Türkiye, Kürt sorununu çözerken aynı zamanda kendi modelini yaratıyor


Türkiye, Kürt sorununu çözerken, aynı zamanda  kendi modelini yaratıyor
 

Değişenler Türkiye’sinde yaşamaya başladık. 1923 cumhuriyetinin yok saydığı iki toplumsal güç; İslamcılar ve Kürtler, kendi hak ve özgürlükleri için mücadele ederken, Türkiye'nin demokratik değişimi ve dönüşümünü de gerçekleştiriyorlar. Siyasal olarak, AKP ve BDP-PKK, cumhuriyeti demokratikleştirme ortak noktasında buluştular. Bu durumdan birileri endişe duyuyor, birileri kıskanıyor. Oysaki Kürt sorununun çözümü için atılan her adım, rejimin demokratikleşmesini zorunlu hâle getiriyor.


Cumhuriyet değerleri olarak savunulan ideolojik kurgular ve kurumlar reformlar süreciyle çözüldü ve çözülmeye devam ediyor. Nesnel ve öznel olarak değişen Türkiye’de yaşıyoruz; bu nedenledir ki, PKK, savaş stratejisini bırakıp sivil siyasetin içine giriyor. Dün sistem dışındayken bugün yeni sistemin içine giriyor, değişimin aktörü olarak rol oynuyor.


Sorunları şiddet, baskı yoluyla çözen devletten, demokratik katılımın yolunu açan, bunu destekleyen bir devlete doğru geldiğimizin farkında mıyız?
 Barış sürecinin kararının; yani Öcalan’la görüşmenin, mektup trafiğin sağlanmasının Milli Güvenlik Kurulu’nda alındığının farkında mıyız? Türkiye Kürt sorununu çözerken, kendine özgü, sorun çözme ve demokratikleşme modelini de yaratıyor. Değişen Türkiye dediğim şeyin en önemli boyutu bu nokta. Müzakere, diyalog, mutabakat yoluyla sorunları çözmek demek, demokratik siyasal ortamın işlemeye başlaması demektir. Reformların sürekliliğini sağlayacak olan bu demokratik ortam olacak. “Âkil İnsanlar Heyeti” adıyla oluşan 63 kişi, şehirleri, kasabaları, köyleri dolaşıyorlar, toplumun düşüncesini, siyasal karar vericilere taşıyorlar. Bu girişim ve yapılanma bile başlı başına tarihsel bir önem taşıyor. 


Demokrasiyi ve demokratik ortamı böyle anlamayan, ulusalcılar ve nasyonal sosyalist siyasetçiler, ya komplo teorileri üretiyorlar ya da “Cumhuriyet yıkılıyor, ne pazarlığı yapılıyor, hukuk devleti ayaklar altında” diye feryat ediyorlar. Evet; sizden başkasına yâr olmayan o cumhuriyet değişiyor veya yıkılıyor. Evet; devlet Kürt yurttaşlarıyla müzakere yapıyor (sizin pazarlık dediğiniz). Evet; sizin hukuk dediğiniz, darbecilerin yaptığı ideolojik hukuk ve hukukçuluk ayaklar altına düştü ve evrensel hukuk değerleri ve kuralları adım adım oluşuyor.

 


Laik Türkler kendilerini sistem dışı görmemeli


Bütün bu değişim süreçleri dediğimiz reformlar, devlet politikaları hâline geldi ve AKP, iktidar partisi olarak bu sürecin politik sorumluluğunu yüklenmiş durumda. Kibirli, 
üstenci, kötekçi, baba, ulu ve yüce soğuk savaş devlet modeli tarih oluyor. Devlet içinde değişimden yana olan zihniyet ve aktörler ağırlık kazandı. Ancak bu, geri dönülme riski yok demek değildir. Silahların susması ve Kürt sorunun çözümü temelinde atılacak demokratikleşme adımlarına karşı siyasal dirençler olacaktır. Özellikle laik Türkleri yaşam biçimleri ve geleneksel değerleri üstünden korkutarak kışkırtmalar olacaktır. Bu kesimlerin sistem dışına itildiği onların yerini İslamcılar ve Kürtler aldığı üstünden anti-Kürt dalga psikolojik harbi yapılabilir. Devlet Bahçeli, son üç ayda dozunu arttırarak izlediği ideolojik mücadeleyle, bunların işaretlerini veriyor. CHP yönetimi içindeki fırtınanın üfürücüleri CHP’yi İşçi Partisi’nin peşine takarak, sistem dışına çekip marjinalleştirerek sert kavga etmek istiyor. Çünkü Ordu, Yargı üstünden siyaset yapıp, hegemonya kurmaya alışkın CHP’nin Nasyonal Kemalist kanadı, Silivri çıkartmalarına rağmen askeri vesayetten umudunu yitirmiş görünüyor, bu nedenle İşçi Partisi ve Türkiye Gençlik Birliği’yle sokak eylemlerine çıkıyor.

 


Komintern hafızalı sosyalist sol


Gürbüz Özaltınlı’nın CHP ve laik Türkler ve ulusalcı Türkler analizine katılıyorum. Bir siyasi partiyi o siyasi partiye oy veren seçmenlerin tümünü veya iktidara muhalif olduğu için CHP’ye oy verenlerin zihin dünyasını, politik taleplerinin tümünü CHP’nin bugünkü politikalarıyla özdeşleştirmek, Komintern’in “sınıfa karşı sınıf” politikaları ve ideolojik mücadelesine benziyor. CHP’ye sosyalist soldan yapılan eleştirileri, tarihsel zihin arkasındaki sosyal demokrat hain/düşmanlığa bağlıyorum. Bin defa söylemişimdir ama bir kere daha söylemek gerekirse, CHP, sosyal demokrat parti hiç olmadı, içinde sosyal demokratların 
da olduğu Nasyonal Kemalist bir parti. CHP’yi böyle görmek lazım. Yoksa neden Genel Merkez’iniz de Marx’ın resmi yok, kütüphanenizde KapitalAlman İdeolojisi,İngiltere’de İşçi Sınıfı Tarihi kitapları yok. Niçin Marx’ın doğum gününü kutlayıp, ölüm yıl dönümünü annmıyorsunuz, o hâlde siz sosyal demokrat değilsiniz eleştirel yaklaşımı, Komintern hafızasının dışavurumu. Aynı hafıza, reformculuğu, liberalizm; liberalizmi tarihî düşman olarak görmeye devam ediyor. Bundan dolayı, Irak Kürtleri özgürlüklerini kazanırken “ABD işbirlikçisi” ilan edilmişlerdi. Aynı sosyalist, aydın kesim, Türkiye Kürtleri için tarihsel dönüm noktaları aşılırken, sosyalist kibir ve üstencilikle, belki de Türk solu egemenliği kimliği ruh hâliyle “biz endişeliyiz, sonunu düşündünüz mü, biz söylemiş olalım gibi” aşağılayıcı, küçümseyici akıl verenlere, Zübeyir Aydar “Bizi yakından tanıdığını zannettiğim sosyalistler bizi tanımamışlar” dedi. Demirtaş da aynı kesime “Biz Türklerle Cihangir’de karşılaşmadık” yanıtını vermişti.


Değişim böyle bir şey, bütün taşları, bütün tabuları, bütün ezberleri yerinden oynatıyor. Yanınızdaki değişiyorsa, sizin olduğunuz yerde mıh gibi kalmanız mümkün olmuyor.