“Teröristlerle Konuşmak * ”


 

 “Güvensizlik mi, özgürlük mü?” Böyle bir soru veya seçenekle karşı karşıya bırakılmak  insan ve toplum psikolojisi ve ruh halini alt üst etmek olur; nihayet bunların yaşandığı zaman tünelinden geçiliyor. Böyle zamanlarda, akıl ve mantıkla düşünmek, hakikati aramak, sormak sorgulamak imkânsızlaşıyor,  ruh hali bozulan insanların aklı bu yönde çalışmıyor artık. Terörün boyutu ve şiddeti arttıkça, toplumun savunma refleksi, pasifize olmak ve kendi savunmasını kendinin yapacağı içe kapanma ve teröre karşı her türlü eylemi ve hukuki düzenlemeyi; yani özgürlüklerden vaz geçilmesine karşı sesini çıkartmıyor, güvensizlik yerine özgürlüklerden vazgeçilmesine sessiz kalınıyor. Bu durum Türkiye’ye özgü bir durum değil, “çatışmalı süreçlerin” yaşandığı bütün ülkelerde benzer durumlar yaşanıyor.

Tony Blair’in Kuzey İrlanda baş müzakerecisi Jonathan Powell  2 Nisan 2015’de KÜYEREL Konferansının konuşmacısıydı.  (Konferans  SES kayıt çözümü için  http://kuyerel.org/dosyaDetay.aspx?id=52   )  Powell  dünyada çatışmaların yaşandığı ülkelerde  ara bulucu ve deneyimlerini devlet ve iktidar yetkililerine sivil topluma anlatıyor.

Powell Türkiye’ye de sık sık gelen birisi. Barış Sürecinde devlet yetkileriyle görüştüğü biliniyor. KÜYEREL Konferansına katılmadan önce Ankara’da  devlet ve siyasi yetkilerle görüşmeler yapmıştı.

Powell bu konferansta 2 Nisan 2015’te ki durumdan yola çıkarak şöyle bir değerlendirme yapmıştı. “ Kürt meselesine bakınca mesela 10 sene önce neredeydik, şimdi neredeyiz? Bu gün çok daha iyi görünüyor. Tabii yol üzerinde bazı iniş çıkışlar var, bazı tümsekler var. Hiç şöyle bir şey hayal edilebilir miydi on sene önce: MİT başkanı, MİT müsteşarı İmralı’ya gidip Abdullah Öcalan’la konuşsun. On sene önce böyle bir şeyi tahayyül etmek mümkün müydü? Hayır. Gerçekten önemli bir aşama kaydedildi ve hükümeti de takdir etmek lazım, çünkü demokratik hükümetlerin silahlı bir grupla, halkınızı katleden bir grupla müzakere masasına oturması hiç kolay bir şey değildir.”

“Barış sürecini sürdürmek için hükümetin cesaretlendirilmesi gerekir. Kolay yola sapmamak lazım, olayı sadece güvenlik perspektifinden değerlendirmemek lazım. Kürt meselesiyle ilgili olarak iyimser olduğumu söyledim; bana çılgın diyebilirsiniz ama niye iyimserim? Çünkü burada birtakım şartların olgunlaşmaya başladığını görüyorum. Dünyanın pek çok tarafında iki tarafın bir noktaya varması, ortak noktada buluşması için şartlar olgunlaşıyor. Karşılıklı olarak bir durma noktasına gelmişlik gerekiyor. Her iki tarafın da askeri yolla çözüme ulaşamayacağını idrak etmiş olması gerekiyor. Bence bunu Türkiye’de net olarak görüyoruz. Dünyaya bakın; Salvador’a bakın, Endonezya’ya bakın, Kolombiya’ya bakın, başka örneklere bakın, bu şartlar sağlandıktan sonra ancak başarılı bir süreç yürütülebilir. Eğer taraflardan biri askeri yolla kazanacağını düşünüyorsa, çatışma devam eder. İkinci önemli konu güçlü siyasi liderliktir. Ortadoğu barış süreçlerine bakın; mesela Ortadoğu’da neden başarı sağlanamıyor ya da yakın tarihte sağlanamayacak? Her iki tarafta da böyle güçlü siyasi bir liderlik görmüyoruz, güçlü siyasi liderlik olmadan ilerleme kaydetmek çok zor.”

Bu saptama ile Türkiye’de otoriterleşme tartışması yan yana getirilip yüzeysel düşünüldüğünde, otoriter liderlik ve otoriter rejimi olumla yan sonuç çıkartılabilir!  Oysa güçlü liderlik, meşruiyetini demokratik rejimin kurum kurallarının işlediği siyasi meşruiyeti olan alan anlamında kullanılıyor.”

Powell’in altını çizdiği temel konularla devam edelim.

“Bütün barış süreçleri netice itibariyle birbirine güvenmeyen tarafların birbirine güvenmesine dayalıdır. Taraflar birbirine güvenmiyor diye bir barış süreci yürütülmez diye bir şey yok. Süreç yürütüldükçe birbirine güvenmeyen taraflar birbirine güvenir hale gelir ve bunun doğal bir sonucu olarak anlaşma ortaya konur, yani bunun asli boyutu anlaşmanın uygulanmasıdır, sonunda varılacak anlaşmanın uygulanmasıdır. Eğer vaatler tutulursa taraflar birbirine güvenmeye başlar, tutulmazsa güvenilmez.”

“ Barış sürecini sürdürmek için hükümetin cesaretlendirilmesi gerekir. Kolay yola sapmamak lazım, olayı sadece güvenlik perspektifinden değerlendirmemek lazım.”

Bu süreci üçayaklı, tıpkı üç bacaklı tabure gibi düşünün. Bu taburenin bacaklarından biri Abdullah Öcalan, Kandil ve hükümettir. Bu üçayağın da sağlam olması lazım yoksa tabure çöker.”

“Çoğu zaman bir de üçüncü bir tarafa ihtiyaç var. Hükümetler üçüncü taraflardan hiç hoşlanmaz, çünkü “Kimse bizim işimize karışmasın” derler. Kuzey İrlanda’da biz uzun süre direndik, üçüncü bir taraf katılmasın diye ama mesela 1991 yılında eski Amerikan Senatörü George Michael, bu üçüncü tarafsız göz olarak dâhil olduktan sonra süreç çok daha kolay ilerledi. Futbol maçları hakemsiz oynanır mı? Oynanmaz, dolayısıyla onun gibi. İlle güçlü bir üçüncü taraf olması gerekmiyor, çok değişik şekilde üçüncü taraf müdahil olabilir; bir sivil toplum kuruluşu olabilir, yabancı bir hükümet olabilir ama bu sürecin kolay kısmı. Üçüncü tarafın müdahil olmaması halinde de böyle barış süreci yürütmek mümkün, mesela Güney Afrika’da iki taraf masaya oturup süreci nihayete erdirdiler. Son otuz yıla bakacak olursak, başarılı örneklerde muhakkak surette bir üçüncü tarafsız tarafın da dâhil olduğunu görürüz”

“Bütün barış süreçleri netice itibariyle birbirine güvenmeyen tarafların birbirine güvenmesine dayalıdır. Taraflar birbirine güvenmiyor diye bir barış süreci yürütülmez diye bir şey yok. Süreç yürütüldükçe birbirine güvenmeyen taraflar birbirine güvenir hale gelir ve bunun doğal bir sonucu olarak anlaşma ortaya konur, yani bunun asli boyutu anlaşmanın uygulanmasıdır, sonunda varılacak anlaşmanın uygulanmasıdır. Eğer vaatler tutulursa taraflar birbirine güvenmeye başlar, tutulmazsa güvenilmez.”

“2006 yılında İspanya örneğine bakalım. İspanya hükümeti belli bazı adımlar atacağını vaat etti, başbakan ve Cortés de parlamentoda bir konuşma yapacağını söyledi ama Cortés de parlamentoda bir konuşma yapmadı. Dolayısıyla bu da bir güven kaybına yol açtı. Başbakan diğer vaatleri de yerine getirmedi ama öte yanda ETA da vaatlerini yerine getirmedi, anlaşmayı iptal etti ve gerillaların İspanya’ya girişine müsaade etti. Hâlbuki bunu yapmayacağını vaat etmişti, eğer böyle bir şey olursa güven sarsılır.

 Nihai hedef anlaşmanın imzalanması değil, güven tesisidir.”

Şeffaflık; şeffaflıkla ilgili de aynı şeyi söyleyeceğim. Hemen hemen bütün süreçler istihbarat teşkilatlarıyla başladı. 1992’de IRA ile de istihbarat teşkilatı görüşmeye başladı önce. Efendim işte Güney Afrika’da da böyle oldu, burada da öyle. Bunun bir sebebi var, o da şu: eğer müzakereleri halka açık bir şekilde sürdürürseniz kamuoyu bunu desteklemeyecektir. John Major gizli gizli IRA ile görüşüyordu 1991-93 yılları arasında IRA ile Kuzey İrlanda’da görüşüyordu. 1993’te iki bomba patladı, Warrington’daki bu bomba patlamasında iki çocuk öldü. Çocuklardan biri 12 yaşındaydı. Çocuk babasının kollarında öldü, o baba bana dedi ki “Eğer bana İngiliz hükümetinin IRA ile görüştüğünü söylemiş olsalardı, oğlum da kolumda öldü, çok korkardım, çok kızardım. Altı ay sonra söyleseydiler o zaman memnun olurdum, çünkü o zaman kollarımda ölmezdi oğlum, mutlu olurdum.”

“Kamuoyu anlıyor, yani neden gizli temas kurulduğunu anlıyor, algılayabiliyor, barış için bu gerekli bir şey. Bir de tabii barış sürecinde yüzeyde görünen aslında arkada devam edenin sadece küçük bir boyutu,  süreçle ilgili olarak  adece gördüğünüzle bir karara varmamak lazım.

Hayırlı Cuma Anlaşması 1998’de imzalandığı zaman helikopterler SurmacCastle’dan kalktı ve Kuzey İrlanda sorununu çözdük derken yanıldığımızı anladık, ancak dokuz sene sonra olmuştu anlaşmanın uygulanmasına geçiş.

Bu anlaşmaların kabulü uzun sürüyor, uygulanması daha da uzun sürüyor, buna da hazırlıklı olmakta fayda var

Powell’in  “bisiklet teorisi” diye ifade ettiği, bisiklet üstünde sürekli pedal çevirmek, hızlı ya da yavaş, pedalı çevirmeyip durursanız düşersiniz. “Bir süreci başlattınız diyelim, bırakmayın; bırakmayın, hareket ettirin” Barış görüşmelerinde de her durum ve koşulda görüşmelerin sürmesi gerektiğini söylüyor. Çatışmalı süreç sür git devam ettirilemez. Dünya deneylerinde olduğu gibi yüz binlerce insan öldükten sonra adına ne denilirse denilsin: Terörizm, ayrılıkçılık, radikalizm vs. sorunun adı nasıl konulursa konulsun, terörizm eğer siyasal bir araç olarak kullanılıyorsa, terörizmi ortadan  kaldırmanın yolu en nihayetinde  masa başında çözülüyor.
Bu sürece ne kadar  önce dönülürse, daha az acı yaşanacak, toplumun ruh sağlığında onarılması çok olacak, uzun zaman alacak  derin yaraların açılması da önlenmiş olacak...

*
1- Teröristlerle Konuşmak” Jonathan Powell, Aykırı Yayınları / Araştırma Dizisi

2- Teröristlerle Konuşmak” Çözüm Süreci’nin neresindeyiz? Jonathan Powell ve Cengiz Çandar  /  KÜYREL Konferansı, 2 Nisan 2015, İstanbul

http://kuyerel.org/dosyaDetay.aspx?id=52