Ulusalcılık /Milliyetçilik Enternasyonalizm ve Sol

Hüseyin Çakır - 05/05/2011 3:14:09 (2972 okunma)


Ulusalcılık /Milliyetçilik Enternasyonalizm ve Sol

Türkiye'de ve dünyada geleneksel sol, ulusalcılık/milliyetçilik ile işçi sınıfı enternasyonalizmi çelişkisi içinde. Küreselleşme ile işçi sınıfı enternasyonalizmi ve ulusalcılık/milliyetçilik ilişkisi ve çelişkisi, Türkiye ve Dünya solunu tarumar etmiş durumda. 

Solun Entenasyonalizm dediği şey, bugünkü kürellleşme değil mi sorusu geleneksel solun bir dizi tabusuna çomak sokuyor.

Solun içinde ulusalcılık var mı? Ulusalcılık/milliyetçilik, Marx ve Engels'in kuramında da var mıydı? Yoksa kim ve kimler Marx ve Engels' in adına , "Marksizm"adı altında ulusalcılığı ve milliyetçiliği solun içine soktu? (Burada "sol" kelimesini dün ve bugün, Marx ve Engels'in takipçisi, Sosyal Demokratlar ve Komünistler ayrımı ve bütünlügü içinde kullanıyorum. ) Sorular böyle sorulduğunda, meseleye kuram ve pratik- politika açısıdan bakmak gerekiyor. Böyle bakıldığında; sosyalist, komünist hareketin teori ve pratiği içinde, ulusalcılığın ve milliyetçiliğin varolduğunu görüyoruz. Bunu görmek için, Berlin Duvarı yıkılması sonrası, Yugoslavya'da yaşananlara gitmeye gerekyok. Türkiye sosyalist hareketi tarihine bakıldığında, ulusalcılık ve milliyetçiliğin neredeyse Türkiye solunun ana omurgasını oluşturduğunu gerçeğiyle yüz yüze geliriz.

Sol ve Kemalizm'in ikiz kardeş gibi yan yana, iç- içe olması ,Türkiye solunun evrensel sol olup olmama meselesi olmuştur. Evrensel sol içinde Kemalizm'in yeri varmıdır, ya da Kemalizm sol'mudur sorusu, Türkiye sol hareketinin kadim tartışma meselesi olmuştur.

Kemalizim sol'mudur sorusunun yanıtının "Marksizm" içinde görmek mümkün. Kemalizm’in otoriter, tek partici , tepeden modernleştirmeci ideolojisi ile Stalinci/ Hitlerci-Mussolinici "kapitalist modenleştirme" ile, Stalinci tepede/merkezi sosyalist modernleştirme arasında pek fark yok. Ulus-devlet merkezini koruma konusunda, -bu ulus devlet ister Sosyalist ister kapitalist olsun, -sağ ve sol fark etmiyor hepsi aynı yolu/yöntemi izliyor. Devleti koruma adına "ulus" yüceltiliyor. Sosyalist devlet "sosyalist insanı" yüceltirken, kapitalist devlette "ırk,soy, milliyet, millet" "yüceleştiriliyor.Marx ve Engels sonrası solun ritüelleri, simgeleri, efsaneleri ve edebiyatı… ulusalcılık ve milliyetçiğe övgülerle bezelidir. 

Türkiye sosyalistleri ve komünistleri, Kemalist devrimleri, modernist bir düşünce ve ilericilik adımı olarak desteklediler. Ulusalcılık ve Milliyetçilik, Kemalizm’le solu aynı zeminde buluşturduğu için, sol enternasyonalizmden koptu, yada hiç bağlanamadı. Sol olmanın koşulu anti-emperyalist olma şartına bağlandığı için, bir yandan Kemalizm’le iç içe modernleşmeyi savunurken, öte yandan toplum gerici, yobaz cahiller olarak görülüyordu. İslam’a, İslamcılığa karşı savaş aslında topluma ve toplumun değerlerine karşı savaştı. Sol ilericilik ve modernizm noktasından bu savaşı açarken, öte yandan da anti –emperyalistlik adına Batıya, modernzime karşı olmayı sol olmanın, olmazsa olmaz koşulu saymıştır. 

Sol, ulusalcılığı/milliyetçiliği ideolojik, politik ana eksen kabul ettiği için, sözüm ona en temel ilke olarak savunduğu, işçi sınıfından ve sınıfsal mücadeleden de uzaklaşmıştır. Toplumsal değerleri, gelenekleriyle çatıştığı sürece Kemalizm'e daha çok yaklaşmıştır. Otoriter rejime,“tek tipci”liğe destek verilmiştir. Bu zeminde ulusalcı/milliyetçi teorinin ortaya çıkarttığı MDD, ulusal ve milli çıkarların savunucusu koruyucusu olarak, “asker, sivil, bürokratları” görmüştür. Darbeciliği ve vesayet rejimi meşrulaştıran ve besleyen düşünce ulusalcık/milliyetçik oldu. CHP’nin solcu olması ile ordunun, darbecilerin ulusalcı olması ve sol içinde görülmesi bu nedenle garip karşılanmamıştır. Türkiye solunun teorik, politik ve toplumsal sınıflar karşısındaki duruşunu, İdris Küçükömer, “Türkiye’de sol, sağda, sağ da solda” yer alıyor diye tanımlamıştı. Hoca'nın bu analizi sağlığında hiç anlaşılamadı.

Baştaki soruya dönelim. Solun içinde ulusalcılık var mı? Ulusalcılık/milliyetçilik, enternasyonalizmin içine nasıl girdi ve ulusalcılık, milliyetçilik, solculuk olarak nasıl teorileştirildi? Bu sorular tarihe sorulacak sorular olmakla birlikte, aynı zamanda Marx'a ve Marksizm’e ( Sosyal Demokrasi, Leninizm, Stalinizm, Maoizme..) de sorulması gereken bir sorular. Zira Marksist teorilere bu sorular sorulmalı. Bu yüzleşme yapılamadığı sürece ulusalcılık/milliyetçilik solculuk sanılmaya devam eder.

Sosyal Demokrasi, Komünist ayrılığının nedeni ulusalcılık/milliyetçilik

Marx ve Engels’in ulusal olana ve ulus devlete yaklaşımı, işçi sınıfının enternasyonalist olma özelliği ve niteliği noktasından olmuştur. “Uluslara sınıflar bütünlüğü” noktasından bakılarak, işçi sınıfının “ulus içinde” yer aldığı ve “ulus”lar arasındaki ilişkiler dediklerinde, “ulus”ların içindeki işçi sınıflarlarının enternasyonalist birliğinden söz ederler. Marx ve Engels’e göre, “devlet egemen sınıfların baskı aracıdır”. İşçi sınıfı, ulus devletin çıkarlarını savunmaz. İşçi sınıfının en nihai hedefi devletin tümüyle ortadan kaldırılmasıdır derler. Bu aşamaya gelinceye kadar, burjuva diktatörlüğü olarak tanımlanan ulus devleti yıkarak yerine “proletarya diktatörlüğünü” ( burada sözü edilen diktatörlük, saf iktidar anlamında olumlunan bir diktatörlük) kurulmasını savunurlar. Çok genel olarak Marx ve Engels’in ulusa, ulus-devlete teorik yaklaşımının çerçevesi böyle çizilebilir. Bu teoriye göre, ulusalcılık ve milliyetçilik işçi sınıfı enternasyonalizminin karşıtıdır. Tek ülkede sosyalizm tartışmasıyla başlayan, devrim ve demokrasi tartışmasıyla devam eden Marksizm içi teorik tartışmada, kırılma ve kopuş Birinci Dünya savaşında olmuştur.

Alman Sosyal Demokrat Partisi içinde Birinci Dünya Savaşına Almanya’nın katılıp katılmaması tartışması, önceki teorik tartışmalarla birleşerek uzlaşılması imkânsız noktaya geldi. Savaşa katılmayı, egemen sınıfın çıkarlarını savunmak olarak eleştirenler, savaşı desteklemenin, Komünist Manifesto’da söylenen “işçilerin vatanı yoktur” tezine ihanet etmek olduğunu söylediler. Sert tartışmalar sonucu tarihsel kopuş gerçekleşti. 1. Enternasyonal partileri, sosyal demokrat ve Leninci Parti Modeli olarak Komünist Partileri ortaya bölündüler. 

Dünya Savaşında, Sosyal Demokratlar, ulusalcı/milliyetçilik çizgisinde, ulus-devletlerini ve ulusal çıkarlarını savundular. Komünistler, işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinde, savaşa karşı çıktılar. Rusya’da halk ayaklandı, Lenin ve Komünistler Rus Sosyal Demokrat hareketi içinde azınlık (Bolşevik) olmalarına rağmen halk ayaklanmasını Bolşeviklerin iktidarına dönüştürmeye başardılar. Ve “tek ülkede sosyalizm” teorisi gerçek oldu. 

Marksizm’in iki yorumu, 1) Sosyal Demokratlar “sosyal refah devleti, çoğulcu siyasal sistem, serbest pazar Ekonomisi”ni savunarak ulus devletlerini güçlendirmeye yöneldiler. 2) Komünistler, 1917 Rusya’da devrimiyle, kolektif ekonomi, tek parti yönetimi ve proletarya diktatörlüğü altında “sosyalist devleti” güçlendirme yoluna girdiler. 

“Tek ülkede sosyalizm” girişimi, “sosyalist devleti” güçlendirmenin sosyalizmi güçlendirme teorisine dönüşmeye başladı. Stalin‘le bu teori zirveye ulaştı. Devleti koruma ve güçlendirmek için Sovyet dış politikası teorisi, enternasyonalizmin yerini aldı. Marx’ın “devlet, ulus” teorisine önce Lenin’le başlayan “sosyalist devletin rolü” ve “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” teorileri (ki bunlar tamamlanmış görüşler değildi) Stalin tarafından kabalaştırılarak, kategorileştirildi

Solun ulusalcılaşması/milliyetçileşmesi

Marx-Engels Komünist Manifesto'da ’“İçerik açısından değilse de biçim açısından proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesi ilk aşamada ulusaldır. Her ülkenin proletaryası elbette önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmak durumundadır.” Devamla; “Komünistlerin öteki proletarya partilerinden tek ayrıldıkları nokta, bir yandan proleterlerin çeşitli ulusal mücadeleleri içinde, tüm proletaryanın ulusallıktan bağımsız ortak çıkarlarını öne getirerek geçerli kılmaları, öbür yandan da burjuvazi ile proletarya arasında yürüyen mücadelede her zaman hareketin bütününün çıkarlarını temsil ediyor olmalarıdır.” 

Sovyet tipi sosyalizm denemesi, devletle- sınıfı, sınıfla- ulusu-toplumu tek düzeleştirdi. Stalin tarafından, sosyalist devletin çıkarı, sosyalizmin ve Marksizm-Leninizm’in çıkarı olarak formüle edildi. Bu çizginin dışına çıkanlar, emperyalizmin ajanlar, hain ilan edildiler. “Moskova Duruşmaları”nda bu zihniyet ürünü “ajan, hain” suçlamasıyla, öncelikle binlerce komünist idam edildi. “Tek ülkede sosyalizmin” ayakta kalması için dünya işçi sınıfının desteği yeterli olmuyor, uluslararası arenada “dost devletler” ler olmalı onlarında desteğine ihtiyaç var gerekçesiyle, proletarya enternasyonalizmi bir kenara bırakıldı. Stalin’in Sovyet dış politikası Marksizm’in içine, “Leninci devrimci politika” olarak yerleştirildi. Ve “resmi Marksizm ideolojisi” oluşturulmuş oldu. Teori donduruldu. Dünya tanımı, Sosyalist Sistem ve Kapitalist Sistem olarak ayrıştırılarak, “ya o, ya bu yandasın” gibi teoriye düşünmeye gerek olmayan solculuk dönemi her şeye egemen oldu. Düşünme, analiz, eleştiri, şüphenin yerini biat, bağlılık aldı. Marx, Engels, Lenin metinleri kutsal metinler haline getirildi. Stalin bu metinleri kategorileştirerek hap gibi içilir hale getirdi. Resmi Marksizmdonmuş Marksizm olarak tek tipleşti.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi şubeleri gibi çalışan Komintern üyesi Komünist Partiler, Sovyet dış politikası ve Sovyetlerin çıkarlarının gerektirdiği gibi çalışıyorlar. Bazı partiler rejimle işbirliğine zorlanıyor. Bazıları rejimle uzlaşmazlık içinde sert savaşıyorlar. Bazıları legal çalışıyor, bazılarının legal çalışması sakıncalı görülüyor. 

Komintern döneminde, “sınıfa karşı sınıf” ya da “saf sınıf mücadelesi” teorisinden kalkılarak, önce sosyal demokratlar "sosyal faşist" ilan edildi. Komünistler içinde cadı avı denilebilecek bir dönem yaşandı. Herkes içinde hain arıyordu. Bu sekter politikadan vazgeçildi. Yerine tam tersi yöne savrularak "halk cephesi" politikalarıyla, sınıf mücadelesi/sınıf çıkarı yerine ulusal çıkarlar ve Sovyetleri destekleyen hükümetlerin iktidar olma politikasını desteklenme dönemi başladı. Stalin önce Komünistleri, Nazilerle, Frankocularla, Metaktascılarla işbirliğine zorladı. En tipi örnek, ikinci dünya savaşında Yunanistan iç savaşında sosyalistler ve komünistler Nazileri yendi. Stalin, Sovyetlerin çıkarı gereği diyerek, komünistlerin iktidarı almasına izin vermedi. 


Türkiye’de; Türkiye Komünist Partisi(TKP)nin 70 yıl (1920-1990) illegal ve yasaklı olması, Kemalist rejimin 'çok güçlü' olması mı; ya da Sovyet-Türkiye devlet ilişkilerinde, Sovyetler-Türkiye dış politika stratejisinde, TKP’nin illegal ve yasaklı olması iki devletin çıkarına mıydı? İkinci olarak, Türkiye solunun sınıf savaşı yerine anti-emperyalizmi öne çıkartarak Kemalizm’le iç içe, "kaynaşmış tek millet ideolojisi" ile ulusalcılığın/milliyetçiliğin soluculaştırılması hikayesi, sanırım Rusya ve Türkiye’de devlet belgeleri açıldığında, Türkiye solunun seyrü seferine dair çok şeyler ortaya çıkacaktır.


Ulusal kurtuluşçuluk ve ulus devletin yanında yer almak

Türkiye solunun ulusalcılığının/milliyetçiliğinin teorik kaynağını resmi Marksizm’e dayandıracak çok sayıda argüman buldu. Ve resmi Marksizm’i Kemalizm’in ikiz kardeşi olarak görmek bu anlamda normal kabul edildi. Resmi Marksizm/Kemalizm’in tezleri, “ulusu” sınıfın yerine koyup, böylece ulus-devlet içindeki diğer sınıf ve kimliklerin tümünü görünmez hale getirdi. “Top yekûn yeniden Ulusal Kurtuluş mücadelesi, Milli Demokratik Devrimi” ortaya çıkartan resmi Marksizm/Kemalizdir teorisi olmuştur.

Türkiye’de solu ulusalcığı/milliyetçiliğin içine çeken ikinci Marksizm kaynağı; Sovyetler Birliği’nin Türkiye'de "Ulusal Kurtuluş/ Bağımsızlık" savaşına vermiş olduğu desteğe ilişkin, sosyalistlerin-komünistlerin abartarak sahiplendikleri resmi Marksist/Kemalist tezlerdir. Sovyetlerin "Anadolu’nun Milli Kurtuluş, Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Hareketi"ni desteklemesi meselesi, Lenin-Atatürk ilişkisine yüklenen devrimci ilişki efsaneleştirilmiştir. “Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Savaşı” tarihe sonradan eklenmiş sayfa olmasına rağmen, solun neredeyse tamamı bu ekleme tarihi, devrimci mücadele tarihinin başlangıcı haline getirmiştir. 

Bilindiği gibi, “Milli Mücadele” “resmi tezi” tartışılıyor. Hakikaten bir “Milli Mücadele” mi olmuştur, yoksa İngiltere'nin Yunan ordusu eliyle Anadolu'ya Huruç hareketimiydi. İngiltere, Rusya'da ortaya çıkan devrimden korktuğu için, bu devrimin İngiltere imparotorluğu için tehlike oluşturacağını düşünerek, zaten çökmekte olan Osmanlı toprakları üstünden Rusya'ya yönelerek Rusya'daki devrimi bastırmak ve Sovyetleri ortadan kaldırmak için, Yunan ordulusu, Fransızlar, İtalyanlarla Anadolu'yu işgal mi etmişti.

Hikayeyi böyle okuyunca, Lenin’in İstanbul hükümeti yerine Mustafa Kemal’i desteklemesi , “mazlum halkların kurtuluşu”na destekle verme meselesi de "hikaye" dir. Lenin ile Mustafa Kemal ilişkisi iki "ulus-devlet" kurucusunun pragmatik işbirliğidir. Bana göre bu sınıfsal/devrimci dayanışma falan değil, iki devlet arasında karşılıklı çıkar politikasıdır. Mustafa Suphi, Mustafa Kemal ilişki/yazışmasında, Lenin ve M.Kemal M. Suphi'yi harcamışlardır. 

Mustafa Suphi, Lenin, M.Kemal ilişkisini ve Sovyetler TC ilişkisini doğru okuyamadı. Eski bir ittihatçı olan Mustafa Suphi’nin “Ulusal Kurtuluş Savaşına “ katılmak ve 1909 burjuva demokratik devriminden belki sosyalist devrim çıkar düşüncesiyle Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti direnişine destek yolculuğu katliamla sonlandı. 

Sovyetler bu konuda Kemalistlere hiçbir şey sormadılar. Yaptırımda bulunmadılar. İlişkilerini kesmediler. Lenin’le, Atatürk, Stalin’le İnönü, Brejnev’le Demirel ilişkisi kesinsiz devam etti. 


Dünden bugüne

Tarihi atlatıp güncele geldiğimizde, geleneksel solun neredeyse tamamının, ulusalcılık/milliyetçilik refleksleriyle hareketinin teorik/ideolojik dayanağının "Marksizm içinde" olduğu görülüyor. Devrim için mücadele ve devrim, "anti-emperyalizm", emperyalizme karşı mücadele olarak görüldüğünden, "Yeniden Ulusal Kurtuluş " adına, Kemalizm'i Cumhuriyeti savunmak devrimci mücadele kabul ediliyor. Böylece, ulus devleti/statükoyu/ vesayet rejimini savunarak , karşı durduğunu sandıklarıyla yan yana duruyorlar. Bu anlamda da demokrasi mücadelesi ve demokratik adımlar fasa-fiso görülüyor.

Eleştirel yaklaşım ve tarihsel kopuş noktası bana göre, ulus-devlet paradigmasının savunulması ile enternasyonalizm çelişkinde düğümleniyor.“Yeni enternasyonalizme/Küreselleşmeye karşı çıkılarak ulus devleti savunmak, ideolojik ve tarihsel olarak irticacılık/gericiliktir değil midir? 




Türkiye Komünist Partisi(TKP)nin "kaynaşmış tek millet ideolojisi


Ulusal kurtuluşçuluk ve ulus devletin yanında yer almak

Türkiye solunun ulusalcılığının/milliyetçiliğinin teorik kaynağını resmi Marksizm’e dayandıracak çok sayıda argüman buldu.“ulusuTop yekûn yeniden Ulusal Kurtuluş mücadelesi, Milli Demokratik Devrimi”

Ulusal Kurtuluş/ Bağımsızlık"Anadolu’nun Milli Kurtuluş, Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş HareketiMilli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Savaşı

Milli Mücadele” “resmi teziMilli Mücadele

mazlum halkların kurtuluşu”hikayeulus-devlet"

Mustafa Suphi, Lenin, M.Kemal ilişkisini ve Sovyetler TC ilişkisini doğru okuyamadıUlusal Kurtuluş Savaşına Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti 




Dünden bugüne

"Marksizm içindeanti-emperyalizm", Yeniden Ulusal Kurtuluş 

“Yeni enternasyonalizme/Küreselleşmeye