Toplum solu bekliyor mu

Hüseyin Çakır - 15/07/2009 18:23:45 (694 okunma)


Toplum solu bekliyor mu

Demokratik parlamenter sistemin olmazsa olmazı siyasal partidir. Gel gör ki, Türkiye bir yanıyla partiler mezarlığı, öte yanıyla, darbeler, muhtıralarla, “aç-kapa”, “aç-kapa” dan dolayı, partilerin kurumsallaşmaları, deney ve birikimleri de parça pinçik olmuştur. Resmî ideoloji, askerî vesayet sistemi; çok partili, çok ideolojili partiler sisteminin oluşumuna, sürekliliğine ve kurumsallaşmasınaizin vermemiştir. Türkiye’de sağ da sol da sürekli yeniden “inşa”, yeniden kuruluş çabası içinde olmuştur. Sağda, solda “inşa” arayışları devam ediyor. Hal böyle olunca,demokratikleşme rejim sorunu olarak ortada duruyor. Öte yandan, ne siyasal önceliklerimiz, ne güncel sorunlarımız, ne de sosyal, sınıfsalyapılanmamızın ideolojik-felsefitemelleri, Batı’nın siyasal ideolojik, sınıfsal durumuyla örtüşüyor.Bu nedenle de sağımız sağ, solumuz da sol olabilmiş değil. Bu sosyolojikgerçeklikten dolayı, sosyal, sınıfsalayrışma içinde yer alanların siyasal tercihleri, Batı’da olduğu gibi tezahür etmiyor; Kemalizm, AtatürkçüDüşünce Sistemi, askerî vesayet rejimi pekâlâ, toplumda karşılık bulabiliyor. 

TOPLUMUN SOL ALGISI VE CHP 

Cumhuriyet’in yarattığı aydın-bürokrat orta sınıf, Kemalizm’imodernlik, modernliği de solculuk sayabiliyor. Bu solculuğun önemlikesimi, ulusalcı olarak karşımıza çıkıyor. CHP, demokrasinin ve çoğulcu siyasal sistemin gelişmesini, cumhuriyete karşı çıkış olarak düşünüyor. Baykal, askerî vesayeti, Cumhuriyet’in koruyucusu olarak görüyor. Baykal ve CHP, toplumun muhafazakâr değerlerinin siyasal tercihini rejime karşı tehdit telakki ediyor. Bu CHP, devleti kuran,Türkiye’nin “sol” partisi olarak toplumun karşısına çıktı. Ancak CHP 12 Mart sonrası Ecevit dönemine kadar sol kimliğini öne çıkartan bir parti değildi. Solun evrensel ideolojisi ve sınıfsal tutum alışıyla ilgisi olmayan “cumhuriyetçi, milliyetçi” bir partiydi. Dünyadaki konjonktüre ve toplumsal muhalefete ayak uydurarak kendini “ortanın solu” ilan etmişti. 

Aslında Türkiye İşçi Partisi, Türkiye’de sol kimliğiyle yasal olarak ortaya çıkarak, sistem karşıtı muhalefeti temsil eden sol olmuştur.TİP’in sol kimlikle muhalefeti, CHP’yi de sol kimliğe yönelerek “ortanın solu” ucubesini toplumun karşısına çıkarmaya zorlamıştır. TİP’in Türkiye’nin siyasal tarihinde yer alışı, çok yönlü derin izler bırakmıştır. Türkiye’de sosyalist solun yasal çalışması Mussolini’nin faşist ceza yasasından alınan 141-142 maddelerle sürekli yasaklanmıştır. Bundan dolayı toplumun sol algısı, CHP ile özdeşleşmiş bir sol algı olmuştur. 

CHP kimliğinde şekillenen sol, toplumla barışık olmayan sol olarakzihinlerde yerleşti. Soğuk savaş döneminin anti-komünizm propagandasında; komünizmin, toplumun inançları ve değerlerine karşı olduğu tezi, sol algısının negatif oluşumunda önemli bir ideolojik beyin yıkama olmuştur. CHP’nin, ezanın Türkçeleştirilmesi gibi, tepeden modernleştirme girişimlerinin, toplumun inançları ve değerlerine karşı durması, CHP eşittir sol olarak, sol eşittir, bize uzak, bize yabancı “kötü birşey” olarak toplumun zihninde şekillendi. İstisna, Ecevit’tir. Çünkü, Ecevit’in kullandığı dil sınıfsal bir dildi. Kullanılan simgeler, örneğin kasket toplumun içinden simgelerdi. Toplumun değerleriyle barışıklık, “Halkçı Ecevit”te simgeleşiyordu.Ecevit’e oy verenlerin tercihlerini yaparken sola oy verip vermedikleri kuşkuludur. Tıpkı AKP ve Erdoğan’a oy verirken, “siyasalİslam’a” oy vermedikleri gibi. Ya da Behice Boran ve TİP’e oy verenlerin sosyalizme oy vermediği gibi. Türkiye insanları, ya da seçmenleri, katı ideolojik duruşlara, dayatmalara oy vermiyor. 12 Eylül sonrası darbecilerin destekledikleri Turgut Sunalp’in MDP’sini desteklemeyip, Özal’ın ANAP’ını desteklemesi gibi. 

Türkiye’de sol, atlattığı bütün badirelerden sonra bir kere daha içe dönerek kendisiyle yüzleşiyor. Bu yüzleşme aynı zamanda ayrışma olarak yaşanıyor. 60’lı, 70’li yıllardan farklı olarak, sürekli birleşme ihtimali tartışılıyor. Bu kısır döngüde Türkiye’nin sosyalist, solcu sayısı giderek azalıyor. Sol, topluma değil kendi içine dönük; kendisi için çatılar kurmaya çalışıyor. 

2009-2010 yılında hararetle solda yeni birleşme girişimleri yaşanacak. Birleşenler, ayrılanlar, azalarak yeniden birleşmek için biraraya geliyorlar.“Yeni sol”, birleşmenin tılsımı, yapıştırıcısıgibi kullanılıyor. Eskinin nerede bittiği, yeninin nerede başladığı açık değil. Pişen sütün kesilmesini istemem ama, solda birleşme heyecanının zerresi toplumda yok. Çünkü sol toplumla aynı dili konuşmuyor. Sevindirici olan; “Kitleselleşmek, ezilenler, mağrurlar” gibi, sınıf kimliğini öne almayan amaçla yola çıkılıyor. Ulusalcı-nasyonalistlerle sınırını ayıran, Ortodoks Marksistlerle farklılığını ortaya koyan amayoldaşlığının altını da çizen yeni bir sol dil, sol söylem geliştirilmeye çalışılıyor. 

YENİ BİR POLİTİK DİL GELİŞİR Mİ 

Solun iç dünyasında yaşanan budeğişim süreci, politika yapma tarzını da etkileyecektir. Politik dil; “slogancılık, her şeye karşıyım, her kötülüğün müsebbibi emperyalizm, kapitalizmi yıkmadan hiçbir şey değişmez” söylemleri azalarak kullanılıyor. Sol bu yeni yönelişiyle, Türkiye insanının beklentilerini, yerel gerçeklikler temelinde okumaya devam ettiği sürece, toplumun içinden konuşan olacaktır. Sol, böylelikle entelektüel muhalefet olma paradoksunu da kırmış olacaktır. 

Solda yeni arayışlar, toplumun yeni bir siyaset arayışı beklentisiyle örtüşüyor mu?Bu sorunun yanıtı, yeni solun toplumun inançlarına,sosyologların toplumsal muhafazakârlık olarak tanımladıkları değerlere nasıl yaklaşılacağına bağlı. İslam’la sol ilişkisi hem ideolojik, hem de politik anlamda önemli bir sorun olacak. Sanırım Türkiye solunun ikinci büyük kırılma noktası, sol ve İslam, sol ve toplumsal muhafazakârlık tartışması olacak.