Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!

Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!

Demokrasi paketi
 açıklandıktan sonra, iktidarın ve muhalefetin demokrasi anlayışının “derinliği”, tutarlılığı ve tutarsızlığı bir kere daha ortaya serildi.

On iki yıldır demokratikleşme adına yapılan değişikliklere, başta ana muhalefet partisi ve çok sayıda “sivil” toplum kurumu, genellikle ya hep ya hiç olarak yaklaştı. Böylece AKP’nin işi kolaylaşmış(!), iktidarı dara sokmadan istediği gibi, keyfekeder hareket etme imkânı sağlanmış oldu.

Başbakan paketi sunum konuşmasında: “Şartlar olgunlaştıkça, Türkiye değiştikçe, dirençler ortadan kalktıkça, siyaset güç kazandıkça yeni hak ve özgürlükler gündemde yerini alacaktır dedi. Bu, demokratikleşmenin tamama ermesinin 2023’e kadar yolu var demektir.


HÜKÜMET GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEYİ GECİKTİRİYOR

Yeni hak ve özgürlüklerin gündemde yerini alması için eğer kimse sesini çıkartmazsa ve “ne yapalım, buna da şükür” denirse, Başbakan’ın çizdiği yol haritasına göre çooook şükür çekmeye devam edilir.

Hâlbuki Birleşmiş Milletler “Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi” bu iktidar döneminde, (4 Haziran 2003) TBMM’de kabul edildikten sonra Bakanlar Kurulu’nun (10 Temmuz 2003) kararıyla ikinci kez onaylandı, devletin ve hükümetin politikası hâline geldi. Hükümetin bu sözleşme maddelerine uygun reformları yapma görev ve sorumluluğu doğmuş oldu.

AKP iktidarı bu görevi, çok ustalık biçimde oy’a tahvil ederek, siyasal vizyon oluşturmak için, “sürekli devrim” imajını diri tutacak biçimde ve zorunlu olmadıkça gündeme getirmedi.

Doğu Avrupa ülkeleri bütün bu reformları beş on yılda yaptı, hepsi AB üyesi oldular.

Böyle eleştiriler yapınca, AKP üyelerinden çok, AKP’yi savunanlar  kızıyor. Tek parti döneminden başlayarak saydırmaya başlıyorlar.

AKP’nin “devrim” niteliğinde dediği programı, kendi bakanlar kurulunun kabul ettiği “Kişisel ve Siyasal Haklar sözleşmesinden bile çok çok geride.

Buyurun bu sözleşmenin 53 maddesinden üç madde:

• “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sağlarlar.

• “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olacaktır. Bu hak, herkesin istediği dine ya da inanca sahip olması ya da bunları benimsemesi özgürlüğünü ve herkesin aleni veya özel olarak bireysel ya da başkaları ile birlikte toplu olarak, kendi din ya da inancını ibadet, icra, bunun icaplarını yerine getirme ya da öğretme bakımından ortaya koyma özgürlüğünü de içerir.

• “Etnik, dinsel ya da dil azınlıklarının bulunduğu devletlerde, bu azınlıklara mensup olan kişiler, kendi gruplarının diğer üyeleri ile birlikte... kendi kültürlerinden yararlanma, kendi dillerini kullanma hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.”


Muhalefet ve sivil toplum Meclis’in de kabul ettiği hak ların   yerine getirilmesinin farkında değilse
, bu hakkın peşine düşüp yerine getirilmesi için hükümeti zorlamıyorsa, daha çok “o şart, bu şart” ileri sürülür. Daha çok uyusun da büyüsün demokrasi ninnisi dinlemeye devam edilir.


İKTİDARA ADIM ATTIRMAK

Neyse ki, hükümete görevini hatırlatmanın farkında olan muhalifler var. Bunlarda birisi de Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Parti Meclisi üyesi Ferdan Ergut.

Siyaseti ‘tarihle birlikte’ düşünmek(*)” başlıklı yazısında, sol muhalefetin “farkındasızlığına” ve siyaset yapamamasına eleştirel yaklaşarak, topumla birlikte muhalif siyaset yapmayı ele alıyor.


Ergut
, değişimden yana demokrat/ özgürlükçü sol muhalefet siyaset yapmak istiyorsa toplumla birlikte iktidardan talepte bulunmalı diyor.


Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
, (YSGP) “küçük geniş kamusal alanda görünmeyen bir parti.12 Eylül’den sonra, birleşen, ayrışan, değişmeye ve yenilenmeye çalışan sosyalist hareketin ana akımlarının 2013’te geldiği politik düşünsel birikim.

Bu birikim reel siyaseti doğru okuyor, 2010 Anayasa Referandumu ve sonrasında, en gerçekçi reel politik muhalif çizgiyi izledi. Doğruları söylemek, toplumun sizi tercih etmesi, sizinle olması için yeterli değil. Hâlâ eski ve yeni zihniyet üstünden siyaset yapma alışkanlıkları ve direnci olsa da, değişen Türkiye’yi ve değişen dünyayı, anlayan ve siyaseti yeni tarzda yapma ana eğilimini geliştirmeye çalışan siyasi bir hareket. Yeni siyaset ve yeni muhalefet böylesi fikirlerle, küçük, küçük adımlarla gelişiyor maalesef.

Sözü geçen yazıdan iki paragrafla bitirelim:

...Bazılarının bir türlü arkada bırakmayı başaramayıp temcit pilavı gibi önümüze getirdikleri 2010 Referandumu’yla ivmelenen bir ruh hâli var. Atılan hiçbir adımın aslında önemli olmadığı, bütünüyle AKP’nin tezgâhı olduğu konusunda bazı örgütler müstesna genel bir kabul oluştu.

...AKP’den herhangi bir şey talep etmenin neredeyse bir hainlik olduğunu, sırf talep etme hâlinin bile AKP’yi ‘meşrulaştırdığını’ düşünen komünist partiler falan var memlekette. Siyaset, talep etmek değilse, iktidarın üzerine talep boca etmek değilse, taleplerin kabul edilmesi için kitleleri o taleplerin arkasına dizmeye çalışmak değilse başka nedir? Kürtler yıllardır bize ders verip duruyorlar. Hem mücadele ediyorlar, hem müzakere ediyorlar. Kendine güvenen bir politik öznenin neyi nasıl yaptığına bile bakamayacak halde miyiz?


(*) 
Yazının tamamı için http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=1497&yazarId=106