Savaş’ın insani aklı ve ruhu olmaz


Devlet eski devlet, iktidar eski iktidar, PKK eski PKK... Onlar eskiye dönmüş olabilirler, bu memleketin, Türkleri, Kürtleri velhasıl toplum eski toplum değil. Başlayan silahlı çatışmalı sürecin devam edebilmesinin nesnel koşulları yok.

Savaş demenin ölüm ve cinayet demek olduğunu toplumun önemli bir kesimi anladı.  Kutsallar için savaş naraları ve cihat çağrılarının,  ilahların kendi egemenliklerini korumak için olduğu gerçeği bütün çıplaklığı ile görülüyor.  Ne milliyetçilik, ne Kürtlerin kutsal hakları için savaşmanın, cinayet işlemenin inandırıcılığı yok.

Savaşı önce kimin başlattığı sorusunun anlamı yok. Siyasette öncülüğü, önceliği elinde silah olanlar,  zihinleri intikam almak, ötekini yok etmek olarak çalışanların akıllarına, sorunları çözmede  silah ve savaşmaktan başka seçenek gelmiyor. Savaş demek, siyaseti demokratik kurum ve araçlar yerine silahla, ötekini öldürerek, cinayet- siyasi cinayetle yapmaktır.

Devlette ve iktidarda o veya bu öznenin olmasının pek bir anlamı olmadığını bir kere daha gördük. “Yeni Türkiye, askeri vesayete son verildi, ileri demokrasi” sözlerini söyleyenlerin, zihin arkalarındaki ittihatçılık çırılçıplak ortaya çıkıverdi.

Tarihte yaşanan savaşlarda ve Türkiye’nin otuz yıldır yaşadığı iç savaş koşullarında, siyaseten, ideolojik, propagandif ve hakikatleri çarpıtma adına ne yapılmışsa aynı şeyler yapılıyor.  Olağanüstü koşullar başlayınca  güvenlikçi özel durum devreye giriyor. Öncelikle demokratik haklar ve özgürlükler askıya alınıyor. Ne olup bittiğini, günlük haberler ve açıklamalardan hayret içinde izliyoruz.  Bizlerde aynı filmi defalarca izleyerek aynı yorumları yapmaya devam ediyoruz. 1990’larda doğan gençlere, 20-25 yıl önce yazdığımız özünde aynı şeyler anlatılıyor. Savaşçılar savaşın haklılığını, barışçılar, demokrasiden yana olanlar,  savaş karşıtlığını, barış ve demokrasinin güzelliğini yazıp çiziyor.

 

PKK ile işbirliği mi dediniz?

Aklımızla dalga geçilen olaylar yaşadık, yaşıyoruz: IŞID’ın Suruç saldırısı sonrasında, IŞID tehlikesi nedir, ne değildir diye tartışırken, neler yapılacağı merakla beklenirken, PKK’nin hangi akla hizmet,  Suruç misillemesi adına polis öldürmeyle başlayan silahlı eylemleri, devlet ve AKP içindeki savaşçıların öne çıkmasına altın tepside sunmuş oldular. (*) Savaşın hatta ölümlerin faturasını HDP’ye çıkarttılar. Barış Sürecinin parlamento zemininde daha güçlü devam etmesi beklenirken, savaş ortamı ile birlikte, iş, HDP’nin “terör örgütünün uzantısı, terör örgütüyle işbirliği” yaptığı gerekçesiyle kapatmaya kadar getirildi. Erdoğan’ın ve savaşçı AKP’lilerin mantığıyla bakılınca şu soruya da soralım: Öcalan’la MİT’in  ve başka devlet yetkilerinin, bazı siyasilerin görüştüğü biliniyorHatırlayalım: Adalet Bakanlığı, Kamu Güvenlik Müsteşarlığı ve MİT yarattığı ortamla, HDP’lilerin İmralı’da Öcalan’la görüşme yapmaları, Öcalan’ın notlarının Kandil’e götürülmesini sağlanmadı mı? Oslo görüşme notlarını hepimiz okuduk. Bu görüşmelere Başbakan Erdoğan adına MİT’den  Hakan Fidan ve Afet Güneş katılmıştı.

“Aklımızla dalga geçiliyor”  dememdeki neden, HDP’yi PKK ile işbirliği yapmakla suçlayanlara,  PKK ve Öcalan’la işbirliği yapan, Adalet Bakanlığı, Kamu Güvenlik Müsteşarlığı, MİT ve bunların siyasi sorumlusu olarak Başbakanlar evcilik mi oynuyorlar diye sormazlar mı ? Bu memleketi seven ve koruyan yalnızca devlet,iktidar,zinde sivil ve siyasi güçler mi?

Soruyu böyle sormak için özgür düşünmek, kaba siyasal taraflılık dışından bakabilmek, demagojinin esir aldığı akıl zincirini kırarak hakikat penceresinden bakabilmek gerekiyor. Çıplak gerçekliği görerek hem devlete, hem iktidara, hem de PKK’ye dümdük sorular sormak gerekiyor.

 

“Seni Başkan Yaptırmayacağız”ın intikamı

 

Son savaşın nedeni, karşılıklı intikam almak.  Devlet füzeleriyle savaşma kabiliyeti gösteriyor. PKK' devletle kafa kafaya savaşabileceğini, istediği zaman istediği suikastı, silahlı eylemi yapabileceğini gösteriyor. Bu savaşın öncü öznesi, Erdoğan, “Seni Başkan Yaptırmayacağız”  diyen HDP’den intikam alma hırsı ile bu savaşı başlatan, emir veren oldu.

İnsani aklı ve ruhu olmayan bir savaşın içine doğru doludizgin gidiliyor. Haber bültenlerinde futbol maçı anlatılır gibi, saldırı, ölüm haberleri veriliyor. Asker, polis ölümleri ailelerin yüreğini yakıyor. Devlet ve iktidar yöneticileri, yıllarca, yıllarca dinlediğimiz kopya taziye ve intikam açıklamaları yapıyorlar. Sağınıza, solunuza biraz kulak kesilin; Savaş halinin doları, borsayı, altın fiyatlarını, faizleri nasıl etkilediği, ne olacağını konuşan, kafaları yerine para kasası taşıyan yüzlerce ruhsuz insanı görebilirsiniz.

Bilmem asker, polis cinayet haberlerini, cenaze törenlerini izliyor musunuz, içinizde nasıl bir ruh hali oluşuyor veya en yakınınızdaki birilerine, asker polis ölümleri konusunda ne düşündüklerini sorun, nasıl yanıt alacağınızı merak mı ediyorsunuz? Klişe, ezber devlet ve siyaset sözlerinden başka bir şey duyamazsınız. Hani bu ülkenin dağındakiler de bu ülkenin yurttaşıydı! Yüzlerce bomba atılıyor,  sığınaklarda, mezralarda ölenler insan, yurttaş değil mi? Onların anaları, babaları kardeşleri… yok mu? Böyle de soru sormak gerekmez mi?

 İnsan olmanın erdemini, duygusunu, vicdanını yitirmiş bir toplum olduk. Bu saydıklarım ne kadar vardı buda başka bir konu. Bu gerçekliği yüzümüze vurursak belki utanma duygusu uyanabilir.

 

(*) Geç kalmış bir açıklama : Kandil’deki KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, Ceylanpınar’da iki polisin öldüğü saldırıyı PKK’nın yapmadığını iddia etti "Bunlar PKK'den bağımsız birimler. Bize bağlı olmayan, kendi içlerinde örgütlenmiş olan yerel güçlerdir diye açıklandı. Bizim yaptığımız bir şeyi üstlenmekle ilgili çekincemiz yok. PKK/HPG olarak yapılan bir eylem varsa bunun izahatı, gerekirse özeleştirisi yapılır." (t24, 29.7.2015)