Seçim sonucu: Çok hızlı gidiyorsun, yavaşla


Taraf
’ın “Köşke yeter, Başkanlığa yetmez” manşeti Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın köşkteki durumunu çok iyi tanımlıyor.

Seçimlere katılım oranı, yerel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi oy kıyaslaması gibi matematiksel veriler üstünden siyasal analiz işini uzmanlarına bırakalım.

11 Ağustos’ta somut durum şu:   Erdoğan cumhurbaşkanı oldu.  

Demirtaş değişimin, ilerlemenin umudu olarak ortaya çıktı.  

Değişim adına hiçbir şey söylemeyen,  İhsanoğlu ve arkasındaki siyasi irade umut yaratamadı. Tepede oluşturulan koalisyon çöktü.

Dokuz seçim kazanan Erdoğan’ın (AKP sonradan geliyor) parti örgütleri, ideoloji ve propaganda aygıtlarını nasıl kullandığı, algı oluşturma, söylem tutarsızlığını, çelişkilerini ve insani, dini, ahlaki bütün değerleri aşındırarak nasıl avantaja dönüştürdüğünü, siyaset bilimi açısından analiz etmek lazım.  

Mesela, Marksist-Stalinist  otoriter örgütlerde bulunmuş, teoriler üretmiş, militan olarak hayatları kararmış, örgüt cemaatinin bütün söylediklerini koşulsuz  kabul etmiş, demokrasiyi, demokratik merkeziyetçilik,  proletarya diktatörlüğü olarak  ezberlemiş, siyasi hayatlarında ve kültürlerinde demokrasi  değerleri olmamış eski solcular, Erdoğan’ı burjuva devrimi kahramanı (bu kavramı kullanmak bile, ideolojik zihnin nerede durduğunu gösteriyor) demokrasi şampiyonu olarak görüyorlar. Gören değil, gördürenin propaganda ve algı kıvraklığını alkışlamak lazım.

TOPLUMDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

Mart 2014’ten Ağustos 2014’e Türkiye’de büyük çalkantılar, sosyolojik kırılmalar yaşanmadı. AKP’ye oy veren seçmenlerin iradesinde değişim yaratacak, başka bir tercihe yönelmeyi gerektiren olaylar da olmadı. Erdoğan’ın Ermenileri aşağılayan sözü, Gazze’ye ağlayıp, İsrail’e kükrerken, IŞİD’ın katliamlarını ses çıkarmaması, lümpen edebiyatını, erdem, siyasi ahlak, muhaliflerini ters köşeye yatırma olarak sunduğunda; erdemli, ahlaki ve insani değerlere sahip olanlar için infial, yüz kızarması olabilir: Ama, AKP liler için ve AKP’ye oy verenler için, erdem, genel ahlaki değerler, edep ve insanlık onuru gibi değerler manzumesi çok başka anlama geliyor, başka türlü değerler zihniyet, çalışıyor.  Oya Baydar’ın söylediği gibi, kitle kültürü ve kitlesel davranış. ' Liderin; sadece kitleleri değil çevresindekileri, tek tek yandaşlarını da nasıl düzeysizleştirebileceğinin ibret verici örneklerini, Tayyip Erdoğan’ı koşulsuz destekleyen, bedenlerini ve ruhlarını her türlü eleştiriye kalkan yapan, onun her sözünde, hatta tehditlerinde hakaretlerinde hikmet arayan danışmanlarında, yandaşı yazarlarda, gazetecilerde, yorumcularda, akademisyenlerde, vb. görmek mümkün.' . İbadet eder gibi inanıldığında, soru sormak, sorgulamak, imandan çıkmak gibi görülüp,  mahalleden dışlanma korkusu bağlılığı  kaçınılmaz hale getiriyor.

AKP’de lider-örgüt-seçmen iç koşulları, iç ilişkiler ve ilişki ve iletişim ları değişmediği müddetçe, ideolojik-siyasal blok olduğu gibi kalıyor ve siyasal tercih aramak, eleştiride bulunmak ihanet anlamına geliyor. Dışarıdan eleştiriler, düşünmeye değil, kenetlenmeye yol açıyor. AKP kurmayları bu sosyolojik ve siyasal gerçekliği, toplumsal kültürü doğru okudukları için, propagandalarını özgürleştirici değil bağımlı hale getirecek dil ve veriler üstüne kuruyorlar.  Bütün ötekiler  -kötüler, bizden olmayanlar-  bizi yok edecekler algısı korkuya dönüştürülüyor.  Milliyetçilik, suni mezhep ve devlet  (yeni Türkiye) “büyük lider” etrafında   “kenetlenmezsek”  yok oluruz, eskiye dönülür retoriği ustaca kullanılıyor. Bilinç devre dışı bırakılarak duyguları yönlendirmek için PİAR çalışması, devletin ideolojik aygıtları ve partinin propaganda- ajitasyon merkezinin parçası  ( yandaş demiyorum, çünkü yandaşlık kısmi de olsa bağımsızlığı içerir) iletişim, medya yoluyla hegemonya kurma üstünlüğüne sahip olundu.

Siyasal bilinç düzeyini en aşağıya çeken bu taktik başarılı oluyor. Mart seçim kampanyasında, grup toplantılarında söylenen sözler yüzlerce defa söyleniyor ve dinleyenler şehvetle tezahürat yapıyorlar. Bu siyasal davranışın değişmesi, iç koşullarda değişimle mümkün görünüyor. İnsani, ahlaki, inanç değerlerin araçlaştırılmaktan kurtulması gerekiyor. İnanç ve iman değerlerine inanmak ile siyasi İslamcı lidere iman edip onu "siyasaldan put yaparak"  (Mücahit Bilici’den ödünç kavram) biat edilmesinin yanlış olduğunu ten söyleyecek güçlü sesler çıkarsa, körleşen iç gözler,  kilitlenmiş vicdanlar açılabilir.
Reel sosyoloji ve reel siyasal duruma göre Haziran 2015 genel seçimlerinde, AKP tablosunda dudak ısırtan değişim olmayacaktır.

Bu seçimde Erdoğan’a seçmenleri (ni)n mesajı : “Çok hızlı gidiyorsun: Şımarma, biraz düşün, yavaşla”  oldu denilebilir.

Seçim sonucu, AKP’de yönetimin belirlenmesi, başkanlık hayali, 2015 genel seçimleri… bütün bunların revize edilmesini gündeme getirecek.