Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP (*)



Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP


Hasan Bülent Kahraman, Sabah gazetesindeki köşesinde dizi halinde ‘Erdoğan-Doğan’ tartışmasından yola çıkarak, AKP-burjuvazi ilişkisi, Anadolu ve İstanbul sermayesinin/burjuvazisinin ideolojik, siyasal analizinin yapıldığı çok önemli yazılar yazdı. Kahraman, Türkiye solunun son dönemdeki tartışmalarını derinleştirecek, ezberleri bozan tezler ileri sürüyor. Kahraman, ‘sol’un Türkiye’yi yönetmeye aday olma iddiası için “somut durumun somut analizi” yapılarak politika oluşturulmasına katkı sunacak görüşler ileri sürüyor.

Bundan önce Kahraman’ın Türkiye burjuvazisi analizinde ileri sürdüğü İstanbul-Anadolu sermayesini/burjuvazisini Türkiye’de devletçilik ve devlet kapitalizmi bağlamında derinleştirmek gerekir diye düşünüyorum. 1900’lü yılların başından 1960-70’li yıllara, devletçilik ve devlet kapitalizmi bağlamında İstanbul-Anadolu sermayesi/burjuvazisi analizi yapıldığında, bu sürecin özelliklerine bağlı olarak siyasal sürecin yapılanışı ve rejimin yapısal niteliği orta çıkacaktır. Demokrasi, demokratikleşme ile Türkiye kapitalizminin yapısı arasındaki doğrudan ilişki ortaya serilecektir.


ERDOĞAN-DOĞAN SAVAŞI SERMAYE SAVAŞI MI


H.B Kahraman, “
Doğan-Erdoğan arasındaki tartışmanın Anadolu-İstanbul burjuvazileri arasındaki bir savaş”tır diyor. Bu savaşın arka planının açılması gerektiğini düşünüyorum. Bu savaş, iki farklı burjuvazinin, ‘muhafazakâr- muhafazakâr olmayan gibi kültürel farklılık mı?’, ‘İki burjuvazi, sermaye sınıfı arasında pazar-rekabet savaşı mı?’ soruları cevaplanmalıdır. Aslında bu ‘savaşı’, Türkiye kapitalizminin ‘yapısal’ değişiminin çelişkileri, çatışmaları olarak tanımlamak daha doğrudur. Başka bir anlatımla ulus-devlet modeli olarak devlet kapitalizmi modelinin çözülmesi, değişimi çelişkisidir. Kahraman’ın altını çizdiği gibi, “1990’lardan başlayarak Anadolu sermayesi küreselleşmenin de etkisiyle kendisini nispeten devletten bağımsızlaştırmıştır.” 

CEVAPLANMASI GEREKEN SORU


Gündemdeki tartışılan soruyla başlamak gerekirse; ‘
AKP mi kendi sermaye sınıfını yaratıyor, yoksa ithal ikameci politikalardan serbest piyasaya geçişle birlikte dış pazarlara açılan ihracata dayalı üretim yapan sermaye sınıfı mı, AKP’yi ortaya çıkardı?’ 

Kahraman, AKP’yi şöyle tanımlıyor. “AKP, Anadolu sermayesine-burjuvazisine dayanan yeni bir parti. Anadolu sermayesini devletle buluşturması, uzlaştırması için kurulmuştur. AKP, kontrol ettiği rantları Anadolu sermayesine aktarmakta veya kullandırmaktadır.” Bu doğrudur. Ancak AKP’yi destekleyen ve AKP politikalarıyla büyüyen sermayedarlar ihracata dayalı üretim yapanlardır. Bu kesim özelleştirmelerle birlikte iç piyasada da etkin olmaya başladı. 

“Devlet kayaklarından sermaye” aktarımı genişledikçe, AKP siyasal olarak devletçi statükocu çizgiye yöneldi. Devletle uzun yıllar çalışan kapitalistlere yeni rakipler çıkmış oldu. Daha önceleri büyük ihaleler çoğunlukla aynı guruplara verilirken, AKP büyük ihaleleri parçalayarak çok sayıda kesime dağıtıyor. Bir anlamda yeni bir orta sınıf yaratılıyor.

Mehmet Şevki Eygi; Eline para ve imkân geçiren bir kısım Müslümanlar lüks, israf, sefahat, saçıp savurma, gösteriş, gurur, kibir, aşırı tüketim, aşırı konfor bataklıklarına yuvarlandı. Son 25 yıl içinde lüks meskenlere, lüks binitlere, lüks dekorasyona, lüks yazlıklara, lüks giyim kuşama, lüks yemeğe içmeye trilyonlarca dolar harcandı” sözleriyle tanımlıyor yeni orta sınıfı.

Anadolu sermayesi olarak tanımlanan bu kesimin ekonomik ve siyasal gelişimini sağlayan, küresel kapitalizm dalgasıyla dünyaya açılmaları ve çok hızlı biçimde üretim yapısını değiştirerek sermaye birikimi sağlamaları olmuştur. 
KOBİ nitelikli olanlar iç pazara ve çoğu kendi bölgesi sınırları içinde üretim yapan birçok şirket de dünya piyasasına açılmıştır. Rusya, Kazakistan, Polonya, Romanya gibi ülkelere bavul ticareti-ihracat üretimi katlayarak büyüterek, teknolojik yenilenme kaliteli üretim yapılmasının yolunu açmıştır. 

Çok kısa sürede hızla büyüyen bu şirketler, holdingler dünya piyasalarının aktörleri olmaya başlamışlardır. Devletin koruması ve kolları altında gelişen kapitalist kesimlerin dışında onlarla aynı pazarda rekabet edebilecek yeni kapitalist sınıf olarak ortaya çıktılar. Bu anlamıyla İstanbul-Anadolu sermayesi/burjuvazisi ayrımı gerçekçi bir ayrımı değildir diye düşünüyorum. Anadolu sermayesi/burjuvazisi tanımlaması yapılırken, kültürel-sınıfsal farklılıkta, siyasal muhafazakârlıkları temel alınıyor. Bu yapılanmanın kalıcı olmadığı ikinci, üçüncü kuşakla birlikte hızlı değişim yaşandığı görülüyor. İstanbul-Anadolu sermayesi/burjuvazisi ayrımını,
 devletçi, devletle iç içe geçmiş sermaye ile şimdilik devletle işbirliği sınırlı olan veya devletle ekonomik bağı olmayan sermaye ayrımı yapmak gerçekçi bir analiz olur.

DEVLETLE ÇALIŞANLAR VE ÇALIŞAMAYANLAR


Yakın zamanda yapılan iki açıklama Türkiye kapitalistinin kapitalizm zihniyetini ortaya koyuyor. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan tartışmasında, Aydın Doğan;
 “Benim devletle sürekli işim olur, görüşme taleplerim olur, isteğim olur” diyor. Ataköy-Bakırköy sahil şeridi ihalesine katılan ve ihaleyi alan Avni Çelik; “Bizim devletle çalışma, devletten iş alma alışkanlığımız yoktur” diyor. Bu açıklamalarda da görüldüğü gibi devletle iş yapan ve yapma alışkanlığı olmayan iki kapitalist tipi var.

Birinci tip, Cumhuriyetin yetiştirdiği, devlet tarafından oluşturulan, devletin kanatları altında gelişen asker ve sivil bürokrasiyle iç içe geçmiş kapitalist. Devlete mal satan, devletin ürettiği girdi mallarını maliyetinin altında ucuz fiyata alan, (KİT açıklarını devletin sübvanse ettiği) devletin gümrük duvarları koruması ve devletin döviz tahsisi, ucuz ve uzun vadeli krediler, ucuz enerji, vergi kolaylıklarıyla beslenen, devletin izin verdiği alanlarda montaj sanayii kuran, bir biçimiyle devlet memuru görünümlü kapitalistler. 

Üretimde kalite ve dünya standardının aranmadığı, ‘almaya mecbursun’ zihniyetiyle üretim yapan kapitalistler. Bu kapitalistlerin şirketlerinin ve holdinglerinin yönetim kurullarında, eski başbakanlar, kuvvet komutanları, emekli diplomatlar yer alırlar(dı). Bu kapitalizm, çok partili döneme kadar tek parti (CHP’nin) siyasal kolları altında korundu. Zaten devlet, tek partinin siyasal, idari, askerî, ekonomik yönetimi altındaydı. 

Cemil Ertem’den bir hatırlatma: “Hegemonik devlet ne yapar, nedir? Her şeyden önce hegemonik devlet ulusaldır. Kendi ulusal çıkarlarını öne alır ve bu çerçevede hareket eder. Ama onun ulusal çıkarları aynı anda kapitalizmin o andaki birikim sürecinin de sürdürücü dinamikleridir.” (Taraf, 26.09.2008) Bu ulus-devlet rejimi, siyasal özgürlüklerin kısıtlandığı resmî ideolojinin hayatın bütün alanlarını kuşattığı, askerî darbeler sıkıyönetimlerin cumhuriyet tarihine egemen olduğu bir rejim olmuştur. Türkiye kapitalistleri bu rejimin her daim destekçisi olmuşlardır. İthal ikamecipolitikaların güvencesi altında devletin koruyuculuğu, kollayıcılığı altında, gümrük duvarlarına sığınarak yaşayan asalak, kapitalist- burjuva sınıfı, ekonominin modernleşmesi, teknolojinin yenilenmesi ve gelişmenin önünde engel olmuştur. Siyasal olarak ulus-devlet, vatan, millet, Atatürkçülük ve benzeri resmî ideolojinin arkasına sığınarak siyasal gericilik ve otoriter rejimi beslemiştir. Bütün darbeler, kapitalist yapılanmanın bu özelliğini güvence altına almıştır.

DARBELER DEVLET KAPİTALİZMİNİ KORUDU 


27 Mayıs darbesi, ilerici darbe miydi, gerici darbe miydi tartışması hâlâ devam ediyor. Bütün darbeler devlet kapitalizmi statükosunu sağlamlaştırmıştır. 27 Mayıs darbesi, devlet kapitalizmi statükosunu korumak için yapılmıştır. Menderes iktidarının ekonomide liberalleşme politikaları ile devlet kapitalizmi karakterini değiştirmeye yönelmişti. Siyasal alanda söylem düzeyinde bile kalsa özgürlükçülük de siyasal statükoyu bozuyordu. Darbe, bu süreci geri çevirdi. Kapitalizmi yeniden devlet kontrolüne aldı diyebiliriz. 

Çok sözü edilen 27 Mayıs anayasasının ilerici bir anayasa olduğu tezi ise : İkinci dünya savaşı sonrasında dünyadaki değişimin yansıması olmuştur. Fakat tek parti döneminde Mussolini faşizminden alınan 141-142. maddeler ve komünist parti yasağı 1990’lı yıllara kadar ceza yasasında kalmıştır. Ekonomi de özel sektörün faaliyet alanı genişlemiştir, yapıya yeni aktörler girmiştir ama kapitalizmin devlet merkezli özelliği değişmemiştir.

Devlet, devlet işletmeleri, devlet bankaları, kredi ve döviz tahsisi tekeline sahip en büyük ekonomik güçtür. Devlet siyasal gücünü resmî ideolojiden alıyor. Devlet eliyle bu siyasal güç ve irade, asker ya da sivil bürokrasi tarafından kullanılıyor. Devlet aygıtının bütün iş görenleri aşırı işlemci bürokratik yapıyı “kolaylaştırmak” için rüşvet sistemi meşru hale geliyor. Devlet ihaleleri ise daha büyük miktarlarda rüşvetin zeminini oluşturuyor. 

80’li yıllara kadar Türkiye nüfusunun yüzde 70-80’i kırsal yerleşimlerde yaşıyordu. Özel sektör üretimini iç pazara yapıyordu ve en büyük müşterisi de devletti. 70’li yıllar kırsaldan kente hızlı göç dönemidir. Buna paralel olarak üretim, yatırım yapılmadığı için bu dönem “kuyruk yılları” olarak tarihe geçmiştir; elektrik, su kesilir, tüp, yağ gibi en temel ihtiyaçlar bulunmaz. Bu dönem, kaçakçılık ekonomisi, kara para ve rüşvetin hızla büyüdüğü dönemdir. Mafya ekonomisi hatırı sayılır sektör haline gelmiştir. Devlet kapitalizminin bu karakteri, resmî ideolojiyi kendine kalkan yapmıştır. Milliyetçiliğin ideolojik olarak yükselişe geçtiği dönemdir. Bütün darbelerin kaynağı besleyicisi kapitalizmin bu karakteri olmuştur. Cemil Ertem’in ifadesi ile, “... kapitalizmin ulus-devletleri eski ve çürük ama onların iki yüzyıllık aparatları ve artıkları yine de etraflarını çürütmeye devam ediyorlar.” (Taraf, 26.09.2008) 

Bu sistemin kırılmasında başlangıç, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve izleyen süreç olmuştur. Avrupa Topluluğu’nun AB’ye dönüşmesine paralel olarak, Türkiye iç pazarındaki üretim yetersizliği 24 Ocak kararlarını gündeme getirdi. Türkiye kapitalizminin devlet eliyle yeniden dizaynı ve dönüşüm sürecinin ana kırılma noktası ise 24 Ocak kararları oldu. Siyasal bedelleri ise çok ağır yaşandı; ideolojik izleri 12 Eylül anayasasıyla devam ediyor . 03/10/2008

(*)       http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=786&yazarId=29#sthash.Sh5Q83tl.dpuf