Toplumun aklı ve vicdanı olan sol seçenek

Hüseyin Çakır - 27/06/2008 22:01:04 (638 okunma)


Toplumun aklı ve vicdanı olan sol seçenek

Ufuk Uras ve ÖDP veya ÖDP içinden bazı kişiler ve gruplar “AKP’ye karşı sol seçenek” toplantıları yapıyorlar. Toplantı başlığındaki “sol seçenek” heyecan verici bir umut ifade ediyor. “AKP’ye karşı” solu seçenek olarak çıkarma zihniyetinin dayandığı nasıl bir politika var? sorusunu sorunca ortaya bambaşka tablo çıkıyor. 

Mesela 28 Şubat’ta “ne şeriat, ne darbe”, AKP’nin kapatılması davasında “yiyin birbirinizi” söylemi. Söylem diyorum çünkü her iki söylemde de politik bir tutum yok. Darbecileri ve şeriatçıları da aynı kefeye koyarak ikisine de karşı çıkan bir tutum gibi görünüyor. Böyle bir durum varsa, sizin politikanız ne ? diye bakılınca politik duruş açık olarak görünmüyor. Fakat darbe tehlikesi varsa bu durumda darbeye karşı olma politikası her şeyin önünde olmalı. 

ÖDP ve Ufuk Uras uzunca bir zamandır, durum ve taraf tanımı yaparak, kendilerinin açık politik tavırlarını ortaya koymuyorlar. AB konusunda “emeğin Avrupası”ndan yanayız diyor. Oysa ortada çok somut bir durum var. AB süreci işliyor. Yapılması gereken ve yapılmayanlar var. AB'ye tümden karşı çıkanlar ve direnenler var. Sayın Uras ve ÖDP “biz emeğin Avrupasından yanayız” dediğinde ne demiş oluyorlar? Ne karşı çıkıyor ne yanında yer alıyorlarmış havasında, başka bir şey öneriyormuş gibi görülüyorlar. Birileri bu belirsizlik, tarafsızlık ve politikasızlığı “üçüncü yol” diye açıklamaya çalışıyor. 

Ufuk Uras Milliyet gazetesindeki söyleşide; açık ve örtük olarak “AKP kapatılırsa, ortaya boşluk çıkacak o zaman bu boşluğu sol doldurmalı”diyor. Bu da gene bir durum tespiti. Ama bu kez bariz “politik bir tutum” ortaya koyuyor. “AKP’ye karşı sol seçenek!”. Yani, AKP’nin kapatılmasının arkasından ortaya çıkacak boşluğu doldurmak için “solu seçenek” olarak önermesi utanç verici. Sayın Uras’ın çok sık söylediği, “özgürlükçülük”, “demokratlık” zihniyeti sanırım Marxist-Leninist sınıfsal kodlarla işliyor olmalı. Çünkü:

“AKP’ye karşı sol seçenek” dediğinizde, öncelikle AKP’nin kapatılmasını doğru bulduğunuzu açık söylemeden söylemiş oluyorsunuz. “AKP’ye karşı sol seçenek” “politikası”, bugüne kadar izlenilen politikalar gibi gene “üçüncü yol”cu bir duruş. 

28 Şubat’tan bu yana klasik olmayan darbe süreci yaşanıyor. Rejimin zinde güçleri demokratikleşme sürecine karşı, bin bir dalavere, manevra ve girişimle direniyor. Komplolar düzenliyorlar, Derin devlet, Gladio, Ergenekon’un eylemleri, yapıları vs ortaya çıkıyor. Rejim, siyasal alanı boğacak kadar daraltmak için elindeki bütün güçlerle sistemin demokratikleşmesine, devletin demokratik yeniden yapılanmasına karşı direniyor. Rejimi daha otoriterleştirmek, militaristleştirmek için TBMM’yi ve siyaseti devre dışı bırakmaya çalışıyor, AKP ve DTP’nin kapatılması girişimi de bu stratejinin bir parçası…

Ve Sayın Uras ve ÖDP, “solu” AKP’ye karşı seçenek olarak örgütlemeye soyunuyorlar. Rejim ve AKP arasında tercih yapıyorlar. Rejimi demokratikleştirme politikalarıyla ortaya çıkmak yerine, AKP’ye alternatif olarak çıkıyorlar. Bu politika bu dönemde kimin işine yarıyor. Bu tam da birinci dünya savaşındaki Alman sosyal demokratların politikasına benzemiyor mu?

Yargı darbesine, parti kapatılmasına e-muhtıralara, Genelkurmay’ın siyasete, siyasetçiye, TBMM’ye müdahalesine karşı çıkan ne söylemişseniz,“solu” AKP’ye karşı konumlandırdığınızda bütün sözleriniz kadük oluyor. AKP rejimin koruyucusu veya temsilcisi değil. Sol bir parti ve onun başkanının, yapması gereken, sağ ve muhafazakâr bir parti olan AKP’ye karşı olmak değil, AKP’nin uyguladığı politikalara karşı kendi politikalarını ileri sürmektir. ÖDP ve Sayın Uras, AKP’ye karşı “solu seçenek” olarak sunuyor da, CHP, MHP ve diğer partilere karşı seçenek değil mi? Sığlık ve zihin bulanıklığı noktası burası. Kendinizi “AKP’ye karşı sol seçenek” ilan ettiğinizde rejimi ve rejimi savunan öteki bütün partileri kabul mü etmiş oluyorsunuz. Eğer bütün bunlar sol ve “yeni sol” ise ve bunu politika ve politika yapmak olarak sol seçmene “kendinizi seçenek” olarak sunuyorsanız; bu bir kısım solcuları tatmin etmeye yönelik söylem ve politikadan başka bir şey olmaz.

Sol; dünya görüşüne sahip ve büyük iddiası olan ideolojik ve siyasal düşünce geleneğinden geliyor. Solun tarihteki hataları ve yanlışlarından ürkerek, korkarak “yeni solu”, dünya görüşünden yoksun, rejimi değiştirecek büyük iddialar taşımayan olarak değil, bireyin ve toplumun her kesiminin siyasal, sosyal ve kültürel inançları ve ekonomik hakları için amasız, fakatsız taraf olan yeni sol olarak tasarlamak gerekir. “Sen de haksızsın, sen de haksızsın” demek bir fikir söylemek değildir. Bölükbaşı da herkese çatıyordu, ama kendisinin söylediği hiçbir şey olmadığı için “beni büyük kalabalıklar dinliyor ama oyunu gidip başkalarına veriyorlar” diyordu.

“Yeni sol”, demokrat, özgürlük politikalarını ikircimsiz, amasız fakatsız herkes için, her alanda savunan; kendisini önder olarak gören değil, öncü politikaları oluşturan, politikaları temelinde herkesle uzlaşabilme güveni ve esnekliğine sahip, katılımcı demokrasiyi uygulayan, uygulatan, herkesin kendini bulabileceği güvenini verebilen… Ve Türkiye’nin bugünkü rejiminin demokratik değişimini gerçekleştirmeye seçenek olma iddiasına sahip olmalıdır. Dünya görüşü: İnsanı merkezine alan, adalet, hakkaniyet ahlakını sistemin ruhu yapacak politikalara sahip “yeni sol”.

Aklı ve vicdanı toplumun, aklı ve vicdanını ifade eden politikaları olan “yeni bir sol”. 

Bu aynı zamanda “yeni bir siyaset” yapma biçimi, yeni örgütlenme ve eylem tarzı. Nasıl olacağını tümüyle kestirmek, bilmek de mümkün değil. Yaşanarak, amasız fakatsız tartışarak oluşacak. Bu nedenle “Genç Siviller”e Etyen Mahçupyan sol dediğinde, yeni olana işaret ediyordu. “Genç Sivillerin” dikkatle izlenmesine dikkat çekiyordu.

“Yeni sol”dan söz eden, eskiden gelenler, siyaset zihniyetiniz klasik siyaset esnafının tekrarıysa, dünyayı yeni olgularıyla anlayan zihniyetiniz yoksa yeni bir dünya görüşüne dayanan siyasetiniz yok demektir. Böyle olunca da, ne kadar “yeni” kelimesini kullanırsanız kullanın, iki kişinin kavgasında alkış tutan, ya da yuh çeken olursunuz. O zaman da bütün ötekilerden hiç farkınız olmaz. Devrimci değil, tutucu, sol muhafazakâr ve statükocu çemberin içinde olursunuz.



Taraf-3 Mayıs 2008