Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı

 
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı

Paris'te işlenen cinayete kimse şaşırmadı. Şaşırmadı, çünkü benzeri olaylar yakın tarihte defalarca yaşandı. Böyle cinayetlerin ve toplu katliamların amacı, bir veya bir kaç noktayı hedef göstererek, öfke kabartmak,  aklı devreden çıkartarak duygusal tepkileri yükseltmek, şiddet ve intikam duyugusunu körüklemek. Bugüne kadar  işlenen siyasi cinayetler  ve toplu katliamlar sonrasındaki  toplumsal tepkiler aşağı yukarı aynı tepkiler oldu. Paris cinayeti  ve bu tarz  eylemlerin amacı, barış sürecini durdurmak.  Bu tür eylemleri yapan organizasyonlar, ( hangi derinlikte ve adı ne ise )  siyasal bir amaç uğruna bunları yapıyorlar. İnandıkları ideolojik "dünya"larını korumaya çalışıyorlar. Tarihsel koşulların belirli evresinde  ortaya çıkan bu türden yapılar, değişen tarihsel koşullarda eriyip, çürüyüp tarih sahnesinden çekiliyorlar.  

Türkiye’nin değişim sürecinin eğile  büküle, ileri, geri adımlarla  geldiği son nokta, değişimin kırılma noktası. Kırılma noktası Kürt sorunun demokratik yoldan barışcıl yol ve yöntemlerle  çözülmesi ve bu çözüme paralel olarak yeni anayasa yapım sürecinin tamamlanması. Bunun anlamı; 1923 Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin tarihsel  bitişi demektir.  Kürt sorunun çözümü demek, devletin kurucu felsefesi  ve devletin kurulu düzeni ve yapılanmasının değişmesi demekti. 30 yıldır  süren savaşta direnmenin nedeni buydu. Kendi generallerine suikast düzenlemek, Cumhurbaşkanı “zehirlemek!”, binlerce köyü boşaltmak, binlerce faili meçhul cinayet, Susurluk’un arkası, ortaya çıkan darbe palanları... bütün bunlar, Türkiye’nin değişimi ve demokratikleşmesinin önün kesmeye yönelik eylemler  organizasyonlardı. Ama öne sürülen gerekçeler,  Kürtler, Türkiyeyi bölecekler,  Müslümünlar, siyasi İslamcılar  Şeriatı getirecekler,  laiklik elden gidecek  korku propagandasıydı. Bunlar artık ana eğilim olmaktan çıktı, hızla bu tür düşünceler marjinalleşiyor. Değişenler toplum içinde yaşanır hale geldikçe, normalleşme, rahatlama  iklimi herkesi kucaklıyor.

Reformlarla değişim süreci eski yapıları  çözerek, adım adım ilerliyor. Dura kalka gider bu süreç bıkkınlık, güvensizlik, umutsuzluk da yaratıyor. Zamana yayılan değişim süreci,  olumlu olanları unutturuyor. Gelinen durumu anlamak için geriye dönüp bakıldığında, normalleşmiş bir çok şeyin değişmiş şeyler  olduğunu  görülüyor. 141-142'in kalktığı zaman doğanlar yirmi yaşında oldular. Bunlara, Kürt dediğimiz için, yazdığımız için DGM'lerde onlarca yıl  hapis ceza ile yargılandık desek, bize dinazormuşusuz gibi bakacaklardır.  Dura kalka değişim dediğim böylesi bir süreç.

 Değişim sürecinin  2013 yılının  “kırılma noktası olması; Kürt sorununun çözümü temelinde silahı siyaset alanından  çıkartmayı kuru söz olmaktan çıkartıp, olabilirlik noktasına getirdi. Ortaya çıkan siyasi ve toplumsal irade bu sürecin kararlılığını gösterdi. Paris  cinayeti bu  kararlılığı  bozmayı amaçlıyor diye düşünüyorum.   Birincisi  PKK’nin içini hedef gösterilerek, PKK içinde çatışma ve  bölünme beklentisi yaratmak.  İkincisi Kürtlere ve PKK'ye de,   bu  hükumete AKP’ye ve  süreci destekleyen siyasilere  güvenilmeyeceğini havası oluşturmak. Bu olabilir mi? Gelinin  akıl düzeyi bundan sonra  ne olursa olsun, radikal geriye dönüşün pek kolay olamayacağını gösteriyor. Artık, barış propaganda olmaktan çıktı, gerçekleşebilir olgu haline geldi. İslamcısı, Türkü, Kürdü, şehit Anası- babası, demokrat solcusu, liberali, muhafazakarıyla... Barış için adım atan siyasi iradeyi destekleyen toplumsal irade ortaya çıktı.  Bu irade  büyüyerek devam ediyor. Bu irade aynı zamanda demokratikleşmeyi ileriye taşıyacak irade. Anlaşılıyor ki, bu süreçten  rahatsız olanlar  şiddet-cinayetler yoluyla direnecekler.  Hakkari karakol baskını denemesi, Paris  cinayeti gibi  olayları  gerçekleştirmeyi deneyecekler.
  

Bilinmeyeni herkesin bildiği olaylar

 Böylesi "bilinmeyen" cinayetlerin faillerini artık herkes biliyor.  Kim yaptı? Sorusuna hemen herkesin  yanıtı: Bu süreci durdurmak isteyenler,  siyasi   fail veya failler belli. Bu sürecin önünü kesmek isteyenler. Çıkarları bu savaşın ve şiddetin sürmesinden yana olanlar. Bu genel tanımlamalar iyi güzel de, somut olarak kim ve kimler bu "istemeyenler.?"  Bunların  legal veya illegal  yapıları, kurumları ve kişileri  ortaya çıkartılmalı.

Mesela, Özel Harp Dairesinin  100 bin silahlı gücü haberi kaynayıp gitti. Bu gücü kim, nasıl yönetiyor. Hani bizler bilmesek de, siyasi iktidar, devletin legal yapıları bu illegal yapıyı biliyor mu? Parası, pulu, ödeneği nereden gelir,  faaliyet alanı, elemanları  nasıl belirlenir.  Bu tür yapıların  soğuk savaş dönemi Gladio yapılanmaları olduğunu biliyoruz. İtalya ve Yunanistan’da ortaya çıkan, askeri, sivil  legal, illegal yapıların benzerleri, Türkiye’de Ergenekon yapısıyla ne kadar ortaya çıktı? Bunları kamuoyu bilmiyor. Hükümet, TBMM ne kadar biliyor  bu da şupheli.

Örneğin Ümraniye’de  ortaya çıkan silâh deposunun  Özel Harb’e ait olduğu  yazıldı.Gömülü silah depoları bulunduğu yazıldı

30 yıldır deva eden bu savaşın askeri-silah pazarlamacıları, aracıları, komisyoncuları... Her halde "barış oluyor" diye göbek atmıyorlar herhalde.

Paris  cinayeti  üstüne Başbakandan,  başlayarak bir çok kişinin ilk sözleri, "PKK içi hesaplaşma" oldu. Evet bu olabilir.  Peki, "devletin, derin devletin de içindeki birilerinin eylemi" olamaz mı? Bu da olabilir. Bunu ortaya çıkartmak hükumetin ve  devletin işi. "Abdullah Gül'ün söylediği gibi, " İş yapması gerekenler, işlerini yapmalı."

Bir  kere daha ayrışıp Barış için birleşiliyor

Böyle olaylar olunca herkes bulunduğu ideolojik, siyasi pozisyondan durumu algılayıp yorumluyor. Mesela,  devletin bölüneceğine  ve PKK’nin  bölücü olduğuna inanmışsanız; son karakol saldırı girişimi ve Paris   cinayetininin faturasını AKP’ye çıkartırsınız. Hatta Erdoğan’ın Başkanlık sevdası uğruna bütün bunları yaptığını söylersiniz. Şiddeti siyasetin parçası olarak görüyorsanız, AKP’nin öyle veya böyle bir an önce indirilmesi gerektiğini savunan siyasi görüşü savunuyorsanız. “Kürtlerin aldatıldığını, AKP’ye güvenilmeyeceğini ( geçmiş verilerle desteklenerek) operasyonları sürdürdüğünü, Paris’i de  onların yaptığını, AKP’yi indirmeden  hiçbir şeyin değişmeyeceğine” inanırsınız. “Sosyalistlik” üstünden bunu söylüyorsanız, durduğunuz solculuk  ideolojisinden;  “Barış’ın  devrimci hareketi” durdurmak olduğundan başlayıp, sistem değişmeden  bütün bunların aldatmaca olduğunu ... söylersiniz. Radikal Kürt milliyetçisi iseniz, “ Sömürgeci güçlere  boyun eğmek, ihanet” olarak  değerlendirisiniz.  Radikal Türk milliyetçileri,  Kürtlerin  adının var olduğunu,  cisminin yok olduğunu inanıyorlar zaten. 

Değişim  sürecinin en radikal noktasına gelindi.  Milli Güvenlik Kurulunda alınan   Öcalan'la görüşme ve sürecin  şeffaf  yürütülmesi karar devlet aklının değiştiği kırılma noktasıdır.

Öte yandan İmralı'da Öcalan'la görüşme, Türkiye'nin sosyal, siyasal, ideolojik  güçlerinin dizilişini  karman çorman etti. Silahlara veda ve  Kürt sorunun çözümü için  girişim ve   ortaya çıkan siyasi iradeyi destek beyanında bulunanlara bakıldığında; CHP  ile BDP ile Fettullah Gülen ile PKK ile, liberal aydınlar ve demokrat solcular  yan yana duruyorlar.  Bu dizilişin öte yakasında  olduğunu ilk MHP açıkladı. CHP içindeki "ulusalcı" kanadı  temsilen  açıklama yapanlar fısıltı ile konuştular...  değişim süreci  ideolojik, siyasi ezberleri bozmaya devam ediyor. Reformlarla değişim böyle yürüyormuş demek ki.