturuyorlar. Demokratik ve özgürlük alanının üstünü, ulusal güvenlik adına,  otoriter rejimle örtmeye çalışıyorlar.  

Başbakanın nobranlık ta sınır tanımayan,  kişi-birey haklarına, özel hayata fütursuzca tecavüz eden, kendisi gibi düşünmeyenleri aşağılamakta beis görmeyen,  muhaliflerinden nefretini gizlemeyen, ( en son Gülen cemaatine söylenenler) hoşuna gitmeyen gazetecileri,  iş adamlarını yargıya şikâyet eden, sevmediği yargı kararlarına ağzına geleni söyleyen, sevmediği yargıçlar için “yetkim olsa, sizi mahkûm ederdim”  diyebilecek kadar nefret yüklü, tek adam, tek otorite zihniyetiyle sözler söyleyen;   Mısır’da ölen Müslüman Kardeş üyelerine ağlayan, Gezi’de yaralanıp 200 günü aşkın komada yatan Berkin Elvan’ın adını ağzına almayan (sonra da yaradılanı yaradan ötürü severiz diyebilen)  Erdoğan'ı eleştirenlere,  Erdoğan’dan nefret ediyorlar” diyenler, Gramsci’nin dediği gibi “ üst yapının memurları”  olabilirler ancak.

İşte benzer Erdoğan güzellemesi: ” Erdoğan çok yetenekli bir siyasi… Karşısındaki ittifakın ise meşru siyaseti dışladığı ortada. Haliyle, aradaki güç dengesi, içte ve dışta kritik ölçüde Erdoğan’ın aleyhine dönmedikçe, siyasi alanda inisiyatif onun elinde olacak. Bu nedenle, Erdoğan kendisine yönelik hamlelerdeki operasyonel ile siyasi kısımları birbirinden hassasiyetle ayırıyor. Operasyonel olana yıkıcı bir şekilde saldırırken, siyasi hasar bırakabilecek noktalara siyasi pansuman yapıyor.”

Erdoğan ve AKP’yi eleştirince “siyasete nefret, darbeye destek ”, “darbeciler, Ergenekoncular bundan yararlanıyor “sesinizi çıkartmayın yolsuzluğu, molsuzluğu görmeyin; yolsuzluk olmuş olabilir o başka mesele, bunu kurcalarsanız”…  Yoksa  “ askeri vesayet dönemine dönmek mi istiyorsunuz, darbe mi olsun istiyorsunuz” diyenler, aslında başka bir darbenin yapılışını ya görmüyorlar, ya da bu darbe ile suç ortaklığı yapıyorlar.

AKP’li siyaset mühendisleri ve psikolojik harp uzmanları, “demokrasi” savunusu adı altında,  rejimin mevcut halini baki kılmaya,  sivil, demokratik alanı daraltarak, “yeni Türkiye'nin siyasi-ideolojik kurucusu! AKP’yi” tek parti otoriter rejimi olarak ebedileştirme ye çalışıyorlar. 

“Eski Türkiye ile yeni Türkiye” birleşiyor

“Pasif devrim” in güçleri, eski Türkiye’den yeni Türkiye'ye geçiyoruz derken,  Mithat Sancar’ın tanımıyla “Araf”ta kaldı. Yeni Türkiye'nin ortaya çıkarttığı yeni dinamikler, yeni toplumsal muhalefetten,  korkuya kapılıp, eski Türkiye'nin diline, ideolojisine ve araçlarına sarılarak, demokrasi katarının makası değiştiriliyor.

Hangi yöne doğru gidileceğini AKP’nin önde gelenleri işaret ettiler. AKP’nin siyasi aklı Yalçın Akdoğan, Star gazetesindeki köşe yazısında; "Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir" Tepkiler üstüne şu açıklamayı yaptı. "Benim bir cümleme atfen, bir kısım dava isimleri sayılarak, bunlara yönelik 'asılsız, mesnetsiz, boş, uydurma' gibi sözler sarf ediyormuşum gibi yorumlar yapılması son derece yanlıştır" dese de söyleyeceğini söylemiş oldu, Ergenekoncuların yeniden yargılanması, tartışmasını gündeme taşıdı.  Adalet Bakanı Bekir Bozdağ   Ergenekon yargılamaları için, "Eksikler olabilir, dün böyle, bugün böyle denebilir. Biz yanlış yapmış olabiliriz. Yanlış yaptığında, erdemli olan o yanlıştan dönmesidir” derken,  Mustafa Elitaş da "İnsanların mağduriyetini önlemek için gerekirse yeniden düzenleme yaparız”  dedi. Muhtemelen son MGK toplantısında alınan kararla Ergenekoncuların aklanması yolu açılacak. 

Tarih tekerrür ediyor, sanki 1915 Ermeni soykırımına katılan İttihatçıların aklanarak Kemalizm’e intisap etmeleri gibi, AKP, Ergenekoncuları aklayıp, “yeni Türkiye’yi” inşa etmeye soyunuyor. Malta sürgünü, tehcir suçlusu ittihatçılarla cumhuriyet inşa! edilmişti; “Yeni devlet ve yeni Türkiye”nin inşasında, “kumpas kurulmuş Ergenekoncular,  AKP’nin yarattığı yeni sermaye sınıfı, “yeni Türkiye”nin yeni Kadrocu”  akıl üreticisi gazeteci, yazarçizerler, akadekisyenler yer alacaklar her halde. 

“Yeni Türkiye”nin inşasına, AKP iktidarı eliyle devlet İslamcılığı yoluyla Kemalizm’in ikinci modernleşme harekâtı da diyebiliriz.

Başbakan Erdoğan'ın giderek “yeni kuva-yi  milliyeci”  Doğu Perinçek gibi konuşmaya başlayarak, “eski Türkiye ile yeni Türkiye”yi birleştirip kime karşı  ‘yeni istiklal mücadelesi’   başlatacak acaba?  Sanırım 2010 ‘da yenilenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde (MGSB)  bunlar detaylı olarak yazılıyor olmalı.

Eski ve yeni Türkiye’den nasıl bir Türkiye’ye doğru gidiliyor. Siyasal İslamcılığı, Sünni devlet İslamcılığıyla “yeni Türkiye”’ vagonuna ekleyen AKP, Kürt sorunun çözümünü, “yeni Türkiye’nin” hangi vagonuna ekleyecek, Kürtlerin “yeni devletin” “yeni Türkiye”sinde yeri nasıl olacak? Devlet aklı, MGSB’de bunları formüle etmiş olmalı ki, 2011’den sonra bunun siyasal uygulanışını Erdoğan’ın ağzından, AKP yöneticilerinin açıklamalarının satır aralarından görüyorduk.

Gülen Cemaatine yönelik AKP- devlet operasyonu,  inşa edilen “yeni Türkiye”  de kimlerin makbul,  kimlerin münafık olacağını gösterdi. 

“Pasif devrim” bitti.  Yeni anayasa rafa kaldırıldı, AB sürecinden söz edilmiyor, Batı ile kavga eden hızla  “içe kapanan” bir Türkiye’ye doğru gidiliyor.

Bütün bunlar olup biterken, Türkiye'nin askeri sanayi ve silahlanma kapasitesinin hızla büyümesi, Batı ittifakı dışında, Çin’den Füze alımı ve ortak üretim yapma arayışı… rejimin nereye doğru gittiğinin işaretleri.

“Demokrat liberal”, “yeni Kadrocu” organik aydın, yazarçizer ve siyasi yorumcular; “içe kapanma” ve silahlanma stratejisiyle demokratikleşme ve özgürlük ilişkisinin teorisini açıklarlarsa, modern demokrasiye katkıda bulunmuş olurlar!

2014 yılında daha çok demokrasi, daha çok özgür günler dilerim.