Radikal muhalefet- radikal demokrasi

 

Erol Katırcıoğlu   15 Eylül tarihli  Bu oyuna son verelim yazınında bana göre  “radikal muhalefet” önersinde bulundu. Şöyle diyordu: “Bu hükümetin, mevcut anayasal çerçeveleri çiğneyerek biçimlediği bugünkü siyasi düzen “parlamenter demokrasiyi” rafa kaldırmıştır. Bugünkü düzen baskıcı bir ara rejimdir ve gücü ellerinde bulunduranların güçlerini kullanmaktan vazgeçmeyecekleri de ortadadır. “Uzlaşı” üretmek üzere oluşturulmuş parlamentonun bu işlevinin ortadan kaldırılmış olması parlamentoyu gereksiz bir organ haline getirmiştir. Muhalefet partilerinin bugün parlamentoda olmalarının da hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur, kalmamıştır. 

Bu durumda yapılması gereken, “parlamenter demokrasiyi” ortadan kaldıranlara karşı meşruiyet sağlayıcı hiçbir katkıda bulunmamaktır. O nedenle de muhalefet milletvekillerine kalan tek seçenek “sine-i millete dönmektir”. Bu hem CHP ve hem de HDP için geçerlidir. Böyle yaparak hem oyunun parçası olmaktan kurtulmak, hem “tek adam” rejiminin daha açık seçik görünür hale gelmesini sağlamak ve hem de toplumla daha fazla haşır neşir olarak toplumu 2019 seçimlerine hazırlamak bu ara rejimden tek çıkış yoludur.”

Değerli dostum Katırcıoğlu’nun  şeyi adıyla anlatan, bu iktidarı “ara rejim” tanımlaması çok yerinde ve  muhalefete önerisi tartışılması gereken bir öneri.

Bugünkü iktidar  2019’ beklemeden  fiili başkanlık sistemi uyguluyor. Ne mevcut anayasayı takıyor  ne parlamentodaki muhalefeti ne de sivil toplum taleplerini muhatap alıyor.  İşadamları, muhtarlar,  yargı, Ticaret Sanayi Odaları, “bağımsız kurumlar”  vs. vs. herkese  aklına geldi zaman, aklına geldiği yerde emirler verip, fırça atıyor.

Hakikaten “ara bir rejim ve dönem” den geçiliyor. OHAL de buna “hukuki” zemin sağlıyor.

Bu koşullarda  TBMM’si, bu sisteme meşruiyet sağlayan dekor gibi duruyor. 

Sine-i millete dönmek ve radikal muhalefet

Erol Katırcıoğlu’nun önerdiği  sine-i millete dönme “radikal muhalefet” önersine bugünkü tabloda HDP’den başka uyacak kimse yok ve görünmüyor.  

TBMM’de buna uyacak   ikinci parti  CHP var.

CHP’nin muhalefet anlayışı,  iktidara laf yetiştirmek, iğneleyici, beylik,  popüler sözlerle  etkili, sert muhalefet yaptığını  sanıyor.

Bu haliyle  sık, sık iktidarın maskarasına  dönüyor.

Bütün olup bitenlere karşı “ memlekette muhalefet sorunu var” eleştirisini iktidar dahil yapmayan yok.

Bu memlekette, iktidar eleştirisini de içeren  sisteme karşı muhalefet sorunu var. Bunun için radikal demokrasiyi savunacak, radikal bir muhalefet gerekiyor. Bu  muhalefet   radikal demokrasi (*)  talebiyle ortaya çıkılmalı.

Radikal demokrasisinin Türkiye için anlamı,  dünkü ve bugünkü sisteme karşı başka bir  özgürlükçü, demokratik sistem önermek demektir.

 CHP’nin  geçmiş sistemle derdi yok. Bugün de dahil  kurulu düzenle de çok fazla bir sorunu yok. En genelinde “devletçi” duruşunu her durumda ve koşulda  koruyor ve savunuyor. CHP’nin  karşı çıktığı ve muhalefet ettiği şey  AKP’nin devleti ele geçirmiş olması.  

CHP devleti ele geçirirse  her şeyin iyi olacağı ve demokrasinin geleceği düşüncesinde.

Bu anlamda CHP’nin, Cumhurbaşkanlığı Sistemi veya öncesi sistem karşısında önerdiği bütünsel demokratik sistem projesi yok. 

Selin Sayek Böke CHP Genel Başkan yardımcısı iken 16 Nisan referandumunun ertesinde bu sistem değişikliği kabul edilemez  diyerek “sine-i  millete dönülmeli”  dedi,  başta kendi partisi ve  AKP-MHP ve ceberut devlet şakşakçılardan kendisine söylenmeyen hakaret  lafı  kalmadı.  S.S Böke  erdemli davranıp Genel Başkanlık görevinden istifa etti.

Fikri Sağlar’ın başına gelen…

CHP’nin demokrasi  anlayışı, “iktidar da ben olayım” anlayışı. Yoksa bütün cumhuriyet  tarihiyle yüzleşerek önerdiği bir  demokrasi ve demokratik sistem yok.

HDP’lilerle hala arasına mesafe koyma zihniyeti devletçi duruştan başka ne olabilir ki?  15 Temmuz sonrası tutuklamalar gözaltılar karşısında (açıklamalar yaptılar, protesto ettiler, haklarını teslim edelim) Enis Berberoğlu tutuklanıncaya kadar harekete geçmemelerinin nedeni, yeni kurulan devlet düzenin CHP’yi de hedef almaya başladığının farkına varmalarıdır.

Bu farkındalık!  Ve ardından Adalet adına yapılan eylemler CHP’yi muhalefetin ana siyasal gücü haline getirmedi; çünkü CHP toplumdaki değişim dalgasını ve değişim talebini okuyamıyor, okuyor olsa;  Kürtler ve HDP’ye karşı devletçi ve dünden gelen kurulu düzen bakışını değiştirirdi.  

CHP’nin demokrasi kavrayışında 12 Eylül Anayasasının başlangıcı  “Atatürk ilke ve inkılapları” ideoloji  sorun olarak görülmüyor.  Bu nedenle  kendi değiştiremiyor.

Bu memleketin demokrasi sorunu Kemalist devlet ve genel olarak ceberut devlet eleştirisi radikal biçimde yapılmadığı için çözülmedi, çözülemedi.  Bu  ceberut devlet ve devletçi,  müesses nizamİttihat Terakki’den günümüze dek uzanan hegemon siyasi çizgi  kendini güncelleyerek devam ediyor.  Bugün tesis edilmeye çalışılan sistem, Kürt kimliğini, Alevilerin varlıklarını vs… kabul ederek, amaaa... diye devam edip aynı müesses  nizamı  güncelliyor.

Bu çizgi içinde demokrasi hep biçimsel,  formel kalmıştır ve demokrasi toplumsal bir ihtiyaç, yaşam tarzı kültürü haline gelememiştir.  Nedeni tek başına iktidarlar ve devleti yöneten bürokrasi ile sınırlı değil: Ceberrut devlet ideolojisi, devletçilik ve onunla iç içe geçen milliyetçilik/ulusalcılık olarak toplumda içselleşmiştir. Bu  iç içelik devletin demokratikleşmesi olmadan çözülemiyor. 

Bu nedenledir ki, demokrasi sol, sağ; siyasal İslamcı, milliyetçi/ulusalcı için nihai hedefe varmanın aracı olarak görülüyor.

Bugünkü demokrasi algısı iktidara gelme, iktidarı koruma aracı olarak araçsallaştırılmış maymuncuk gibi kullanılıyor.  Bizim bu demokrasicilik sarmalından kurtulmak için radikal demokrasi hikayesine ihtiyacımız var. 

Radikal muhalefet boşluğu var

Var olan hükümeti eleştirmekle kendini sınırlamayan, müesses nizamı, kurulu düzeni kabul etmeyen radikal, etkili bir muhalefete ihtiyaç var.  Katırcıoğlu’nun tanımıyla “Bugünkü düzen baskıcı bir ara rejimdir” e karşı alternatif üretecek  “radikal demokratik muhalefet” boşluğu var.

Nasıl olur konusu tartışılmalı. Önsel olarak CHP’nin bugünkü ideolojik –devletçi- duruşuyla muhalefetin merkezi ve radikal demokrasiyi savunarak 12 Eylül anayasasını bir kenara iterek  yepyeni bir anayasayla  gerçek anlamda demokratik  bir sistemi  savunması  yani müesses nizamı değiştirme talebinde bulunması mümkün görünmüyor.

CHP’nin böyle bir talebi ve kaygısı da yok. İzlediği bu yol ile 2019 seçimlerinde oyunu artırabilir.

Bu CHP’nin sistemi değiştirecek seçenek olması çok zor.

HDP zaten varoluşuyla müesses nizama ters gelen bir parti. Üstelik Kürtlerin haklarını müesses nizama karşı savunuyor. Bundan dolayı hedef tahtasında yok edilmeye çalışılıyor. 

Bu durum HDP’yi kendiliğinden demokratik radikal muhalefet yapmaz. Türkiyelilik hikâyesi radikal muhalefet ve radikal demokrasiye ilk adımdı, fakat yarım kaldı, daha doğrusu yarım bıraktırıldı, siyasi soy kırıma uğradılar.

HDP ve Kürtler radikal demokrasi için, siyasal ve sosyal en canlı dinamik olmaya devam ediyor, bu nesnel ve öznel gerçeklik HDP’yi   varolan durumda radikal muhalefetin  çok değerli öznelerden  birisi yapıyor.

Evet, radikal demokrasiyi savunan ve gerçekleştirecek radikal muhalefet boşluğu var, doldurulabilir mi? Doğa, toplum boşluk bırakmaz, boşluk olursa birileri öyle veya böyle, olumlu ya da olumsuz doldurur.
Mesele boşluğu görüp doldurmaya siyasal olarak talip olmaktır.  Boşluk aynı zamanda toplumun değişim talebi ve değişim dalgasına siyasal seçenek sunabilmeli; tekrarlamak gerekirse bu ancak bütünsel radikal demokrasi programıyla gerçekleşebilir. Bugüne kadar anlatılan ve yaşanan hikâyelerden farlı bir hikâye sunulmalı. Eski hikâye belli: Devlet-devletçilik, milliyetçilik, beka… Anayasa, yasalar, devlet sistemi yapısı, işleyişi, eğitim ve de siyasetin sınırları bu hikâyeye göre kurulanıp uygulana geldi.

Bu devlet mekanizması içinde iktidara kim gelirse gelsin,  mekanizma onu içine çekiyor ve kendine benzetiyor. 

Milli Görüş muhalefeti bu devleti şeytan ilan etti,  ondan uç veren AKP “vesayet sistemi”ni kaldıracağım, kaldırıyorum derken, özü değişmeyen başka bir vesayet sisteminin parçası oldu.  Dün devlete, müesses nizama karşı söylemedik söz bırakmayan iktidar yanlısı “İslamcı aydınlar” bugün methiye düzme yarışı içindeler.

Başka bir yazı konusu ama Tanzimat’tan bu yana genel olarak aydınlar ile halk arasındaki ilişki popülizm ve elitizim arasında gelgitlidir. Cumhuriyet modernleşmesi, tek tipçi ulus devlet hikâyesi ve ideolojisini de devletin ideolojik aygıtlarıyla “aydınlar” kurdular. İdeolojinin etkili olmadığı yerde yasaklarla bu hikâyeye karşı olanlar sindirilmeye çalışıldı. Sonuç olarak  toplumun  azımsanmayacak kesimi   devletin hikayesine inandı, inandırıldı!.  Bugün de Cumhurbaşkanlığı Sistemini topluma kabul ettirmek için aynı “ popülist, elitist” özel araçlar ve devlet ideolojik aygıtları gece gündüz çalışıyor, bu da yetmiyor sindirme, yıldırma baskı mekanizmaları fütursuzca kullanılıyor.  

 

Hem müesses nizam hem radikal demokrasi birlikte olmaz 

Geçmişte ve kısmen bugün  müesses nizam sistemine radikal karşı çıkan ve başka bir sistem/rejim önerenler sosyalistler ve liberaller olmuştur. Ne önerdikleri ve içeriği başka bir tartışma; altını çizmek istediğim mesele kurulu düzen topluma karşı, toplumun üstünde kılıç gibi sallanıyorsa bu düzene karşı çıkmak bağlamında radikal sistem önerisinde sosyalistlerin ve liberallerin bulunduğunu belirtmek istedim.

Yeni bir hikâyenin yukarıdan aşağı kurgulanıp sunulması  bugünkü mevcut muhalif siyasal yapılanma içinde zayıf görünüyor; bu durum devam ederse  sosyal- toplumsal muhalefet pratiği kendi radikal demokrasi hikâyesini kurgular ve peşine düşebilir.

Bunun emareleri farklı sosyal, sınıfsal ve inançlardan olan muhaliflerin somut talepler etrafında bir araya gelerek yan yana durmaları pratik işler yapmalarıdır. En nihayetinde bu talepler siyaset tarafından karşılanacak. Muhatap bulamazlarsa bu muhalefet ve değişim talebi için ortaya çıkan pratik kendi siyasalını üretebilir mi?  Şimdiden kesin bir şey söylemek mümkün değil, ama  yakından bildiğimiz,  önce  SYRİZ, PEDEMOS ve  Macron’un “Yürüyüş Hareketi” ve ittifak yaptığı “Demokrasi  Hareketi”  kurulu düzen partilerine karşı seçenek olarak ortaya çıktılar.

Türkiye’de neden olmasın sorusuna cevap verebilmek için görünen olgulara bakıldığında umut ile karamsarlık başa başa gibi görünüyor.

Politika yapmayı politikanın ilkelerini savunmak sanan anlayış terk edilebilirse, toplumdan gelen değişim dalgası doğru okunursa… gibi  temennilerin ötesinde diplerde nasıl dalgalar ve kırılmalar yaşanıyor… bunu görmek için çok uzun zaman beklemeyeceğiz gibi geliyor bana.

 (*) NOT: Radikal demokasi tezi için:

Kitap: Laclau-Mouffe, Hegemonya ve Sosyalist Strateji, Çev: Ahmet Kardam, İletişim Yayınları, 2008

Türkiye ve Radikal Demokrasi, Fuat Keyman, Baglam Yayıncılık

Makaleler:

Tuncay Şur:  Kürt Siyasetinden HDP'ye Radikal Demokrasinin İzlerini Sürmek 
 Radikal Demokrasi Ve Güncel Tartışmalar

İmkansızlığın stratejisi: Radikal Demokrasi üzerine