Solu tartışacak kadar demokrat olamıyoruz

 Hüseyin Çakır - 15/09/2008 0:03:50 (452 okunma)



Solu tartışacak kadar demokrat olamıyoruz

Düne göre bugün, ‘sol içi tartışma’ olumlu yönde seyrediyor. Farklı düşünerek, aynı 'sol' zeminde durabiliniyor artık. Daha da önemlisi, her ne kadar ‘sol içi’, ‘iç’ tartışma deniliyorsa da, tartışmaya ktılan kendilerini sol'un dışında tanımlayanların da katılımlarıyla genişleyerek devam ediyor. 

Bu sürecin 'tartışma' olarak tarifi edilmesi, ‘tartışma’ kavramını, münakaşa'ya, kavga'ya davet gibi algılanıyor. Bunun yerine‘eleştiri’ kavramanın kullanılması, ‘kavga’ yerine ‘diyalog’ zemininde, birlikte düşünme ve arayışa yöneltebilir diye düşünüyorum. Eleştiri; bütün farklıların, farklılıklarını koruyarak eleştirel süreçle ortak akıl(lar)da buluşabilmeyi, bir iktidar gücünün, bütün ötekiler üstünde egemenlik kurmasına fırsat vermez. Böylece farklılıklar, eleştirel düşünce zemininde, bir arada veya ayrı ayrı sürekli diyalog halinde, düşünsel çoğulculuk sürekli hale gelebilir.

TARTIŞMA DEĞİL ELEŞTİRİ

Hem eleştirmek, hem de eleştiriye açık olmak, mikro veya makro her türlü ‘iktidar’ kavgası dışında eşit diyalogu kabul etmektir. Eşitler arası ilişkibiçimini ve yöntemini kabul etmektir. Eleştiriye açık olunduğunda, kulağa hoş gelen sözler gibi hiç hoşa gitmeyen sözlerin duyulması şaşırtıcı olmaz. Eleştiri, en hassas yerlere dokunarak acı verebileceği gibi, en sert yanlara dokunarak yumuşatabilir de. Eleştiri zemini, tek doğru'nun karşıtı olarak, farklı ‘doğrular’ varsayımından hareket eder. Ortak kesişenler ve ortak kesenlerde buluşmaları sağlar. Eleştirel süreç metodolojisi, düşünsel sonsuzluğa doğru yol alır. Diyalektik eleştirel dil, tek dil yerine, çok dilliliği ve diller arasında uyum yerine, mutabakatlarla konuşmayı yöntem olarak benimser. Ne Türkiye solu, ne de dünya solu orta ve yakın tarihinde böyle bir dile sahip olmuştur.

Gerçeğin tekeline sahip olma, bilimsel bilginin ideolojileştirilmiş sol kitabı yazıldıktan sonra, tek doğru yol, kutsallaştırılmış kitapların yolu ve ona iman edilerek biat edilmesi yolu olmuştur. Bu anlamıyla Etyen Mahçupyan’ın ‘cemaatçi sol’ eleştirisi yabana atılacak bir eleştiri değildir. Bu anlamda, doğruların ‘sol dışı’ndan söylemesi, söyleyenin kimliğinden dolayı yok sayılmamalı.

Genel olarak solun ‘doğru’ya yaklaşımı Temel’in otoban yolculuğuna benziyor. ‘Temel Otoban’da Allah ne verdiyse hızıyla sol şeridi kapamış önünde kimse yok, koltuğa yaslanmış, radyo’yu da sonuna kadar açmış Ankara’ya gidiyor. Karşıdan gelenler, sinyal veriyorlar, korna çalıyorlar. Temel keyiften dört köşe, ‘Uyyy herkes baaaaa selam veriyyy’ diyor. Radyo’da müzik kesiliyor. ‘ Dikkat, dikkat... İstanbul-Ankara TEM otoyolu üstünde, şu mevkide bir araç otoyolda ters yönde tehlikeli biçimde seyrediyor.’ Temel, ‘ ne bir tanesi hepsi ters yönden celuyyy’diyor.

STALİNİZM’LE OTORİTERLEŞEN SOL

Solun tartışma kültüründe farklı, farklı sol duruşta olanlar, kendi durdukları yeri en doğru, bütün ötekileri ‘ters yönden’ gelen olarak görüyor. Solun tarihinde farklı Marx okumaları ideolojik temelde ilkesel farklılıklar ve kırılmalara yol açmıştır. Bu anlaşılır bir şey. Fakat, Stalin’le birlikte, sol içi farklılık ve en basit eleştiri kaba biçimde terörle yok edilmiştir. Ve bu Stalinist zihniyet, sola ‘Marksizm’in, Leninizm’in ilkeleri’ olarak monte edilmiştir. Bu Stalinist zihniyet komintern partilerinin siyasal kültürü haline gelmiştir. Dünya Komünist Hareketi tarihine bakınca, bütün Komünist ve İşçi partileri içinde ‘Troçkist, revizyonist ve oportünist’ sürek avını görebilirsiniz. Nazım bile bu avda yaralanmıştır. 

Yarım asra yakın egemen olan Stalinizm, solun bütününü ve dünya siyasetini etkilemiştir. Bu gelenekten hemen herkes (ben de dahil) komintern geleneğin, sol kültürün derin izlerini taşımaktadır. Reel sosyalizm deneyimini donduran, eleştiriyi ‘düşmanlık’, ‘hainlik’, ‘işbirlikçilik’ suçlaması haline getirerek bütün kusurların üstünü örtmüş ve mutlak iktidar sağlanmıştır. Eleştirel düşünceyi kavga olarak düşünme; mükemmeliyetçilik, kendinden hoşnutluk ve iradeciliğin bütün nesnel gerçeğin üstünde, onu yönetebileceğine sonsuz ‘inanç’ sağlamıştır.

Gerçekliğin değişkenliği, çoğulculuğu, çok yönlülüğü yerine statükoculuk, diyalektik eleştirel düşünme yerine sosyalizmin kutsallıkları geçmiştir.Bilimlerin Marksizm’e-Leninizm’e uyup uymadığı ve bilimlerin sınıfsallığına bakılarak, bilimsel olup olmadığına karar verilmiştir. Bu zihniyet, otobanda ters yönde giden Temel’i bile sol'lamış bir zihniyettir.

Sola egemen olan bu zihniyetle yüzleşmek ‘değişim’ ve ‘yenilenme’nin başlangıcıdır. En katı olanlar en zor değişenler oluyor. Çoğu kez değişmek yerine ‘kırılma’ göze alınıyor. Türkiye sosyalist/komünist sol geleneğinden gelenlerin büyük çoğunluğu (ilk aşamada ÖDP buluşma yeri oldu) ‘değişim’ve ‘yenilenme’ arayışında. Arayış niyetinde olmakla, arayış yolunda devam etmek aynı şey değil. Uzunca bir süre ‘değişim’ niyet olarak düşünülüyordu. Yaşanan tartışmalar gösteriyor ki, şimdi yola çıkılmıştır. Hiç kimsenin elinde hazır reçetesi, yolun sonunu gösteren planı yok, Ahmet Altan’ın altını çizdiği gibi. Üstünde anlaşılan hedef var. Ve bu hedefe ulaşmak için çok değişik yol(lar) alternatif(ler)i var. Eleştirel süreç aynı yoldan, ayrı ayrı yollardan da yürünse de ‘biz’ genellemesi, farklılıkların birleştirici ekseni olarak yeniden kuruluyor. 

DEMOKRAT BİR DAMARIMIZ YOK

Hiçbir şey değişmemeli diyenlerle ‘eleştirel tartışmanın’ anlamı yok. Eleştirel düşünce yolu benimsendiğinde, ‘tarihi belgelere konulan tehditler’ gibi, bu konu, bu alan, şu zaman eleştiri dışıdır delinemez. Tarihin öznesi olmuş olanlar olarak, üstümüze boca edilecek kaynar sulardan derimiz kavrulacak, acı duyacağız. Gözümüzü kamaştıran parlaklıkların aslında sönmüş yıldızların parlaklığı olduğuyla yüzleştiğimizde, romantik devrimci duygularımızın yaralanacak. Elimizi uzattığımızda tutabileceğimizi sandığımız umutlarımızın yıkılışı ve hayatın gerçekliklerinin soğukluğuyla kanımızın donduracak. 

Sol eleştirel düşünce, kendi tarihiyle yüzleşerek, hesaplaşarak bütün bu renklilikler içinde kendini yeniden kurgulayarak kurabilir. Demokratik zemin, eleştirel düşüncenin, farklılıkların diyalog içinde bulunması ve sürekliliğini sağlayabilir. Yukarıda altını çizdiğim gibi, sol kültürümüzde demokrat olmak, demokratlığı yaşam biçimi haline getirmek hiç kolay değil.

Demokratlığı zihin ve yaşam dünyamızda tümüyle içselleştirebilmek: yaşam tarzı haline getirebilmenin ötesinde bir şey. Toplumsal, sosyal kültürümüz ve geleneklerimiz demokrat zihniyetle düşünme için uygun iklim sunmuyor. En basitten, en karmaşık soruna her şeyi kavga ve güç yoluyla çözme kültürüne sahibiz. Doğrunun bilgisi, gerçeğin tekeli ‘bizde’dir zihniyeti, Lenin’ci iradecilik ve Stalin’ci liderlik ideolojisiyle pekişmiştir. Bu zihniyetin sorgulanmaya başlandığı noktada, bütün ezberler bozuluyor. ‘Değişim’ ve ‘yenilenme’nin başlangıç noktasına adım atılmış olunuyor. Adım atılan yerden hangi yöne ilerleneceği işte bu tartışmalarla ortaya çıkacaktır. ‘Eleştirel tartışma’, ideolojik kaotik durumda netleşmeleri sağlamaya katkı sunacaktır. 

Sosyalist-komünist gelenekten gelenlerin, ‘değişim ve yenilenme’ ekseninde geçmişlerini sorgulamaları aynı zamanda Marx’ın kapitalizm eleştirisine uygun, küresel kapitalizme karşı solun seçeneğini de ortaya çıkartacaktır.

Sorgulama aynı zamanda geçmişle yüzleşme, geçmişe eleştirel yaklaşmayla derinleşerek, dünü, bugünü ve geleceği yeniden okuma penceresini açacaktır. Soldaki tartışmanın çok yönlü olarak, çok değişik sol çevreler ve sol dışındaki çevrelerin tartışmaya katılıp, söz söylemesi, sağlıklı bir gelişme olacaktır. Çok yönlü eleştirinin dili, üslubundan yola çıkarak, dile getirilen kimi gerçekliklerin üstünden atlamamak lazım. Yanlışları, eksikleri başkasının söylüyor olması karşısında, ‘savunma’ mekanizmasıyla ‘yekpare’, slogancı, ezberlerin tekrarlanması, solun ‘değişim’ yönünü muhafazakârlaştırır.

Her türlü değişim; sosyal, ideolojik, politik, kültürel yıkıcıdır. Acı verir. Değişimin diyalektiğine karşı, kavramları tekrarlayarak dilenilmediği Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla yaşandı. Değişim, eleştirel yaklaşım, somut gerçeklikle bizi yüz yüze getiriyor. Dün meşru olmayan, sorulması ahlaki görülmeyen soruları sordurtuyor. Sorulan sorular derin uykudan uyandıracak iğneler gibi bizi yerimizden zıplatıyor. Sorulan bu soruların doğruluğu, haklılığı ve haksızlığı soruları reddederek yanıtlanmış olmuyor