Türkiye Gladio’su AKP ile kendini güncelliyor; kurucu cumhuriyetle yola devam…


Türkiye Gladio’su AKP ile  kendini güncelliyor; kurucu cumhuriyetle yola devam…

Soğuk savaş döneminde oluşan/oluşturulan Türkiye derin devleti/Gladio’su, soğuk savaş sonrası, değişen dünyayı ve Türkiye'yi ya anlamadı ve/ya anlamak istemedi.  İçteki ve dıştaki değişime karşı direndi, savaştı; pes etmedi, "araziye uyum sağladı",  "az gitti uz gitti dere tepe düz gitti"; sonunda, AKP bedenine girerek , canına can katıp bekledi: Sonunda  Gezi 'de  hem  O adla, hem Bu adla  sahneye çıktı. Uzaklaştırılmak istenilen "iktidarına", bacadan değil,  AKP'nin, döner  kapısından, X ray- güvenlik kontöründen (Yalçın Akdoğan 'ın işaretiyle) geçerek girdi.
 
Unutanlar için hatırlatma babında, neydi bu Gladio:

 Gladio,  ikinci dünya savaşı sonrasında, Avrupa'da  Sovyetler Birliğinin başını çektiği,  dünya sosyalist sistemi'nin  gelişmesi  Komünist işgal” veya NATO ülkelerinde komünist/sol iktidarların önünü kesmek için oluşturulan, devlet üstü,  askeri, militer, operasyonel, psikolojik  harp-propaganda, gerektiğinde yeraltı direnişi gerçekleştirecek,  silah, mühimmat ve  elamanı da içinde barındıran  illegal "ulusal savunma" örgütü.   
 Bu örgütün  kurumsal, operasyonel, siyasi , mali   resmi ve sivil yapıları  Yunanistan, İtalya, Belçika, Hollanda… da ortaya çıkartıldı.
 

Örneğin: Gladio’nun İtalya kanadının geçmişi İkinci Dünya Savaşı sıralarına kadar uzanıyordu. ABD 1942′de yeni bir istihbarat servisi kurmuştu: Stratejik Hizmetler Dairesi (OSS). Üç bin ajana, çok gelişmiş teknik donanıma ve milyonlarca dolar bütçeye sahip olan OSS çeşitli ortamlara sızabilmek için, yabancı ülkelerdeki Amerikan büyükelçilikleriyle bağlantı halinde karşı-espiyonaj yapıyordu. Bu, İtalya’da Vatikan ve mafya ile sürekli bir işbirliği şeklinde gerçekleşiyordu.

18 Mart 1981′de Milano polisi Gelli’nin villasına baskın yapıyor. Fakat o önemli belgelerini de alarak kaçıyor. Hakkında politik, askeri ve endüstri casusluğu iddiasıyla tutuklama emri vardır. Gelli, her nasılsa P-2 mason locasının üye listesini ardında bırakmıştır. Mason üyeler arasında Adalet Bakanı Adolfo Sarti, 1972-1973 ve 1976-1979 yılları arasında başbakanlık yapmış Giulio Andreotti de vardır. Ayrıca, 43 parlamento üyesi, 54 devlet görevlisi, başta Genelkurmay Başkanı Amiral Giovanni Torrisi olmak üzere 8′i amiral 30 generalin içinde bulunduğu 183 askeri yetkili, 19 hakim, avukatlar, polis komiserleri, bankerler, gazete sahipleri, yazarlar, baş yazarlar, 58 profesör, siyasi parti liderleri ve haber alma servisinin 3 eski başkanı yer alıyor.

Çorap söküğü gibi arkası gelen bu belgeyi Gelli niçin bırakmıştı? Bu sorunun kesin cevabı henüz verilmiş değil. Gelli’nin birçok sabıkası vardı. En önemlisi ise İtalya seçimlerinin Hıristiyan Demokrat Parti lehine sonuçlanması için giriştikleri naylon operasyonlar ve CIA’dan bu iş için para alması idi.

Çevresi,  sosyalist  ülkeler ve onların  müttefiklerince  çevrili Türkiye'de, Gladio   ortaya çıkmadı ve  "yok hükmünde" sayıldı. 

Kamuoyunda paylaşılan bir haber:
Seferberlik Tetkik Kurulu olarak kurulan, daha sonra 
Özel  Harp Dairesi olarak görevine devam eden yapılanmaya bağlı  çalışan  100 bin sivilin kimler olduğu ortaya çıktı.Genel Kurmay Başkanlağı'nın  100 bin  kişinin isimlerinin yer aldığı kozmik listeyi, Darbe Ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na gönderdiği bildirildi. Sadece komisyon üyelerinin gördüğü liste çok gizli damgasıyla komisyonun belgeleri arasında yer alıyor."


Kozmik liste darbe ve muhtıraları araştırma komisyonunda... Bu yapının derin devletin en önemli ayağı olarak 

değerlendirildi .

Türkiye Gladiosu/derin devleti ne Susurluk ne JİTEM  ne de Ergenekon davalarıyla derinleştirilerek, asker, sivil, siyasetçi ve iş dünyası yapıları,  ulusal ve uluslar arası bağları ve bağlantıları ortaya çıkartılmadı. Darbe davalarıyla ortaya çıkan yapılar, Türkiye Gladio’su /derin devletinin operasyon yapan yapısının elemanlarının çok küçük bir kısmının da içinde yer aldığı,  NATO bilgili ve destekli operasyondur. Gladio’nun ana gövdesi, derin yapıları Ergenekon operasyonlarıyla kendilerini gizleme fırsatı yakalayıp varlıklarını, yeni koşullara göre yapılandırarak varlıklarını bugünde sürdürüyorlar diye düşünüyorum. AKP iktidarı altıda devleti yeniden yönetmeye başladılar. Yani, AKP ile Türkiye Gladio’su yeni derin devlet ve devleti yönetme konusunda 2010 Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile mutabakata vardı.

Bu süreç nasıl bir yeri izledi:

 

Resmi devlet, Gladio/derin devlet 

Türkiye Gladiosu/derin devleti,  dünyadaki demokratik değişim rüzgârına “Türkiye’nin özgünlüğü” nü gerekçesiyle karşı çıkıyordu.

Neydi bu özgünlük: Birincisi, “bölünme, terör”, (1990 yıllarda Kürdistan’da yaşanan devlet terörü)  ikincisi, “Türkiye İran olacak”, yani, siyasal İslam’ın yükselmesi, Türkiye’de şeriat tehlikesini birinci tehlike haline getirdi  (28 Şubat sürecinin psikolojik harbi)   

Bu iki gerekçeyle askeri vesayet rejimine meşruiyet sağlandı. Küresel dünya’daki insan hakları, demokratik değerler  ikliminin dışında kalmak isteyenlerle, küresel dünya ile çok yönlü ilişkileri savunan, asker, sivil, bürokrat ve siyasetçiler arasında çatışma ( faili meçhuller, asker ve sivil suikastların en sert 1990’lı yıllarda) yaşandı.

Bütün bu dönemlerde, derin devlet ile resmi devlet iç içe geçmiş, resmi devleti, derin devlet yönetiyor, yönlendiriyor.  Süleyman Demirel’in “ Rutin dışına çıkan devlet”  dediği, JİTEM eylemleri, Susurluk arkası, faili meçhul cinayetler, resmi devletle, derin devletin birlikte eylemleridir. Resmi devlet, Türkiye Gladiosu/derin devletini bu nedenle ortaya çıkartmadı. Mehmet “Ağar’ın bir tuğla çekersem  duvar çöker” tehdidi bu iç içe durumun itirafıdır. Bu iç içe oluşu 12 Eylül anayasası,  Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve Milli Güvenlik Kurulu sağlıyordu.

28 Şubat’la ortaya çıkan soğuk savaş zihniyetiyle, soğuk savaş sonrası zihniyet çatışması; asker, sivil bürokrasi ve siyaset dünyasında derinleşmeye başladı. AKP, bu zihniyet çatışma sonucu ortaya çıktı.

2002’de AKP iktidar olduktan sonra, resmi devlet ve derin devlet iç içe devam etti. 2002-2004 dönemi yapılan reformlarla ve Cumhurbaşkanı seçimi sonrası normalleşme yolunda ilerleniyor görünümü, 2007-2011 seçimleriyle AKP’ye verilen toplumsal destek,  iki şeyi ortaya çıkarttı. Birincisi, laik-şeriat çatışmasının nesnel temeli yok, ikincisi, AKP iktidarı yoluyla Türkiye’yi küresel dünyanın parçası haline getirmek, bunun için kısmi demokratikleşme ve en başta da Kürt sorununu sorun olmaktan çıkartmak.

Dünyada ve Türkiye’deki bu değişim süreci, Gladio/derin devlet içinde de çelişki ve çatışmayı kaçınılmaz hale getirerek,  vesayetçi-iktidar bloğu içinde;  a) Kürtleri imha savaşı, b) siyasal İslamcı yükselişi durdurma konusunda ortaya çıkan çatlak, Susurlukla gün yüzüne çıktı, 28 Şubat’la Bin yıl sürecek vesayet rejimi kurma planı 2002 seçim sonuçlarıyla bozuldu!

Türkiye yeni bir sürece girdi. Kemalist, laik, beyaz Türklere göre, “Cumhuriyet, laiklik elden gidiyor, Türkiye İran olacak”;  Yeni siyasal İslamcılara göre;  “Milli Görüş gömleğini çıkarttık, Türkiye’nin demokratikleşmesi,  AB üyeliğinin gereklerinin yerine getirilmesi”  istiyoruz. AKP iktidarı, bu eksende kalarak  2002-2004 arasında “pasif devrim”  niteliğinde değişimler gerçekleştirdi! Elbette tek başına yapmadı bunu. Darbe karşıtları, askeri vesayete son verilmesini, Türkiye’nin evrensel demokrasi, insan hakları ve hukuk sistemine kavuşmasını isteyen, AKP oy veren, vermeyenlerin toplumsal, siyasal desteğiyle Türkiye değişim sürecine girdi.

Peki, ne oldu da bu süreç durdu ve gerilemeye başları.

Bu sorunun sırrı, Türkiye Gladiosu/derin devletin kendi içindeki iç çatışma sonrası, yeni duruma, yeni koşullara göre kendini yapılandırıp, “devletin bekası” için harekete geçerek, AKP iktidarına destek veya komplo kurarak bütün taşları yerinden oynattı. Güvenlikçi, iç ve dış düşman, “istiklal savaşı” gibi söylemlerin devreye sokulması, derin devletin devreye girdiğini gösteriyor.

Bu yeni durumu Cemaat gördü ve harekete geçti. Türkiye Gladio’su/derin devleti içindeki çatışma sonucunda, galip gelenler Cemaati “cumhuriyet için tehlike” olarak etiketlediler.

2011 seçimleri sonrası Erdoğan’ın çağrısına uyarak Fettullah Gülen Türkiye gelseydi, herhalde bugün, “paralel devlet “ yöneticisi olarak Silivri’ye gönderilecekti.

Bugün, demokrasi, demokratikleşme adına  sorulması gereken  temel sorusu şu;

Türkiye’yi kim yönetiyor?

Nereye doğru gidiyoruz?