Türkiye’nin de SRİZYA'sı –PODEMOS'u neden olmasın

 

Ne iktidar ne muhalefet ne de devlet bugünkü durduğu yerde uzun süre kalabilir.  Referandumun sonuçlanmasının ardından yeni tartışma soruları gündeme geldi.

İktidarı ve devleti uygulamalarının yanında kavramsal ve felsefi olarak tartışacağız; tartışmalıyız ki,  önümüzdeki süreci kısır-lokal tartışmalardan uzaklaşarak gerçekçi çözüm arayışları yapılabilsin.

Yönetim ve sistem sorununu ve alternatif tezleri tartışırken meseleyi siyasi partiler aralığı içinde tartışmak, arayışı kısırlaştıracaktır. Mevcut muhalefet partilerinin politikaları ve bu politikaları yaşama geçirecek merkezi ve yerel kadrolarının vizyonu, bugünün dünyasına ve geleceğe yanıt vermiyor, veremiyor. Bu siyasetçiler de tıkanmanın farkındalar ve kendilerine göre “yenilenme” arayışı içindeler. Ancak yenilenme “yenilenmiş insanlarla başlayabilir ve sürekli hale gelebilir.”  

Zihniyet ve ideolojik değişim yaşanmadan sıçrama yapılması çok zor, hatta imkânsız gibi. Zihniyet değişimi  ( veya değişim) kavramını her derde deva gibi özellikle kriz ve başarısızlık durumlarında çok sık gündeme getiriliyor.  Her konuda olduğu gibi “değişim-yenilenme” de bağlamından kopartılarak iktidar olma, iktidarı koruma maymuncuğu gibi kullanılıyor. Moda gibi algılandığı için popülerleştiriyor, içi boşaltılıyor. Hal böyle olunca Türkiye ve dünyadaki değişim analizleri de gerçeğe uygun olarak yapılamıyor.   Dar ideolojik zihniyetle Türkiye’yi ve dünyayı anlamaya çalıştıkları için, ulus devletçilik, milliyetçilik, laiklik süzgecine takılıp kalıyorlar.

İyi niyetle değişim için yola çıkanlarda son kertede ideolojik zihniyet barajını aşamıyorlar, o barajı yıkmayı göze alamıyorlar.

Zihniyet ve ideoloji arasındaki belirleyici ilişki aynı zamanda siyasal (toplumcu) kültürü yeniden yeniden üretiyor. Bu ilişki ağı ve bütüncüllüğü kırılmadan “yeni” olana adım atılamıyor. Bu zihniyet dünyasının da elbette son kullanma tarihi vardır.

Neden Değişim-Yenilenme Gerçekleşemiyor?

12 Eylül sonrasında CHP geleneğinden sosyalist sola, Kürt sol-sosyalist hareketine kadar her kes, “yenilenme”  arayışına girdi,  yüzlerce toplantı yapıldı, onlarca birlik gerçekleşti, SODEP; SHP sonra yeni CHP kuruldu.

CHP içinde dün, bugün yer almış olan siyasetçiler,  varsa eğer CHP’ye siyaset üreten siyaset bilimciler öncelikle: Neden SODEP, SHP’nin çizgisinin devam ettirilemediğine yanıt vermeliler. SODEP ve SHP’nin büyükşehirlerde yeni kentli muhafazakârlarla kurulan ilişki ve yerel yönetim seçimlerinde elde edilen başarı sürdürülemedi?  Sonuç olarak kim bu süreci Baykal’a teslim etti. Ve CHP Şişli-Kadıköy-Çankaya partisi oldu. Bu soruları sormak ve değişmek için bireysel olarak kaybetmeyi de göze alanların ortaya çıkması  lazım. CHP’yi değiştirmek çok zor; zor olduğu için gidiyor Baykal, geliyor Baykal. PASOK da değişime direndi, değişiyormuş gibi yaptı. PASOK’luların çocukları, torunları SRİZYA’yı kurdular ve iktidar oldular. Geçmiş geçmişte kaldı, yeni geldi ve geleceğe yürüyor.
CHP değişim arayışını yanlış yerde arıyor. Bu nedenle de dönüp dönüp aynı noktaya geliyor. Ayrıca içine kapalı ve bir görünmez el CHP’de değişimi savunanları ya kendine benzetiyor veya içinden atıyor.

CHP’nin devlet kuran tek partiden ortanın solu ve sosyal demokrat-sol parti olamamasını çok derine inmeden 6 Ok’u ve orada yazılık ilkeleri aşamaması/ aşmak istememesinde görebiliriz.

CHP’nin aşamadığı temel mesele “devlet partisi” olmayı aşamamasıdır. Çünkü, bunu yaparsa cumhuriyet sahipsiz kalacak, laiklik ortadan kalkacak korkusu içindeler.  Bunun sürdürülemeyeceği de görülüyor. Bu değerleri o ya da bu düzeyde savunan seçmenler %25’i aşamıyor.

CHP başarışsızlığını aşmak için, içe dönerek, kişilerde arıyor, öze inmeden, “yok aslında birbirimizden farkımız”  kalabalığı içinden süper biri aranarak; mesela son günlerde Baykal’ın ve Muharrem İnce’nin “yeni siyaset”  laflarına kimsenin inandığını sanmıyorum; hikâye,  partiyi ve siyaseti değiştirmek değil, esasa bağlı kalarak parti içi iktidar olmak. Hatta CHP’nin yeni sosyolojilerle ilişki kurmasının önüne geçmek diye de düşünülebilir.

Geçmişle Yüzleşme ve Muhasebe Yapmadan Değişim Olmuyor

16 Nisan referandumunda Hayır diyen  %49’u anlama ve okumalar yaparken muhalefetin ne olduğu ve ne olması gerektiği üstüne çok yönlü düşünmemiz gerekiyor

Sosyalist solda,  Sosyalist Birlik Partisi ile başlayan, “özürlüğün ve aşkın partisi ÖDP” ile sonuçlanan Türkiye sosyalistlerinin bütün fraksiyonlarının bir araya geldiği birlik oluşturuldu, (TİP-TKP birliği ideolojik, politik olarak başarılı oldu ancak örgütsel olarak başarılı ve sürdürülebilir olamadı. Bu konu da gelecek yazıların konusu olsun) sonuçta yaratılan beklenti hüsrana uğradı.

Peki, ne oldu da, başarılamadı, bugünkü noktaya gelindi? Birincisi geçmişle yüzleşilmedi ve  “birlikte yenide” buluşmak yerine,  geçmişin örgütleri ve aktörlerinin matematik hesabıyla birlik yapılması ya da bu eğilimin sürece hâkim olması daha doğru yanıt olur.

İkincisi,   geçmişiyle muhasebeyi göze alamayanların son 40 yıldır “yeni” yi kurma adına ortaya çıkmaları ve cemaatlerini dağıtmaya yanaşmamaları. Bunlar yeni arayışının önünde her zaman köstek oldular. (HDP’nin de kendini açıdan sorgulamalı)  Bugün de “yeni aktör” olarak ortaya çıkmaları öncelikle ahlaki sorundur, böyle bakılmalı,  kırmızı kart gösterilmeli.

Efendim, önümüzde kısa bir zaman var, şimdi  “böyle derin konulara girmeyelim”  hazır  %49 Hayır muhalefeti çıktı… gibi lafları kırk yıldır çok duyduk. Bu laflar kendinle (temsil ettiğin siyasetle)  yüzleşmek, muhasebe yapmaktan kaçış yolundan başka bir şey değil. SHP, Sosyalist Birlik Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi, HDP kurulurken aynı “acil durum” gerekçe gösterilerek yeni bir paradigma oluşturulmadan bir araya gelindi. Böylece 40 yıldır “Teori olmadan, pratik olmaz”  tezi defalarca doğrulanmış oldu.  Kırkbirincisi artık olmamalı.

Değişim Dalgasına Yanıt Vermeye Kim Hazır?

Küreselleşmeyi anlamadan, yeni siyaset üretmek ve toplumsal desteği artırmak yolunun çatışma ve kimlik siyasetinden geçtiğini son birkaç seçimde yaşadık.
Referandumun özelliği farklı, ancak Evet kampanyası parti (AKP)  lider(ler) etrafında merkezi yapılırken, Hayır’ın çeşitliliği  başka bir siyaset, başka bir muhalefet”in mümkün olabileceğinin olanaklarını gösterdi. Bu durumu çantada keklik gibi görerek, kendilerini sorgulamadan,  “kazandık”  demek, değişime direnmek, tembelliği devam demektir.

Hayatın akışı gün gelir zamana ayak uyduramayanları aşıp geçer.  Ecevit’i, Özal’ı ve 2002’de AKP’yi iktidara taşıyan toplumsal dalga böyle bir şeydi.  Küresel ve yerel olanı doğru okuyamayan siyasal hareketleri yeni toplumsal dalgalar aşar. Gezi olayları bu toplumsal dalganın öncü sarsıntısıydı, bu nedenle Gezi’nin sürekli itibarsızlaştırıcı sözler hatırlatılması bundandır.  Referandumdaki %49 toplumsal dalgası ikici öncü dalgadır. Bu dalgayı doğru okuyan daha büyük dalgalara hazırlıklı olabilir.

Türkiye siyasetine hâkim dört eğilim: Türkçüler, İslamcılar, Laik-Modernist, Cumhuriyetçiler ve Kürt kimliği üstünden siyaset yapanlar.  Sol ve sosyalistleri laik ve modernistlerin içinde kabul ediyorum.

Bu dört eğilimden hangisi toplumun değişim dalgasına yanıt vermeye hazır? Yanıt hiç birisi. Ancak Hayır’ın içinde yer alan bu dört eğilimin demokrasi özgürlükler talebinde buluşması çok değerli ve sürdürülebilir hareket ( Cephe-parti-Blok değil) halinde Türkiye’nin SRİZYA'sı -PODEMOS’u  olabilir.