Süleyman Yaşar’ın iki yazısı ve HDP barajı aşabilir mi


Türkiye siyaseti kutuplaşma üstünden ideolojik kavgaya sıkışıp kalmış. Salı günleri yapılan Grup toplantıları, Karagöz- Hacivat tuluatı gibi. “Al sana Karagöz’üm, Al sana Hacivat’ım” misali, bir parti başkanı sahneye çıkıyor, öteki iniyor.

Türkiye’de siyasetçi çok ama “POLİTİKACI” yok. Ne demek istiyorum. Sözü, Prof. Samim Akgönül’ün “Devlet ve Siyaset” başlıklı yazısına bırakayım(*): “Etimoloji iyidir. Türkçede ‘devlet’ kelimesi Arapçadaki dawla teriminden geliyor. Terimin ilk anlamı şans, talih, servet. Daha sonra ‘şanslı’ olan bireyin (kral, sultan, padişah) elindeki gücü, iktidarı tarif ediyor kavram. Ve sonunda da bu gücü temsil eden örgütler ağını. Batı dillerinde Etat, State, Staat gibi Latinceden türemiş kelimeler ise ‘durum’ demek. Hatta bir andaki durum ve dolayısıyla bu durumun toplumun iç örgütlenmesine yansıması. Aradaki felsefi fark büyük.

Aynı felsefi fark ‘siyaset’ kavramında da mevcut. Gene Arapçadan gelen bu kelimede de bir güç, bir hiyerarşi görmek mümkün. Kelimenin ilk anlamı ‘At Terbiyeciliği’, Seyis de aynı anlamdan türemiş. Oysa Frenk dillerindeki ‘politika’ Yunancadan türemiş Polis’i, yani şehri yani ‘kamu’yu ilgilendiren her şeyi kapsıyor. Evet, etimoloji iyidir. Kapılar açar.

Diğer bir deyişle devlet yukarıdan aşağıya bir tahakküm, siyaset ise bu tahakkümün hem yöntemi hem de aracı.

Dolayısıyla yönetenler kendilerini meşru hükümran hissediyorlar ve at terbiye eder gibi siyaset yapıyorlar. Devlet toplumun elinde bir mutluluk aracı değil toplumu kırbaçlama mevkii olduğundan ona hâkim olmak elbette en büyük rüya.

SÜLEYMAN YAŞAR’IN İKİ YAZISI
“İşte sol partiyi öne geçiren program” ve “Özelleştirme gelirlerinin vatandaşa iadesi gerekiyor”

Politika yapma ile siyaset arasındaki farkı Süleyman YaşarSYRİZA’nın seçim programındaki topluma sunduğu hedeflerini yazdı.

SYRİZA’nın programındaki somut önerilerden bazıları:

  • Düşük gelirli 300.000 aileye ayda 300 KWh, yılda 3600 KWh bedava elektrik verilecek, bunun maliyeti 59,4 milyon euro tutuyor.
  • Yine 300.000 aileye yemek yardımı verilecek, maliyeti 756 milyon euroyu buluyor.
  • Bu arada düşük gelirlilerin oturduğu 30.000 apartman dairesi için(30, 50 ve 70 metrekare büyüklük maksimum) metrekare başına ayda üç euro kira yardımı yapılacak.
  • 1 milyon 262 bin 920 emekliye Noel yardımı olarak emekli maaşı 700 euroya kadar olanlara 13. maaş verilecek.Bunun maliyeti 543 milyon euro tutuyor.
  • Sigortası olmayanlara ve işsizlere ücretsiz sağlık hizmeti ve ilaç yardımı yapılacak, maliyeti 350 milyon euro olarak hesap ediliyor.
  • Uzun dönem işsiz kalanlara bedava ulaştırma kartı verilecek, maliyeti 120 milyon euro oluyor.
  • Evlerde ısınma için kullanılan yakıt üzerinden alınan tüketim vergisi düşürülecek.
  • Vatandaşın oturduğu kendi evinden hiçbir vergi alınmayacak.
  • Bankaya, devlete, sosyal güvenlik teşkilatına borcu olanların borçları yeniden yapılandırılacak. Bu borçların geri ödenmesinde aylık kazancın ancak 1/3’ü alınabilecek.
  • Değeri 300.000 euroyu geçmeyen, borçlunun oturduğu konutlar haciz edilemeyecek.
  • Vatandaşın borçları, bankalar tarafından banka olmayan kuruluşlara satılamayacak.Dolayısıyla borca ilave yük getirilemeyecek.
  • Yıllık 12.000 euronun üzerindeki gelirlere artan oranlı vergi tarifesi uygulanacak.
  • Zorunlu borçların ödenmesinde peşin kısmın ne kadar olacağına hâkim karar verecek. Zorunlu borç ödemelerinde peşin kısım yüzde 50 değil, yüzde 10-20 oranında olabilecek.
  • Asgari ücret 751 euro olacak.

Kaynak göstererek, gerçekleşebilirlik güveni veren bu programa ancak bu programdan çıkarı olmayanlar oy vermez

Bizim siyasilerin “cak, cek” ötesinde kaynak göstererek program sundukları pek nadirdir. Mesela, emekli maaşlarının artırılması veya başka sosyal destekler için kaynak askerî harcamalar içi oluşturulan fonlardan sağlanabilir.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın ne bütçesi ne harcama kalemleri biliniyor. Bütçe dışı diğer fonların gelirleri ve harcamaları da denetim dışında.

Muhalefet liderleri, Erdoğan’la, Davutoğlu’yla, Karagöz- Hacivat oyunundan “Politika yapmaya, proje üretmeye” vakit bulamıyor ki.

Süleyman Yaşar’ın ikinci yazısı çok somut ve gerçekleşebilir bir öneri. Yaşar, Türkiye de özelleştirmeden elde edilen gelirin topluma iade edilme önerisinde bulundu. Özelleştirmeye karşı devletleştirmeyi savunan “sol’un böyle bir derdi yok elbette.

Süleyman Yaşar’ın önerisi: “Özelleştirme uygulamalarından 1986-2014 yılları arasında toplam 56 milyar 174 milyon dolar elde edildi. Elde edilen bu gelirin vatandaşa iadesi gerekiyor.

Çünkü özelleştirilen tesisler vatandaşların daha önceki yıllarda ödediği vergilerle yapıldı. Ve vatandaş bu tesislerin kamuda kalacağını düşünerek yapımına katkıda bulundu Elde edilen özelleştirme gelirleri, 18 yaşını doldurmuş ve Türkiye’de oturan vatandaşlara iade olmalı. Böylece özelleştirme geliri karşılığında kişi başına yaklaşık 2 bin 500 lira ödenmeli. Ya da bu para vatandaşın vergi, sosyal güvenlik primi, elektrik, doğalgaz, su, trafik cezası gibi borçlarının mahsubunda kullanılmalı. Yine her beş yılda bir elde edilen özelleştirme gelirleri vatandaşa iade edilmeli.

Somut politika yapmak böyle bir şey: Yurttaşın olabilirliğine inanacağı, gerçeklemesine güveneceği talep ileri sürülüyor.

Sahi seçime altı ay kaldı. Muhalefet partileri seçim “vaatleri”ni açıkladılar mı?

Ben duymadım. Kamuoyuna yansıyan bilgi kırıntıları var mı? Onu da duymadım.

Örneğin: CHP’de Burhan ŞenatalarSelin Sayek Böke, Faik Öztrak  gibi iktisatçılar nasıl ekonomik, sosyal projeler hazırlıyorlar acaba?

HDP, Türkiye partisi olmak, Türkiye’nin her yerinden oy almak istiyor ve barajı aşmayı gerçekleşebilir hedef olarak görüyorsa, hangi ekonomik, sosyal politikaları Türkiye’nin önüne seçenek olarak sunuyor, sunacak. Yukarıda SRİZYA programı ve Süleyman Yaşar’ın “Özelleştirme gelirinin kamuya iadesi”, düşünce geliştirmek ve somut proje için iyi örnekler.

HDP barajı aşar mı aşmaz mı sorusunun iki yanıtı var. Birincisi dört işlemli aritmatikle cevap verilebilir. Verili durumlar ve olasılık hesapları yaparak sonuç tahmin edilebilir. Ve/ya “güvenilir” araştırma şirketlerine çapraz araştırmalar yaptırılır, artı- eksi yanılma payıyla bir sonuç elde edilir.

İkincisi, ideolojik ve politik propagandaya dayalı, –isterseniz hamaset, abartı, sanal bilek güreşi olarak okuyabilirsiniz– “aşarız, aşamazsınız”, “barajlarınız bize vız gelir”, “yüzde 9,5 alan, yüzde onu hayda hayda alır” gibi ajitatif sözlerle baraj aşılır mı?

HDP ve PKK yöneticileri, parti olarak seçimlere girmeyin diyen herkesi aynı kefeye koyup, “devlet ağzıyla konuşmak, derin devlet aparatı” gibi sert suçlamalarda bulunuyorlar. Dostça öneri ve eleştirilerin, Bülent Arınç’ın eleştirisi ile aynı kefeye konulması ayıp kaçmıyor mu?

(*)   http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=1616&yazarId=63