“Pasif Devrim” devam ediyor

Hüseyin Çakır - 13/06/2011 14:28:57 (1376 okunma)



“Pasif Devrim” devam ediyor

Seçim kampanyası, “sönük” geçiyor, kampanyalarda “ruh” yok eleştirileri yapıldı. “Canlı ve ruhu” olan kampanyadan ne anlaşılıyordu? Yaşı erenler bilir, 2011 seçim kampanyasının politik dili, liderler arası “atışma”larda kullanılan argümanlar, ‘70’ler, ‘90’lardan pek farklı değildi. Vaat dağıtan siyasetçi, bol keseden veren, Soğuk Savaş dönemi siyasetçi tiplerini izledik.

Bu seçim Soğuk Savaş döneminin son seçimi. Seçimlerde elbette partiler birbirleriyle yarışırlar. “Oy almak için her yol mubahtır” zihniyeti meydanlarda “cümleler” halinde dışa vurdu. Muhalefet iktidarı “indirmek” için, iktidar muhalefeti yerin dibine batırmaya çalıştı. Siyasi iktidar –muhalefet yarışı değil, derebeyliği ele geçirme hırsı içinde bir yarış oldu. Hal böyle olunca esas tartışılması, konuşulması gereken; yeni anayasa, Kürt meselesinin nasıl çözüleceği konusunda partilerin projelerini görmek mümkün olmadı. 

Değişimin dinamikleri; İslami Hareket, Kürtler ve Aydınlar

Seçim öncesinde partilerin ittifak halinde yeni anayasa’nın yapılış yöntemi ve içeriğine girmemeleri düşündürücüydü! AKP tek başına yeni anayasayı da yapacak “istikrara oy verin” diyordu. 12 Haziran da seçmen, halk, AKP oyunu artırıyorum ama meclis sayını sınırlayarak fazla ileri gitmene izin vermiyordum dedi. Geride kalan CHP’ye “madem ki yeni CHP”yim diyorsun, sen de biraz ilerle” dedi. Kürtler havuç politikasına prim vermediler. BDP’nin örgütleri ve örgütlülüğü ile Kürtlerin siyasal temsilci yelpazesi genişledi ve BDP kendine yakın gördüğü sosyalistlerle Blok oluşturarak onları meclise taşıdı. 

Özal’la başlayan “dört eğilim” i içinde barındıran parti modelini AKP devam ettiriyor. Üçüncü kere oyunu yükseltmesinin bir sırrı aranacaksa, birincisitoplumun taleplerini iyi okuması, ikincisi AKP’nin kendi içinde bir koalisyon partisi özelliğini uyumlu biçimde devam ettirebilmesidir. BDP’ de Şerafettin Elçi, Altan Tan ve sosyalist adayları içine alan Blok’la beklenin üstünde başarı elde etti. 

12 Haziran seçimine Soğuk Savaş dönemi zihniyetinin son seçimi diyebiliriz. Erdoğan’ın “balkon Konuşması”nda söylediği, “ret, inkar bitti, asimilasyon da bitiyor” ve “ yeni anayasayı istişare ve uzlaşmayla yapacağız” sözü çağrı olarak kabul edilmeli ve bu söz sürekli anımsatılmalı.

Ancak yeni anayasa yapımı artık geri dönülemez biçimde Türkiye’nin gündeminde. Türkiye’nin geldiği bu noktada artık “iki Türkiye” ile yoluna devam edemez. Kürt sorunun yeni anayasasız çözülemeyeceği gibi, mevcut bürokratik, idari yapıyla 2011 Türkiye’sini yönetmek de mümkün değildir. 12 Eylül anayasa referandumuyla askeri ve bürokratik vesayet tümüyle ortadan kalkmasa da geri adım attı. Vesayetin tümüyle ortadan kalkması ve rejimin demokratikleşmesi, değişim sürecinin tamamlanmasıyla mümkün ve geri dönülmez hale gelebilir.

Osmanlı’dan Cumhuriyete, Tanzimat’tan Meşrutiyet’e ve 1921 anayasasıyla başlayan cumhuriyet rejimine değişim süreci ilk defa toplumsal dinamiklerin alttan hareketiyle gerçekleşiyor. Türkiye’nin değişim dinamikleriyle ilgili çok sayıda analizler yapıldı ve yapıyor. Analiz yapanlardan birisi de Nabi Yağcı. Onun analizinin önemi, 1983’den itibaren “solun değişimi” için politik, ideolojik ve entelektüel faaliyet yürütmesi ve tabi kiTKP’nin son genel sekreteri olmasıdır. Nabi Yağcı; “Türkiye’yi üç dinamik değiştiriyor, birincisi İslami hareket, ikincisi Kürt hareketi, üçüncüsü aydınlar” ın olduğunun altını çizerek; “İslami hareket AKP’nin siyasal yönlendiriciliğinde 2001’den itibaren değiştirici rolünü oynamaya başladı. Kürt hareketi ise, sistemle “cephe”den savaşa girdi. Aydınlar, İslami hareketin ve AKP’nin dönüştürücü rol oynamasını desteklediler. Kürtlerin özgürlük taleplerini demokrat ve özgürlükçü aydınlar, başından bu yana destekliyorlar. 



2011 yılında AKP başladığı noktadaki değiştirici güce sahip olup olmadığını yeni anayasa yapım sürecinde göreceğiz. Ama Kürt hareketi, toplumsal ve siyasal talepleriyle değişimin ana gücüdür. AKP’nin demokratikleşme adımlarını destekleyen aydınlar, AKP’nin demokratikleşme adımlarını yavaşlattığında eleştirileriyle kendi değiştirici rollerini oynamaya devam ediyorlar. İslami hareket sistemle bütünleşirken, değiştirici rolünü yitiriyor, aydınlar ve Kürt hareketi değişimin temel dinamiği olmaya devam ediyor. "
 Seçim sonuçlarını değerlendiren Yağcı "Artık devlet partisi haline gelmiş olan AKP devletin imkanlarını değişim yönünde mi kullanacak yoksa statükoyu koruma yönünde mi? Seçim kampanyalarındaki söylemden bakarsak ikincisi gibi görünüyor. Yani milliyetçi/ devletçi söylem yüzde 50 oy kazandırmıştır ki bu durum sevinilecek bir durum değildir.” Demokratikleşme ve değişimin toplumsal/sosyal özneleri kendi rollerini oynuyorlar ve AKP’nin bu rolü oynamaya devam ettiği düşünülerek oyu artırılıyor. CHP’nin vermiş olduğu değişim sinyaline, CHP’nin değişim yolunda devam etmesi için cesaretlendirecek oy artışı sağlandı.


Her şey değişince CHP’de değişir!

Toplumsal dinamiklerin değiştirici baskısı, siyasal özneleri değişime zorluyor. CHP’deki “değişim” arayışı/operasyonu bu gerçeklerin dayatmasının sonucu gündeme geldi. CHP tarihinde ne zaman CHP “sol” söylemi dillendirmeye başlıyorsa, toplumda değişim talepleri yükseliyor demektir.'90'lı yılların ikinci yarınısndan itibaren CHP toplumun sosyolojik değişimini, İslami muhalefeti şeriat geliyor diye okudu. Baykal CHP’si askeri, bürokratik vesayetle bütünleşerek devlet partisi gibi hareket etmeye devam etti. Ne Kürt meselesini ne toplumun, sosyo kültürel değişimini anlamak istemedi. Kılıçdaroğlu Kürt kelimesini sekiz ay ağzına almamak için direndi. CHP’deki değişimin “derinliğine” böyle bakıldığında, devlet kadar değişen yeni CHP’yi görüyoruz. Yeni CHP’nin değişim ve demokratikleşme karşısında cepheden direnmemesi bugün için olumludur. Meclisin yeni pozisyoni içinde CHP'nin oynayacağı rol aynı zamanda CHP'nin kendini değiştirme yönünüde gösterecektir.

AKP-BDP rekabeti

Türkiye siyasetenin en dinamik, militan, en örgütlü örgüt iki partisi (MHP hariç) AK ve BDP dir. Bu iki partiyi böyle yapan şey, temsil ettikleri toplumun dinamiğidir. Kürdistan’da AKP ve BDP’yi kıyasıya rekabete sokan ve yarıştıran Kürt toplumsal-siyasal dinamizmi üstünden siyaset yapmalarıdır. Oy hesabı yarışması gibi görünen bu rekabet aslında AKP açısından, Kürt toplumsal-siyasal dinamiği üstünden, Kürt sorununun çözümü merkezli rejimi yeniden yapılandırma yarışıdır. PKK’yı, KCK’yı, BDP’yi Hak-Par’ı , DKP’yi dışarıda bırakarak Kürt dinamizmini AKP’nin arkasına alma çabasıdır. AKP ve BDP rekabeti gibi görünen sertleşmenin arkasındaki temel neden, devletin BDP-PKK veya başka Kürt siyasal partileri yoluyla (muhatap) Kürt sorunu çözmek yerine AKP’nin Kürtler içinde güçlenmesiyle, devlet kontrolünde Kürt sorununun çözülmesini istemesi. Bu düşünce geleneksel devlet zihniyetinin devamı. dır. “Komünizm gerekirse onu da ben getiririm, Kürt sorununu da ben çözerim, Dini de ben öğretirim” devlet zihniyeti bu.

BDP 2011 meclisinin kilit partisi olacak. ‘70’li yılların Milli Selamet partisi (MSP) yi, Meclisteki Birinci TİP’i anımsatıyor. BDP ve Blok’un diğer adayları mecliste “kilit” rolünü nasıl oynayacaklarını göreceğiz. Geçen yasama dönemi deneyiminin yanında, yeni seçilenlerin deneyimleri BDP’nin Kürt meselesinin yanında yeni anayasa ve demokratikleşme sürecinde Türkiye genelinde muhalefetin sesi, vicdanı olma rolünü oynamasına olanak sağlıyor.. Leyla Zana “ Geçmişin mağduriyeti, inkar politikaları üstünden siyaseti artık bir kenara bırakalım” demişti. 2011 seçimlerinde BDP ‘nin DBP dışındaki Kürtlere açılması, sol kimliğini de öne çıkartmak için kendi sol anlayışına yakın solculara da listesinde yer vermesi, Kürt siyasal hareketinin yeni arayışının göstergesidir.

Kendini değiştirecek bir meclis

Bu seçimin Soğuk Savaş dönemi zihniyetinin son seçimi olduğunu belirtmiştim. Bu seçim aynı zamanda Türkiye’de devletin, siyasetin yeniden yapılanmasının yeni bir başlangıcı da olacak. Siyasal alanda yeniden yapılanma yalnızca seçim sistemi, siyasi partiler yasasının değişimiyle sınırlı değildir. Siyasetin özneleri, siyasetçi modeli tipi de değişecek. Abdulkadir Aksu, Vecdi Gönül, Çemil Çiçek, Mehmet Haberal vb. modeli siyaset ve siyasetçilerin de son seçimi diye düşünüyorum.

2011’in meclis profili, değişen ve değişmeyen Türkiye’yi temsil eden bir meclis. Bu mecliste değişimin öznel taşıyıcısı siyaset ve siyasetçi modelini bütün siyasi partilerin içinde var. Aynı Mecliste ve aynı parti çatısı altında, vesayet rejiminden yana, şoven, milliyetçiler var. İlk kez Kürtlerin dışında, “azınlık” temsilcileri de ye alacak.
Yukarıda belirttiğim gibi Soğuk Savaş dönemini temsil edenlerin siyasetçi modellerinin ağılıkta olduğu bu meclis, kendi model tipini ortadan kaldıracak yeni anayasa ve yasal değişikliklere imza atabilecek mi? 

"Pasif Devrim" devam ediyor

Küyerel’in Mayıs 2011 davetlisi olarak konferansa katılan sosyolog Cihan Tuğal, . Türkiye’deki değişimi , “Pasif Devrim” olarak değerlendirmişti. Şöyle söylemişti: “Rejimler iki şekilde değişir; ya devrim olur bütün sistem yıkılır ve yeni baştan yeni bir sistem kurulur veya evrim yoluyla sistemin içindeki değiştirici güçler sistemin bütününü yok etmeden değişimi gerçekleştirirler. “Pasif Devrim” dediğim, sistem karşıtları sistemin içine girerek rejimi kendi çıkarları lehine dönüştürürler. Türkiye’de değişim süreci, rejim ve sistem karşıtlarını sistemin içine çekerek, sistemle bütünleştirerek değiştiriyor.” 2011 seçimleri sonucu Türkiye’nin “Pasif Devrimi” nin devam ettiğini gösteriyor.

 

 “sınıfa karşı sınıf” saf sınıf mücadelesi” sosyal faşist" halk cephesi En tipi örnek,  


 Türkiye Komünist Partisi(TKP)nin  "kaynaşmış tek millet ideolojisi


Ulusal kurtuluşçuluk ve ulus devletin yanında yer almak

Türkiye solunun ulusalcılığının/milliyetçiliğinin teorik kaynağını resmi Marksizm’e dayandıracak çok sayıda argüman buldu.  “ulusuTop yekûn yeniden Ulusal Kurtuluş mücadelesi, Milli Demokratik Devrimi” 

Ulusal Kurtuluş/ Bağımsızlık "Anadolu’nun Milli Kurtuluş, Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş HareketiMilli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Savaşı 

Milli Mücadele” “resmi teziMilli Mücadele

mazlum halkların kurtuluşu”hikayeulus-devlet"  

Mustafa Suphi, Lenin, M.Kemal ilişkisini ve Sovyetler TC ilişkisini doğru okuyamadıUlusal Kurtuluş Savaşına  Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti  

 


Dünden bugüne

 "Marksizm içindeanti-emperyalizm", Yeniden Ulusal Kurtuluş 

“Yeni enternasyonalizme/Küreselleşmeye