Solda “BİR” likle, sol seçenek olabilir mi?

Hüseyin Çakır - 30/03/2010 12:52:30 (1267 okunma)


Solda “BİR” likle, sol seçenek olabilir mi?

Türkiye öyle veya böyle demokratikleşiyor. Toplumsal, sosyolojik süreçler, teorik olarak onları kurtaracak olan politik -ideolojik kurtarıcıları beklemiyor. Değişim anı gelmişse eğer,O anı kim anlamışsa değişimin taşıyıcı oluyor.
 

Türkiye’nin içinden geçtiği değişim –demokratikleşme ve devletin yeniden yapılanması-
 sürecinde sol geleneğin iki arada bir derede olduğunu görüyoruz. “Sol gelenek” derken bir genelleme yapılıyor. Reel sosyalizmin çözülmesiyle birlikte gözden düşen Marksizm-Leninizm: Komintern geleneği, komünist partiler ve küreselleşen dünyada kendini yeniden üretemeyenSosyal Demokrasi sol” kimlik genellemesiyle kendini tanımlamayı “yeni” gibi sunuyor. Böylece, komünist, sosyalist kimliğini kullanmayıp bunun yerine “sol”, “yeni sol” kullanıldığında “yenilenmiş” başka bir siyasal kimlik edinilmiş var sayılıyor. Bu varsayım; kendi içine dönük, kendi içinde, kendi kendini tanımlayan, kendini rehabilite etmenin ötesinde bir anlam ifade etmiyor. Bu varsayım: ne ideolojik, ne politik olarak değişen Dünyaya, değişen Türkiye’ye “yeni” bir şey söylemiyor. Aksine, ya değişimin tam karşısında, ya da değişimin kıyısında, ürkek, tedirgin biçimde seyrediliyor.

Türkiye bir yıldır geleneksel-statükocu devletle, devletçi kapitalizm zihniyetiyle, askeri vesayet rejiminin fay hatlarının çatırtısıyla sallanıyor. Darbe palanları bir yandan sökün ediyor, öte yandan
 resmi ideolojinin militan savunucuları; Resmi, gayri resmi bireyler, devlet kurumları; ordu, yargı, bürokrasi vb. statükoyu korumak için direniyor. Türkiye bir yarılma ve ayrışma süreci içinden geçiyor. İktidardaki AKP bu kurumlarla zaman zaman karşı karşıya geliyor, direniyor, zaman zaman onların yanına geçiyor. AKP’li olmayanlar için AKP’nin karşısında veya yanında yer alma tartışması anlamlı bir tartışma olmadığı gibi, boşuna enerji tüketmektir. Politikasızlık, seçeneksizlikten başka bir şey de değildir. Siyasal olarak muhafazakar bir parti olan AKP, Türkiye’nin içinden geçtiği, sosyo-ekonomik, sosyo-politik değişimin siyasal temsilcisi olarak, zikzaklar çizerek reformcu rol oynama çabası içinde. Öyle veya böyle, demokratikleşme ve devletin yeniden yapılanması konusunda siyasal bütünsellik içinde AKP’den daha ileri şeyler söyleyen görünmüyor. Statüko ve değişim ayrışması gerilimi yükseldiğinde sol içinde yeni bir tartışma ve ayrışma yaşanıyor. Şimdi Anayasa değişikliğinin gündeme gelmesiyle, “yeni sol” içinde de eğilip bükülmeler başladı. 

“Yeni solu ” aramaya ve birliğe devam

“Yeni sol”
 kimliğiyle “siyasal alanın solu boş” tezinden hareketle yola çıkanlar, bir yıl boyunca Türkiye’nin derin tartışmalı gündemine ilişkin “hiçbir şey” söylemeden, örgütlenmek, örgüt kurma ve parti kuruluşuna kapandılar. Parti kurulunca her şey hallolacak zihniyeti daha parti kurulmadan kendi içinde çatladı. “Yeni sol”un yaptığı, yapabildiği; partisiz-örgütsüz kalan solcuların bir kısmını partili-örgütlü olarak bir araya getirmek oldu. “Yeni” adına ortaya savrulan bir dizi savruk kavramla bir yandan kendilerini ikna etmeye çalışılırken öte yandan “öteki sollara” gönderme yapan “iç dil" kullanıyor, böylece sol içinde egemen olmak daha önemli amaç olarak önde tutuluyor. Kurulan parti, zaten politik seçenek olma iddiasından önce, “yeni solu ” aramaya ve BİR'liğe devam edeceklerini açıkladılar. BİR'lik amacı yirmi yıldır "yeni" olmak zannediliyor. Bu 12 Eylül öncesinde fraksiyonculuk, sol içi çatışmanın yaratmış olduğu bölünme tarvmasının getirdiği saplantı olmalı. 

“Yeni sol”
 olabilmek için, “yeni siyasal kültür, yeni siyasal zihniyet” gerekiyor. Her şeye rağmen, sosyalist gelenekten gelen solun, kendi dışına açılma çabası “yenileşme” anlamında olumludur. Kendi dışına açılma, hem sosyal sınıfsal kesimlere, hem de başka ideolojik paradigmalara açılma olarak gerçekleşebilirse yenilenmeye yönelinmiş olunur. Bunu yaparken de tarihsellikle ilişki içinde ve kendi tarihiyle yüzleşerek yapılabilirse yenilenme aynı zamanda "dönüşüm" olabilir. Programatik Belge’de tanımlanan sorunlara yaklaşım, sorunları seçme ve çözüm önerilerinin gerçekçi ve gerçekleştirilebilir olması “yeni” anlamında önemli adımdır. Ama bu tanımlama ve öneriler tek başına yeterli değildir. 

Kuruluş sürecinde yapılan toplantılarda sık sık söylenen “kitle partisi”
 olma söylemi, kitle partisi olmayı amaçlamak bile, “kitle” ile “yeni solun”arasında mesafe olduğunu gösteriyor. Misyon-sınıf- partileri dışında hiçbir parti “kitle partisi olmak için “ kurulduğunu ilan etmez. Partiler bütün topluma seslenir ve iktidar olmak için seçmenden oy ister. Sosyalist solun geçmişten gelen örgüt, öncülük zihniyeti ve alışkanlığı içe yönelik dilden kurtulması pek kolay gibi gözükmüyor.

Yenilenebilmek için”:
 geçmişle yüzleşilerek, geçmişin muhasebesi çok yönlü yapılarak "dönüşüp" değişiliyor. Yenilenme süreci aynı zamanda ideolojik kopuşlar, yeni birliktelikler vs bu dönüşüm süreci.

BİR
 olmak için biraraya gelmelerin tarihsel deneyimi gösterdi ki, sol gelenekten gelenler, ayrı ayrı veya birlikte dönüşüm süreci yaşamadan BİRolamıyorlar, her BİR olmak için birleşmeler tarihsel "ana akımların" çeperinde ayrışmalarla sonuçlanıyor. Yirmi yıl önce değişim ve dönüşüm, yenilenme için tarihsel koşullar uyğundu. Soğuk savaş dünyası zihniyetinin bitiş dönemiydi. O zaman "yeni" olanı söylemek ve "yeni" adımlar atmak anlamlıydı. Üç yol vardı. Ya muhafazakarlık, ya yenilenme, ya da olup dünyadaki değişimi reddetme. TBKP (Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisinin birleşmesi ile oluştu ve 1989’da yasal olarak kuruldu) Kongre Tezlerinde ( Birlik-Yasallık-Yenilenme) , "kuram, parti, politika, demokrasi, komünist hareketin tarihi," konularına temelden eleştiriler getiren girişimde bulundu. Bu anlamda 20 yıl önce gerçekleşen“Sosyalistlerin Birliği “ tartışmalarını, tartışmaların temeli olan ANA ayrışma noktasını anımsamak “yeni olanı” anlamak bugün ve gelecek için çok önemli ve gerekli diye düşünüyorum.

Temel tartışma; Reformcu-devrimci
 

Dünden bugüne “Sosyalistlerin Birliği”, serüven devam ediyor. Yirmi yıl önce, 12-13-19 Ağustos 1989 günlerinde sosyalistler açısından alışık olunmayan bir gelişme yaşandı. 16 Nisan 1989’da sosyalist solda yer alan 25 kişiye çağrı yapılıyor. 18 kişi bir araya geliyor, "Sosyalistlere"
 başlıklı bir çağrı yapılıyor. Önce değişik görüşlerden 200'e yakın sosyalist, "birliğin imkân ve koşullarını tartışmak" üzere bir araya geliyor. TariheKuruçeşme olarak geçen “Sosyalistlerin Birlik “ girişiminin ana doğrultusu, Ertuğrul Kürkçü’nün özlü tanımıyla “ aynılar aynı, ayrılar ayrı yere ”ayrışmasının gerçekleşmesi, sosyalistlerin temel meselesi olarak ortaya konuyor. Birlik girişiminin amacı; öncelikle reformcu- devrimci ayrışmasının gerçekleşmesi olarak tanımlanıyor.Tartışmaların başlangıç ve bitiş tarihi belirleniyor. Bir yıla yakın süren tartışmalar, ileri sürelen, tezler, sunulan tebiğlerden sonra, “aynılar aynı, ayrılar ayrı yere” gittiler. Bu sürecin parçası olarak, "yasal parti" den yana olanlar ve ayrışmada "reformcu" olaranlar, kamuoyunda 15 Nisan 1990 çağrısı olarak anılan açıklama ile, "solda BİR"liğin yasal zeminde tarihsel adımı atılmış oluyor.Sosyalistlerin Birlik Partisini Kurma Girişimi, 23 Haziran 1990 ‘da Ankara Atatürk Spor Salonu'nda yerel birlik inisiyatiflerinin delegeleriyle Hazırlık Kurultayı için toplanıyor. 15 Nisan 1990’da kuruluş girişimi başlatılarak 23 Haziran'da Yerel Birlik inisiyatifleri oluşmaya ve tartışmalar şekillenmeye başlıyor. Ancak seçimler yaklaştığı için biran önce parti kuruluşu tartışmaların önüne geçiyor. SHP'den ayrılan millekvekilleri ( Kemal Anadol, Ekin Dikmen, Kamil Ateşoğulları, Hüsnü Okçuoğlu, Nedim Tarhan) de bu çalışmaya katılıyor. Belirlenebildiği kadarıyla bu sürede 18 bin dolayında katılımcı yerel inisiyatif toplantılarında buluşuyor. "Niçin yeni bir parti" ve "nasıl bir parti" tartışması, bir an önce partiyu kurarak seçimlere katılma önceliğinden dolayı kesiliyor. Ve Sosyalist birlik Partisi (SBP) kurululuyor. Sosyalistlerin bu birleşmesi yeterli görülmedi. Ve yeni katılımla Birleşik Sosyalist Parti (BSP) oluştu. Bu birlikte yeterli olmamıştı. Yeni katılımlarla birlikte 23 bin kişiyle Özgürlük ve Dayanışma Partisi ( ÖDP) kuruldu.

Kuruçeşme’de "birleşmek için biraraya gelen sosyalist solun. “
 devrimci, reformcu” tartışması ve ayrışması, SBP’de “Marksist olanlar ve olmayanların” partisi ve "Marksist parti" tartışması biçimde devam etti. Aynı zihniyetle ÖDP’de “Devrimci Dayanışma”, “Özgürlükçü Sol Platform” biçiminde sürdü. Bu kadim tartışma, solun tarihi kadar eski ve kan davasına dönmüş bir tartışma. Kuruçeşme'nin belirlenen tartışma süreci sonunda, “devrimci-reformcu” tartışması, o zaman “yeni sol” denilmiyordu. "solda yenilenme" deniliyor du.(bunun marksist literatürdeki anlamı revizyonizmdir. 'devrimci sol' bunu küfür olarak kullanır) ayrışmayla sonuçlahmış oldu. 

Kuruçeşme’de Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) reformcu-uzlaşmacı olarak "devrimcilerin"
 hedefteydi. TBKP, proletarya diktatörlüğünden vaz geçmiş, seçimle gelip seçimle gitmeyi, çoğulcu siyasal rejimi benimseyen, AB’ne girişi savunan, sınıf partisi yerine kitle partisi olmayı amaçlayan, "legaliteden" yana... Üstüne üstlük, TİP ve TKP genel sekreterleri yurt dışından dönüş yapıp, 141/142'nin kaldırılması ve "yasal da komünist parti" kurmak için dönmüşler. TBKP'liler; “sosyalist solun” ve TBKP birliğinden yana olmayan TİP-TKP'lilerin hatırı sayılır karşı çıkışlarıda içinde, neredeyse tüm sosyalist solun tamamının hedefi haline gelmişti. 

Kuruçeşme’de “TBKP’lilerin reformculuğunun teşhir edilmesi devrimci görev”
 olarak öne konmuştu. SBP’nin “ Marksit olanlar ve olmayanların partisi” görüşünü savunan TBKP’liler için Sadun Aren bu partiye Marksit olmayanlar gelmişse her halde sarhoşturlar” diyerek, SBP’de partinin kimliği tartışmasına nokta koymuştu. Daha partinin kuruluşunun ilk aylarında, Marksist kabul edilmeyen TBKP’liler SBP den ayrıldılar. “Aynılar ve ayrılar” tartışması SBP’de başka bir zeminde devam ediyordu. İlerleyen "BİR"lik sürecinde, Kuruçeşmedeki "devrimciler"in neredeyse tamamı, SBP ve ÖDP de yer aldılar. Sonra ÖDP içinde, eksi "ana fraksiyonlar", o fraksiyonlara fraksiyon olanlar çıktı, ayrılanlardan ayrılanlar birleştiler, 
ayrılmalar ve birleşlemer devam ediyor.
 EDP'nin ana bileşenlerinden Özgürlükçü Sol HareketÖDP içinde "yeni" temelinde biraraya gelenlerin oluşturduğu bir grup ve sosyalist solun dışına açılarak "BİR"leşme amacıyla yola çıktı. İlk adım SHP ve alevilerin bir kesimi... "BİR" leşme deval ediyor.

Toplumsal gerçekliği anlamak sol için "yeni" olmak demek

Yenilenme
 olmadan gerçekleşen "solcuları biraraya getirme" girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. O halde, "yeni" olanı söz ötesinde "anlamak" gerekiyor. Eskiyi koruyarak, eskiye yenilenme olamayacağı gibi, eskiyi tümden reddederek de yenilenme olamıyor. Eskiden kopuş, geçmişle yüzleşme, temel tezlere eleştirel yaklaşım olmadan geçmiş tünelinden çıkılamıyor. Türkiye sosyalist solunun büyük bölümü, yüzleşmek, temel tezlerle hesaplaşmak yerine, onları kullanmayarak “yenilendiği” yanılgısıyla hareket ediyor. Örneğin; Sınıfsal olan bugün ne, öncü parti-kitle partisi, çoğulculuk ve demokratizm, toplumsal mülkiyet-devlet, piyasa-serbest piyasa, devlet-devletçilik gibi teorik meseleleri tartışmadan reel politikada solun seçenek olma şansı yok. Birlik için tartışılması gereken temel bir kaç mesele; Sol içi şiddet, Kemalizm -sol ilişkisi, darbecilik- sol, Müslümanlar, toplumsal değerler ve sol gibi meseleler tartışılmadığında Muhafazakarlık yükseliyor gibi , sosyolojik ve ideolojik olarak arkası boşluk olan sözler söyleniyor. Son otuz yılda kent ve kır nüfusu dengesi; yüzde 75 kent, yüzde 25 kır olduğunda, kentlerde kır geleneksel yaşam tarzının kentlerin her yerinde görülmesini Türkiye muhafazakarlaşması olarak yorumlanıyor. Toplumsal ve sosyolojik gerçekliği böyle tanımlayan sol, ne sınıf partisi ne de kitle partisi olabilir. 

Yeni sol”
 ile toplumun talepleri ve gündemi arasındaki kopukluk bu nedenlerle devam ediyor. Çünkü, solcularla toplum arasında genel teorik analizler ve pozitivist kavramlarla, solun sınıfsal tanımlamaları ve çıkarımları ötesinde [b]ilişki-anlama problemi hala devam ediyor[/b]. Solcular, kendilerinden farklı olan solcularla olmayı bu anlamda “BİR'liği” kitleselleşmenin ön koşulu olarak görüyorlar. Kendi İÇ dilleri, jargonlarıyla örülü “dünya” içinde topluma bakıldığında, “toplumu adam etme- muhafazakarlığı durdurma amacı, toplumun yaşam biçimi, değereleriyle savaşmak, eski deyimle söylemek gerekirse, 'gericili'ten kurtarmak-”, görevi çıkarılıyor. Böyle düşüncenin öteki adı, "öncülük" ruhunun depreşmesidir. Kendine benzetme, kendine benzer olanla birlikte olma eğilimi diri kalıyor. Bu dili terk etmedikçe yeni olmak da zorlaşıyor. İKİ'lidüşünme başka zeminde başka nedenlerle devam ediyor. “Biz ve onlar”.

Not: Bu yazı Taraf'ta çıkan yazının tamamı