SOLDA BOŞLUK VAR MI?

 Hüseyin Çakır - 22/12/2006 15:54:08 (601 okunma)

SOLDA BOŞLUK VAR MI?

Cumhuriyet Halk Partisinin dolayısıyla Deniz Baykal’ın Kürt meselesi, Kıbrıs, Laiklik, İrtica ve Asker siyaset ilişkisi konularındaki yaklaşımlarından yola çıkıldığında bile CHP’nin artık sol bir parti olmadığı tartışma götürmez olarak tescillenmiş durumda. Böylece, kendini solda ifade eden, aydınlar, politikacılar, STK aktörleri son iki yıldır,“Türkiye’nin yeni bir sola ihtiyacı var” söylemini daha çok ifade etmeye başladılar. “Solda oluşan boşluğu” doldurmak için değişik oluşumlar, girişimler denendi denenmeye devam ediyor. Sine-i millet lafını bir yana bırakarak bakacak olursak, seçim süreci fiilen başlamış bulunuyor. Önümüzdeki seçimlere var olan sol siyasal yapılanmalar ötesinde, yeni bir oluşum veya ittifaklarla girilmesi mümkün mü sorusunu sormak gerekiyor. 

“solda boşluk var mı? 

Öncelikle sol cenahtaki duruma göz atmak lazım. 2820 sayılı Siyasi Partiler kanununa göre kurulmuş ve faaliyette olan, kendilerini genel olarak sol kategorisi içinde ve bu kimlikle tanımlayan 16 parti bulunuyor. Bu partilerin sol yelpazedeki yer alışları şöyle tanımlanabilir: Merkez sol olarak veya kendilerini sosyal demokrat parti olarak tanımlayanlar: CHP, SHP (2002), DSP(1985) Merkezde ve Kemalist sol, Ulusal Sol olarak kendilerini tanımlayanlar: Bağımsız Cumhuriyet Partisi (Mümtaz Soysal-2002), Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi ( Yekta Güngör Özden- 2002), Toplumcu Demokrat Parti ( Sema Pişkinsüt-2002) Ve İşçi Partisi ( Doğu Perinçek -1992) Marksist gelenekten gelen Özgürlükçü Sol : Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP-1996), Emeğin Partisi (EMEP-1996) ve gelenci Marksist-Leninist çizgide İşçi sınıfı partisi olarak sol: Türkiye Komünist Partisi (TKP-2001), Sosyalist Demokrasi Partisi ( SDP- 2001) Devrimci Sosyalist İşçi Partisi ( 1996), Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ( TSİP-1993) gibi… 

Yukarıdaki tabloya bakıldığında, evrensel sol düşünceyi temsil eden bütün sol örgütlenmeleri ve sol ideolojileri-politikaları savunan siyasal yapılanmaların mevcut olduğu görülüyor. Solun merkezinde, daha sol’unda ve sağ’ında seçimlere katılma hakkını kazanmış birden çok sol partiler bulunuyor. Bu tabloya bakıldığında teorik olarak Türkiye solunda boşluk bulunmuyor. 

siyaset solunda boşluk var mı?” 

Yukarıdaki sol oluşum tablosuna bakıldığında sol ideoloji-politika alanında boşluktan söz edilemez. O zaman Türkiye de sol meselesiyle ilgili soruyu başka biçimde sormak lazım. Toplumun sol algısı ve ihtiyaç hissetmesiyle, sol aydın, politikacı vs… sol algısı ve toplumun sola ihtiyacı var düşüncesi arasında bir çelişki var. Bu farklılık, toplumsal, sosyolojik, siyasal, sınıfsal tarihi özelliklerimizden kaynaklanıyor. Solun küresel ideolojik-politik, örgütsel oluşumuyla, Türkiye de toplumun ideolojik, sınıfsal algılayışı ve zihniyete dönüştürmesi, Batı toplumunun algılaması biçiminde olmamıştır.

Türkiye’nin cumhuriyetle başlayan modernleşme-ilerleme-çağdaşlaşma süreci serüveni ile sol arasındaki ilişkinin nasıl okunduğu önemli. Türkiye’nin toplumsal, sosyal, sınıfsal gerçeğinden hareket ederek, toplumun solu zihinsel olarak nasıl algıladığı ve bu algı temelinde “solda boşluk” olup olmadığına bakmak gerekiyor. Karşımıza çıkan tablonun, nasıl göründüğü-görüldüğü ve nasıl okunduğu önemli. 

İki okuma ortaya çıkıyor. 

Birincisi: sol tarafta veya karşı tarafta yer alınmış olsun, toplum solu algılayışı şöyle şekillenmiş bulunuyor; Kemalist-ulusalcı-milliyetçi-laik, militarist, misak-i millici, anti emperyalist, anti-AB ci.. Kemalizm-militarizm eksenli bu sol algılama ve içselleştirmede: sınıfsal ideoloji, işçi sınıf-burjuvazi çatışması ve iktidar kavgası, sosyalizm-komünizm gibi toplum- düzen kurma düşüncesi görülmüyor. Bu sol algı aynı zamanda cumhuriyeti kuran asker-sivil-bürokrat "sınıf"ın siyasal, toplumsal önderliğini, otoritesini, otoriter siyasal yöntemlerini (darbeleri) Kemalizm ideolojisini adıyla sol olarak kabul eden değişik dönemlerdeki orta sınıfının başını çektiği bir "sol" algı. Bu algıya militarist, laikçi, şovenist, anti-komünist sol da denilebilir.

İkinicisi: Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar sol aydın-entelektüel yelpazesi içinde yer alanların önemli bir bölümünün sol algısı da, Kemalizm’i sol, solu Kemalizm olarak kabul etmek olmuştur. Bundan dolayı sol algılı toplumun-seçmenin ezici çoğunluğu için ve kendini sol da gören önemli sayıdaki aydın-entelektüel kesime göre “solda boşluk” yoktur. Bu algıya göre CHP: cumhuriyete, cumhuriyet değerlerine, laikliğe Atatürkçülüğe, Misak-i milliye… sahip çıkan hala sol bir partidir. Bu sol algıdan dolayı sol alternatif arayışları toplumda karşılığını bulmuyor. Her seçimde sol algılı-duyarlı seçmenlerin ezici çoğunluğu paşa, paşa gidip CHP’ye oyunu veriyor.

Genel olarak sol algıyı belirleyen Saikler, evrensel sol ideoloji-politikalar yerine, en nihayetinde Kemalizm-devletçilik olarak şekillenen: ulusalcı-milliyetçi, antiemperyalist –bugün anti AB’ci- psikolojiler. Bu siyasal, psikolojik alanı, devletdeğişik dönemlerde değişik biçimlerde kolayca dolduruyor. Bu bağlamda sol’un algılanma biçimi, dün sınıf mücadelesi, komünizm tehlikesine karşı ortanın solu, bugün bölücülük, irtica tehlikesi psikolojik dolgu malzemesi olarak kullanılıyor. Sol algılı toplumsal kesimler, bu psikolojinin yükseltildiği dönemlerde sol adına militarizmin arkasında saf tutuyorlar. 

Sol adına yola çıkanlar hiçbir zaman, hiçbir dönemde, militarizmle hesaplaşmadılar. Sol düşünce –özgürlük-demokrasi temelinde- ile, Kemalizm-militarizm arasındaki ayrımlı çizgi çizilemedi. Bir ayrışma yaşanamadı. Sol, darbeciliği her zaman desteledi. Başka bir ifadeyle toplumun Kemalist, devletçi sol algısı aşılamadı. Bu bağlamda toplum zihninde ve entelektüel sol çevrelerde sol eşittir CHP oldu. Soldaki bu doluluk boşaltılmadan birleşme-yenilenme adına girişilen bütün iyi niyetli girişimler sonuç vermedi. Bundan sonraki girişimlerden de yeni bir sol çıkma ihtimali yok gibi görünüyor.

İkinci okuma 

Türkiye’nin evrensel ölçütlerde sol’a ihtiyacı olduğu kuramsal tezinden yola çıkılıyor. En genel özellikleriyle batı Avrupa Sosyal Demokrat Partileri modeli bir parti arzulanıyor. CHP’nin “bıraktığı boşluk” böyle doldurulmalı diye düşünülüyor. Burada şu sorular sorulmalı ve yanıtlar verilmeli.

1) CHP'yi sol olarak görenler hangi ölçütlere göre sol olarak görüyorlar (dı)? Gerçekten CHP sol’da, sol algı da bir boşluk yarattı mı? 

2) Dünya’da klasik sol: Komünist ve Sosyal Demokrat sol kuramsal ve örgütsel olarak yeniden yapılanma, arayışı içindeyken, Türkiye’de oluşturulması düşünülen Sosyal Demokrat Parti kendine neyi model almayı düşünüyor? 

3) Türkiye’nin sol kimliği öne çıkartılmış, siyasal olarak kendini sol ideolojik kimlikle ayrıştıran bir partiye mi ihtiyacı var? Yoksa 21 yüzyıl dünyasının ilerleme, gelişme, çelişki ve çatışmalı dünyasında, Türkiye’yi dünyanın çatışmalı, çelişkili süreçlerinden uzak tutacak, ilerleme, gelişme süreçlerinin içinde yer almasını sağlayacak, siyasal olarak evrensel demokrasiyle yönetilen, ekonomik olarak büyüyen, gelişen toplumun refah düzeyini yükseltecek, daha kaliteli yaşamı toplumun bütününe yaymayı amaçlayan… Siyasal iradeye sahip bir partiye siyasal anlayışa mı ihtiyacı var? Böyle bir partinin kimliğinin, adının Sosyal Demokrasi, Sol.. gibi ideolojik paradigmayla tanımlanması gerekir mi? Sol paradigmayla bakıldığında, sol da hem boşluk bulunur, hem de bulunmaz. 

Sonuç olarak, şöyle bir soru sorulabilir: 21 Yüzyıl Türkiye’si için, Türkiye’nin yeni bir siyasal iradeye ihtiyacı var mı ? Hem bu alanda büyük boşluk var, hem de acil olarak böyle bir siyasal iradeye, partiye ihtiyaç var. Bu ihtiyacın ana doğrultusu şöyle özetlenebilir: En genel olarak AB kriterleri doğrultusun siyasal-demokratik sistemi savunun, bu anlamda anti militarist, büyüyen, kalkınan, toplumun yaşam kalitesini yükselten ve tabana yayan piyasa ekonomisinin serbest yanının toplum zararına olamayacağı ekonomi politikaları savunan… Türkiye’de böyle bir boşluk var. Bu boşluğun kimi yanlarını zaman zaman birileri dolduruyor. Adı şu veya bu da olsa, siyasetteki bu boşluk doldurulmaya da devem olunacaktır.

Şöyle bir dönem yaşadık: Susurluk, Susurluk Raporu, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Raporu ... gibi devletin-TBMM'nin oluşturduğu komisyonlar, devletin yer altı-yasa dışı-illegal yapılarını araştırdılar. Yayınlanan raporlar, ulaşılan belgeler-bilgiler; Türkiye de bildiğimiz devlet yapılanmasının ötesinde başka bir devletin varlığını işaret ediyordu. 
Bu yapılanmalara "Çete" adı kondu. Devletin içinde yer almış "haylaz çocukların, haylazlıkları" gibi lanse edildi. Devlet te görev alan bu "haylaz çocuklar", "sivil haylaz çocuklarla", siyaset teki "haylaz çocuklarla", "münferit" olaylar ve eylemler yapıyorlar. 
Bu "haylazlar"ın ortaya çıkan bazıları olayları: 
Susurluk, Yüksekova "çetesi" Kumar-kara para gibi olaylar; Son seans'ta Topal' ın ön cephe de olduğu grup... 
Korkut Eken-Eymür-Ağar ilişkisinin ortaya çıkan bölümü; Çatlı, Kırcı, Ağansoy, Özel Harekatçılar... her halde vurucu tim'i oluşturuyorlardı. ( Bin operasyonu da bunlar yapmış olmalı) 
Ağca her halde bu timin ilk tetikçisi olmalı. 
Zamanla bu iş şirketleşmiş olmalı. Ekonomi dünyasında sözü geçen-dinlenen - özelleştirmelerde- bir konuma geldiler. Evcil, Güven, Daş ve 'bertaraf' edilen Kürtler'in yerine 'iyi' kürtleri bularak, Mafya kimliğine büründüler: Çakıcı- Özbir, Ağansoy, Peker, Karagümrük çetesi, Ankara çetesi, ülkücü mafya, Kürt mafyası gibi... Zaman geçti. kendi aralarında "muhtariyetlikler" ilan etmeye başladılar ve hem kendi içlerinde, hem de merkezleriyle çatıştılar. 
Ordu içinde: Ortaya çıkanlar: Veli Küçük, Cem Ersever-Yeşil ... Sonra, TİT adını kullanan bir grup( Akın Birdal'a suikast düzenleyenler)... 
İdeolojik örgüt kılıklı olarak: Türkiye Hizbullah, İslami Cihat... bunlar ortaya çıkmış olanlarlar.
Bütün bunlar tekil, münferit olaylar mıdır? Ya da bütün bunlar daha büyük bir orğanizasyonun, büyük bir resmin ortaya çıkan bölümümdür? 
Ya da bu olaylar, bu kişilerin eylemleri, daha büyük bir örgütün ortaya çıkan parçaları mıdır? Soruyu böyle sorunca ilk akla gelen “ Gladio” oluyor. 
90 ‘lı yıllarda NATO üyesi ülkelerde, “gizli NATO” ya da bilinen adıyla Gladio’ yapıları ortaya çıktı. Bir tek Türkiye ‘de ortaya çıkmadı.
Susurluk olayının ortaya çıkan bölümüyle bu soruşturma, Gladio’ yapılanması yönünde derinleştirilmek yerine, “siyasetçi-mafya-polis- işbirliği çerçevesiyle sınırlandırıldı. Susurluk taraftarları olanlar ve karşı olanlarda meseleyi, “siyaset-mafya-polis- ilişkisi bağlamıyla sınırlandırdılar. Bu sınırlılıkta en ileri nokta “çete” davası açılmasıyla sonuçlandı. Muhtemelen Susurluk’un dahil olduğu asıl büyük fotoğraf ( Gladio) gizlenmiş oldu.
Uzunca bir süre Türkiye’de Gladio var mı yok mu tartışması yapıldı. “Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla”... sorularına resmi makamlardan ( Siyasetçi-Ordu) verilen yanıt: devlet yapılanması içinde böyle bir birim yok oldu.
Bütün NATO ülkelerinde kurulan, gizli yapılanma , iki kutuplu dünya da soğuk savaşın en sıcak noktasında bulunan Türkiye gibi, kritik bir coğrafya da, böyle bir yapılanma ortaya çıkmadı. Çıkartılmadı.
Bu konuyla ilgili çok sayıda araştırma, inceleme kitabı yayınlandı. Yüzlerce makale, dizi yazı yazıldı. Fakat hiçbir somut veri ortaya çıkmadı. Ya da yazının başında adı geçen olaylar, isimlerle, Gladio bağlantısı “bulunamadı”, kurulamadı!

Oysa:Gladio'nun Türkiye şubesi olan “kontrgerilla” NATO'ya girildikten bir yıl sonra kuruldu. Örgüt ilk başlarda ‘anti-terör örgütü' olarak adlandırılıyordu. 
“Gizli-Süper NATO”, Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla veya Gladio... adı şu ya da bu nasıl tanımlanırsa tanımlansın. Bütün NATO ülkelerinde ki yapıları, üyeleri ve eylemleri, eş ve benzer nitelikler taşıyor. 
Aşağıda Gladio’nun NATO üyesi ülkelerde açığa çıkan yapılanmaları ve eylemlerine kısaca göz atılırsa, “Türkiye Gladio”sunun ne olup olmadığı hakkında bir fikir verebilir. 

Gladio’nun kuruluşu ve örgütlenişi 

Latince’de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü isim olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetildi ve finanse edildi. Daha sonraki yıllarda örgütün yapısının genişlemesine paralel olarak, CIA ve NATO mali desteğini artırarak sürdürmeye devam etti. 
Gladio, 1956 yılında ABD ile işbirliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere örgütlendi. İtalya/ Sardunya’da örgütün ilk eğitim kampı kuruldu ve Kuzey İtalya’da 139 yerde silah ve mühimmat depoları oluşturuldu. Resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Co-Ordination Committe) idi.
1956 sonrasında ikisi kadın 622 kişi ABD ve İngiliz gizli servisleri tarafından eğitildi. 1990 yılında Gladio’yu ortaya çıkaran soruşturmalar esnasında bu 622 kişinin grup liderleri oldukları, her bir grup liderinin belli sayıda kişiyi idare ettiği, böylece toplam sayının 15.000’e yaklaştığı ortaya çıktı.
İtalya’da Mussolini döneminin eski faşistleri bu örgüt içinde yer alıyorlar. Bu gizli ordu, paramiliter, geniş bir kontra gerilla savaşı için hazırlanmış silahlı grupların yanında, gündelik hayatta, işinde gücünde olan toplumun hemen her kesiminden kişilerden: Papazlar, savcılar, hakimler, polisler, esnaf, iş adamı, öğretmen, doktor, belediye başkanı, yerel siyasetçiler.... dan oluşan geniş bir istihbarat ağı oluşturuluyor.

GLADİO’nun Ortaya Çıktığı NATO Ülkeleri 

İtalyan Gladio’sunun ortaya çıkarılması bir İtalyan savcısının 1972 yılında yaşanmış bir cinayetin soruşturmasını derinleştirmesiyle başladı. 1988 yılında da Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. 
SİSMİ arşivlerinin incelenmesiyle, Gladio’nun ABD ve İtalya gizli servisleri tarafından 1956 Kasım ayında kurulduğu ve ayrıca örgütün İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, P-2 Mason Locası ve 1993 yılında mafya ile ilişkileri nedeniyle yargılanan Başbakan Andreotti’yle bağlantılı olduğu anlaşıldı.
Soruşturmaların ünlü yargıcı Felice Casson, gizli servis arşivinde yaptığı incelemelerde, 1972 yılındaki bir bombalamanın kesinlikle NATO destekli bazı gizli örgütlerce yapıldığı sonucuna ulaştı. Yargıç Başbakan Andreotti’nin bilgisine başvurdu, 1972’de bu olay tespit edildiği için Başbakan örgütün varlığını kabul etti, ancak 1972’de kapatıldığını söyledi. Araştırmalara devam edilince Gladio’nun faaliyete devam ettiği ortaya çıktı.
Eylemlerin en büyüğü 1980 Ağustos ayında Bologna tren istasyonunda patlayan bomba ile 85 kişinin ölümü idi. İtalya’da 1969-80 arasında 4.298 terör olayı meydana geldi. Yapılan soruşturmalar sonucu, bunların önemli bir bölümünden Gladio sorumlu tutuldu. Bazı eylemleri bizzat yapmakla, bazısında patlayıcı ve silah sağlamakla, bazısında da tahrik ve yönlendirme yapmakla suçlanmıştır.


Fransa: Kontr-gerillanın Fransa’daki adı “Rüzgar Gülü”ydü. Savunma bakanı Jean Pierre Chavenement, 1950’li yıllarda bu gizli örgütün Fransa’da da kurulduğunu kabul ediyor ve devlet başkanı Mitterand tarafından dağıtıldığını söylüyordu. Ancak İtalyan kaynakları, dağıtıldığı açıklanan tarihten sonra da, Brüksel’de yapılan “Süper NATO” toplantısına Fransa kontr-gerillasının temsilcisinin katıldığını söylüyor.

İspanya: Bir İtalyan Gladio üyesi, İspanya televizyonunda yaptığı açıklamada, 1966 yılında Kanarya Adaları’nda Amerikan askerleri tarafından İspanyollarla birlikte eğitim gördüklerini söyleyerek, İspanya’da kontr-gerilla örgütlenmesinin varlığını duyurdu. 1994 yılında bir polisin yaptığı itiraflar ise gerçeği reddedilemeyecek biçimde ortaya koydu. BASK Bölgesi’nin bağımsızlığı için mücadele veren ETA üyesi olduğu gerekçesiyle 1987 yılında Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL) tarafından Fransa’dan kaçırılan Basklı bir kişinin ETA ile bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu olay üzerine açılan mahkeme ve yapılan araştırmalar sonucunda, 1983-1987 yılları arasında 23 kişinin ETA üyesi olduğu gerekçesiyle GAL tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü açığa çıktı. 
Belçika: Belçika’da kontr-gerilla “Glaive” (Kılıç) adıyla 1949 yılında, İngilizler’in yardımıyla, Belçika ordusu haber alma teşkilatı SGR’nın alt birimi SDRAB’ya bağlı olarak kurulmuştu. Çekirdek kadrosu 8 aktif ve 10 emekli subaydan oluşturuldu. 

Hollanda: “Operasyon ve Keşif” adlı gizli örgüt ortaya çıkarıldı. Örgütün daha önce 1983 yılında Velp şehrinde gizli bir silah deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu örgüt her yıl Savunma Bakanlığı’nın gizli fonundan 2 ila 4 milyon mark alıyordu. 

Yunanistan: Yunanistan kontr-gerillasının adı “Sheepskin”dir. Yunanistan hükümeti de başlangıçta kontr-gerillanın varlığını reddetti. Ancak Başbakan Papandreu, Ekim 1990’da yaptığı açıklamada, Yunanistan’da da İtalya’daki gibi bir Gladio örgütünün var olduğunu, 1984’te iktidara geldiklerinde de örgütün varlığını bildiklerini kabul etti ve o tarihte dağıtılmasını emrettiğini ileri sürdü. 

Kontr-gerilla örgütünün kuruluş anlaşması, 25 Mart 1955’te Yunanistan Genelkurmay Başkanı General Konstantin Davos ile CİA adına general Trascott arasında imzalanarak dönemin başbakanı Papagos tarafından onaylandı. 1500 kişilik birlikler, savaş halinde 3500 kişilik birlikler haline getirilebiliyordu. Silahların, cephanenin, patlayıcı maddelerin ve telsizlerin bulunduğu 800 deposu vardı.

Almanya: Almanya’da “Anti-komünist Saldırı Birliği” adını alan kontr-gerilla örgütünün başkanı, aynı zamanda 1945-1968 yılları arasında Alman İstihbarat Örgütü BND’nin de başkanlığını yapan emekli Nazi generali Reinhard Gehlen’di. Alman kontr-gerillası “Gehlen harekatı”, “Stay Behind”, “Sword” gibi adlarla da bilinmekteydi. 1950 yılında kurulan “Alman Gençlik Örgütü (BDJ)” de bu nitelikteydi. Örgütün eski ajanlarından Dieter von Glahn, basına BDJ’nin CIA tarafından finanse edilen çok sayıdaki örgütten biri olduğunu açıklamıştı. Almanya ve Avusturya SS üyeleri bu örgüt içinde yer alıyor. 
İsviçre: İsviçre’nin kontr-gerillası 1950 yılında “Gizli Müdafaa Örgütü” adıyla kurulmuştu. Yapılan araştırma sonucunda örgütün İsviçre vatandaşlarının 1/6’sı yani 900 bin İsviçreli hakkında rapor tuttuğu ortaya çıkarıldı. Örgüt, İsviçre Genelkurmaylığı’na bağlı istihbarat örgütü “Haber ve Savunma Servisi (UNA)”ya bağlı olarak çalışmaktaydı. NATO üyesi olmamasına rağmen İsviçre kontr-gerillasının yöneticileri de Belçika’daki Süper NATO toplantılarına katılıyordu. 

İsviçre parlamentosunda kurulan soruşturma komisyonu, “Proje 26 (P-26)” adlı bir gizli örgütü ve İsviçre’nin çeşitli bölgelerinde bu örgüte ait modern silah ve patlayıcıların bulunduğu depoları ortaya çıkardı. P-26 üyelerinin adı açıklanmayan bir ülkede eğitim gördükleri ve İsviçre ordusunda kullanılmayan, gizli NATO örgütlerinde bulunan telsizleri .
Türkiye’de ilk kez resmi açıklamayı Ecevit yapmıştı. “Erzurum ziyaretinde, MHP il Başkanın “ Özel Harp Dairesinden” (ÖHD) olduğunu öğrendiğinde, zamanın Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’e ÖHD’sini soruyor. Evren böyle bir dairenin olduğunu, kabul ediyor. Ecevit bütçesini, harcamalarını sorduğunda, Evren bunun gizli olduğunu söylüyor. Türkiye Gladio’suyla ilgili en geniş resmi açıklama bundan öteye geçmiş değil. Başta altı çizildiği gibi, Susurluk ve sonrası ve en son Şemdinli olayları ya” münferit”, ya “çete”, ya da Çakıcı- Çatlı-Kırcı,, ilişkileri eylemlerinde olduğu gibi, mafya veya ülkücü mafya olarak büyük resimden kopartılıp özelleştirilmiştir. 
Türkiye Gladiosu, kont gerilla, Özel Harp Dairesi... adı ne zaman olmuş ise, bu yapı bugün ne durumdadır. Bu sorunun yanıtı hala verilmiş değildir. Bu yapının ortaya çıkartılmasının üstüne gidilmemektedir. 
NATO, CIA açısından İtalya’dan daha önemsiz bir ülke olmadığımız kesin. Gladio’nun Türkiye yapılanması, farz edelim ki, İtalya’dan daha geri bile olsa. İtalya’da ortaya çıkanları veri almak gerekirse; En azından şu sorulara yanıt aranmak gerekiyor:
- Paramileiter yapılanma kimler tarafından oluşturuldu, kimler yer aldı. ( Çatlı’nın Latin Amerika ülkelerindeki askeri eğitimi)
- Yerel örgütler, sivil istihbarat ağı nasıl ve kimler tarafından oluşturulmuştur. ( Komünizmle mücadele dernekleri, Ülkü Ocakları, MHP... bu fotoğrafta nasıl yer almıştır)
- Silah depoları, kontrgerilla yapılanmasının sivil ve resmi yapılanması ( Hizbullah, İslami Cihat yeşil kuşak projesi çerçevesinde kurulmuş olmasın, TİT,, ETKO ... gibi sivil görünümlü yarı resmi terör örgütleri veya JİTEM, Çiller Özel Örgütü gibi resmi ama illegal örgütler...) 
- Mafya, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kara para, yasadışı ekonomik faaliyetlerin Gladio yapısı içindeki yeri
Son soru aynı zamanda ilk soru: Türkiye’nin Gladio’suna ne oldu?