Solun demokratlık sınavı: Ergenekon davası

 Hüseyin Çakır - 25/07/2008 10:31:27 (730 okunma)



Solun demokratlık sınavı: Ergenekon davası

Ergenekon operasyonları Türkiye’de solun kendisiyle yüzleşmesinin turnusol kağıdı oldu. Berlin duvarının yıkılmasından sonra yaşanması gereken ideolojik politik tartışma, sol’un tarihiyle yüzleşmesi ne yazık ki, Ergenekon operasyonaları vesilesiyle gündeme geldi. Yazılanlardan ortaya çıkan: marxsist sol gelenekten gelenler “sosyalist-sol” ve “demokrat-sol” olarak ayrışıyor. “sosyalist-sol” cular, kendilerinden farklı düşünen sosyalistleri, solcuları liberal-sol ve liberal olarak tanımlıyorlar. Liberal -sol veya liberal nitelemesiyle sözüm ona ideolojik ayrışma çizgiside çekilmiş oluyor. Türkiye solunda gecikmiş olan bu ayrışmanın hayırlı olacağını düşünüyorum. Bu ayrışma derinleştiğinde Türkiye’nin demokratik değişim sürecinin siyasal yapılanmasının politik taşıyıcısı yeni bir sol ortaya çıkacaktır.Sistem içinde demokratik rejim mücadelesinin sistemi değiştirme mücadelesi olmadığını anlayamayanlar, dün 141/142 ve 163 karşı mücadeleyi de anlayamamışlardı. Sol’daki ayrışma, politik süreçlere soldan müdahale edilip edilmemesi, müdahil olunup olunmaması noktasında ideolojik farklıları ortaya çıkartıyor. Bu nedenle Ufuk Uras’ın Mecliste verdiği soru önergeleri, Ergenekon soruşturması açılması için çabalamasını da boş işler olarak görüyorlar. Hem sistemin içinden demokratik rejim mücadelesinin anlamsız olduğunu söyleyip, hem de kendilerini “özgürlükçü sol” diye tanımlamaları iki yüzlüktür.

BirGün çevresinde yer alan ve kendilerine “Sosyalist-sol” diyenler aynı zamanda “özgürlükçü sol” olarak kendilerini tanımlıyor. “Özgürlükçü sol”tanımlaması geneleksel ortodoks soldan ayrışmayı ifade ediyor. Böyle olması gerekiyor. Bu tanımlama, klasik Marksist-lenenist paradiğmaya eleştirel yaklaşım, onu aşma ve kendini yeniden tanımlama anlamına geliyor. Marxsizm-leninizmde esas amaç, “tek yol devrim” dir. Devrim yoluyla iktidarı ele geçirdikten sonar proletarya diktatörlüğü kurmaktır. Parlementer mücadele, burjuva demokrasisinin olanaklarından yararlanma vs amaca ulaşmak için kullanılan taktikler olarak görülür. “Sosyalist sol”cuların Ergenekon operasyonlarında izledikleri “üçüncü yol”culuk gibi solcukularının ideolojik dayanakları da “üçünçü yol”cu. Hem marxsist-leninist, hem “özgürlükçü” ve "sol" nasıl olunuyorsa “üçüncü yol”cularda öyle solcular.

Klasik marxsist görüşü gore, rejim ha darbeci, militarist, otoriter olmuş, ha demokratik olmuş sonuçta ikiside kapitalist sistemin sorunudur. Böyle düşünen, klasik Marxist-leninist partiler ve siyasal hareketler zaten var. Hem özgürlükçü, demokrat sol hem, klasik marxsist-leninist olunamaz. Böyle düşünenler “özgürlük ve demokrat” solcuların kendi aralarındaki ilişkisi olarak görülüyor. Demokrasi mücadelesi, “sosyalistlerin”mücadelesi olarak tanımlanıyor. “Sosyalistler 156 bin oy aldılar ama, bu çoğalacaktır” sözünün arkasında taş gibi “öncü parti” zihniyeti dimdik ayakta duruyor. “Sosyalist-sol”un ( bu aynı zamanda kendileriyle sınırlı bir çevre) öncülüğünün dışında “demokrasi mücadelesi” olmaz, demokrasi de olamayacağı açıkça söylenmiyor, “özgürlükçü- sol” la üstü örtülüyor. Nasıl bir demokrasi istediklerini açık net ortaya koymuyorlar ama belli ki zihinlerindeki demokrasi “sosyalist demokrasi”. Böyle düşünüyorlarsa açıkca söylemeleri beklenir. Sizin için “demokrasi mücadelesi” kapitalizme karşı mücadele ise eğer, “özgürlküçü-sol” olarak kendinizi tanımlamayın. Çünkü demokrasi mücadelesini kapitalizme alternatif diye sunmak demokratik-sol la ayrışmanın ideolojik çizgisidir. “Temel soru şudur: Sosyalist hareket açısından günümüzde liberalizmle bir “demokrasi cephesi” kurmak mümkün müdür? El cevap: Hayır; zira liberalizmin bizatihi kendisi antidemokratiktir” (AHMET BEKMEN - FOTİ BENLİSOY) kafa karışıklığı, kavram karmaşası . “Demokrasi cehpesi” ile devrim yapmayı düşünen zihniyet demokratikleşmeyi es geçiyor. Kapitalizme karşı liberallerle cephe kurulup kurulamayacağını soruyor. Allah akıl ihsan etsin. 

Ergenekon operasyonları eğemenlerin kendi aralarındaki iktidar savaşları olarak görüldüğü için demokratikleşme ile bağlatısı kurulamıyor. Otoriter, militarist ve 12 Eylül rejimiyle, anayasal, demokratik rejim ayrımını bu nedenle yapamıyorlar. Veya Ertuğrul Kürkçü gibi “bu haberler bütünüyle doğru olsa bile, haberle hiçbir muvazzaf (görevi başında) askerin ilişkilendirilmemesi, “darbe” iddiasını inandırıcılıktan uzaklaştırıyor” diyerek , darbe için ortaya çıkanları küçümsüyor. Orta saçılan onca belge ve mühimmat, ilişki ağı, olaylar inandırıcı bulunmuyorsa ne söylenebilir ki. Bu söylemin “ fasa fiso “ söyleminden ne farkı var.

BirGün’de Rıdvan Akar solda yaşanan ayrışmayı şöyle tanımlıyor “Özgürlükçü sol ile özgürlükçü bir demokrasi arayışında birlikte muhalefet kültürü oluşturabilecek iki kesimdeki bu ayrışmanın geleceğe dönük olumsuz sonuçları olabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla tartışmada karşılıklı üsluba dikkat ederek meramımızı anlatmakta yarar var. “ Keşke mesele uslup meselesi olsa. Sayın Akar’ın belirtitği gibi “muhalefet kültürü” meselesi ama aynı zamanda ideolojik olarak farklı duruşlar meselesi. Sol, sistem içinde demokrasi mücadelesinin neresinde yer alacak meselesi. Demokrasi mücadelesinin içindeyiz deniliyorsa bunun adı bütün dünya da liberal demokrasidir. Bunu söylemekten utanç duyuluyorsa o zaman iki yüzlülük yapılıyor demektir. Durumu doğru okuyup, doğru söylemek lazım. Bilinen iki demokrasi deneyimi var. Biri liberal öteki sosyalist demokrasi. Sosyalist demokrasi deneyimi 70 yıl yaşadı ve içinde çürüyerek sistemi çökertti. Demokrasi mücadelesi ve demokratik rejim denildiğinde bu iki demokrasi deneyiminin ötesinde “üçüncü yol” ları varsa bunu paylaşırlarsa insanlığa büyük hizmet etmiş olurlar. Dünya da “yeni sol” arayışından kurtulmuş olur.

.Altı çizilmesi gereken nokta, “yeni sol” demokratik rejimden yana olmalı ve kapitalizme karşı sistem alternatifi geliştirmeli. Bu anlamda dünyadaki siyasal liberalizmden ögrenilecek şeyler var. “birey hak ve özgürlükleri konusunda liberalizmden öğrenen ve öğrenmeyen Sol akımlar arasında, zaman içinde muazzam bir fark oluştu.” (Halil Berktay) Ergenekon operasyonları farklılığın ideolojik boyutunu ortaya çıkarttı. Soldaki bu tartışma solun kendini değiştirmesi ve yenilemesinin de zeminini oluşturuyor. “Yeni sol” veya “demokratik sol” , rejime alternatif demokratik Türkiye politikaları oluşturarak toplumun ortak aklı ve sesi olabilirse, Türkiye’nin demokratik değişiminin siyasal taşıyısı olur. Bunun adı Türkiye’nin normalleşmesidir. “Yeni bir anayasa” ile rejim demokratikleşerek hukuk dışı olan bütün güçler ve yapılar hesap verir duruma gelmeli. Hukuk dışı güçlerin içinde kendilerine sol diyenler varsa onlarda hesap vermeli.