Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...


Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...


Gezi Parkı direnişi, iki ana eksende konuşulup değerlendiriliyor.

Birincisi, Küresel Türkiye’nin yeni kuşak gençliğiyle karşılaşıldı. Bu gençliğin yaratıcı muhalefeti, muhalif dili, yeni sosyal hareket özellikleriyle yüz yüze gelindiğinde; günümüz Türkiye’sinin gençliğini ve insanlarını klasik siyasetle, sosyolojik bakış açısı ve ideolojilerle anlayamayacağımızı bize gösterdi. Burada değişen insan(lar) örneğinin birçok özelliklerini gördük. Siyaset ve ideolojilerin tarifinin ötesinde özgürlük, demokrasi, adalet ve antiotoriter düşünen gençlikle tanıştık. Bu gençliğin bugünkü siyasi kafalarla, siyaset modelleriyle yönetilemeyeceği de ortaya çıktı. Ayrıca ’90-’95 kuşağı gençlerin de hayatlarında anlatacakları bir hikâyeleri oldu ve bizler onların hikâyelerini anlamaya ve konuşmaya devam edeceğiz.

İkinci eksen ise, 
iktidar olanların ve devletin yaptıkları, konuştukları. Bu 14 gün içinde iki iktidar, iki devlet gördük. Hangisi gerçek, hangisi sahte, hangisi ikiyüzlü ve değişen hangisi? Bunlar da daha çoook konuşulacak.

 İki Türkiye!

Gezi Parkı direnişi Türkiye’yi bir kere daha ikiye böldü. Bu bölünmenin baş mimarı ve bu direnişe damgasını vuran AKP Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oldu. Başından itibaren Gezi Parkı direnişine iki kategoriden baktı. Ona göre, “Bu direniş darbecilerin, Ergenekoncuların tezgâhı. Arkalarında dış güçler ve faiz lobisi var. Masum gençler ve bu direnişe destek veren herkes buna alet oluyor.” Bütün savunma ve saldırı argümanlarını bu zihniyet üstüne kurdu. Erdoğan’a göre ikinci kesim de, başta kendisi olmak üzere, birinci kesime karşı direnen AKP’lilerdi.


Darlaştırarak bu 
iki pencereden bakıldığında demokrasi ve özgürlükler alanının bu kadar geniş olması, tehlikeli olarak görüldü. Soğuk savaş dili ve zihniyetiyle konuşan,“antiemperyalist, neredeyeyse antikapitalist” bir Erdoğan modeli ortaya çıktı.


Başbakan, bütün bunlara inanıyor muydu, yoksa bu bir fırsattır diyerek başka hesaplarınsayfalarını açıp görünmez yerlere mesajlar mı vermek istiyordu?

Nedeni ne olursa olsun, bir ülkenin başbakanının toplumun bir kesimini karşısına alıp, yağıp gürleyen, öteki kesimini ise kışkırtan sözler söylemesi ruh hâlinin iyi olmadığını işaret etmez mi? Bu tarz bir politika ve böyle bir zihniyet, bugüne kadar yaptığı birçok olumluluğu gölgeler. Sizin bugün yaptıklarınız ve söylediklerinize karşılık, size daha önce söyledikleriniz anımsatılır, ancak insanların aklında en son söylenenler kalır.

Erdoğan
 yeni olanı kendisine biat olarak anlamış demek ki. Erdoğan, zihnindeki “Yeni Türkiye Gençliği”nden farklı bir gençlikle yüz yüze gelince, “Bunların arkasında kim var?” komploları aramaya başladı. Otoriter ruhlu bütün liderler, liderliklerinin tehlike altında olduğu ve kendine komplolar kurulduğu korkusu üstünden düşünmeye başlarlar. Bu ruh hâlindeki liderlerin çevresi, bu korku ve komploları üretenlerden oluşur ve birbirini körüklerler.“Dolmabahçe Camii’ne bira şişeleriyle girildiği” söylentisini caminin müezzininden yalanlama gelmesine ve bu konuda birçok yazı yazılmasına rağmen, Erdoğan’ın bunu meydanlarda söylemesi, içinde bulunduğu ruh hâlini ve çevresinin onu nasıl bilgilendirdiğini gösteriyor. Böyle durumlarda bizim kuşağın aklına “Kanlı Pazar ruhu hortladı” geliyor. 

Gövde gösterisi için AKP tabanı sokağa çağrılıyor

Bu direnişin içinde yer alan ve destekleyenler arasında, hararetle “darbe olsun, AKP yıkılsın, yok olsun” diyen, “darbeciler, Ergenekoncular, nasyonal sosyalistler”... de var kuşkusuz. Böylesi kendiliğinden kitle hareketlerinde herkes kendi amaçları için yer alır. Harekete damga vurmak ister. Erdoğan, bu grupları mercek altına alıp, büyütüp, ezici çoğunluğu yok sayıp, bu kesimi öne çıkartarak, bu kesimi hedefe koyarak yüksek sesli, saldırgan, sert sözler söyledi. Bu sözleri direnişte olan, onlara destek veren herkes üstüne aldı.


Gezi Parkı direnişi, AKP içinde Erdoğan gibi düşünmeyenleri de ortaya çıkarttı. Abdullah Gül’ün demokrasi tanımlaması, uzlaşmacı, vicdanlı düşünenlerin seslerini yükseltmeleri Erdoğan tarafından, 
liderliğine karşı çıkış, başkanlık modeli ve kendisinin başkanlığının tehlikeye girmesi olarak algılandı. Hırçınlığı, sertliği ve Gezi Parkı direnişi üzerinden darbe tehlikesini öne çıkartması, Menderes’in, Özal’ın sonu ile kendisini özdeşleştirerek, “seni yedirtmeyiz” ifadeleri yalnız Ergenekonculara ve darbecilere karşı söylenmiş söz değil, aynı zamanda parti içinde Erdoğan’a karşı olanlara ve de olacaklara söylenmiş bir uyarı sözüdür. 

Kuzey Afrika gezisi sonrası İstanbul’da havaalanından başlayan ve Ankara’da devam eden mitingler ve burada söylenen sözler; Erdoğan’ın tartışmasız liderliğini hatırlatmaktı. 
“Adam gibi adam” anonsunun sık sık tekrarlandığı mesaj herhalde yalnızca darbecilere yönelik değildi. Bugüne kadar seçimler, açılışlar veya anlamlı günler dışında AKP’liler, mesela, Ergenekon’a ve darbecilere karşı doğrudan miting yapmadılar.


 15 haziran Ankara,16 haziran İstanbul’da AKP’lileri final mitingine, sokağa çağırmak, Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünü dostadüşmana göstermek ve bu vesileyle de Çankaya’ya mesaj yollamak olarak da düşünülebili
Ancak bütün bunlar AKP’lilerle, AKP’li olmayanları, özellikle laik, kemalist kesimi birbirlerine karşı hırçınlaştırıyor, serleşmeyi kışkırtıyor.

15-16 haziran AKP mitingleri çoğunluğun 
“ötekileri” sindirme mitingine dönüşmemeli.