Umutlu olmak için bir DAYANIŞMA örneği: Nesin Vakfı çağrısı

 

“…Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum

Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz

De ki bütün işe yarayanlar

İşe yaramaz sanılanlardan çıkar…”

Aziz Nesin’in Şiirinden;

Ahmet Nesin’den alıntı

                                                                                ***

Umut yitirilmeye başladı mı karamsarlık, kötümserlik ve koşullara teslimiyet başlar, her şey karanlık yol olur. Sık ormanda kaybolmuş,  kendini yalnız ve kimsesizlik duygusunun girdabında boğulmaya bırakmış gibi çaresizlik içinde hisseder, hiç olan umutsuz bir boşluğa bakarsınız.

Böyle bir durumda önce hayaller yok olur. Hayal kurma yetileri körelir.

Kendini işe yaramaz, anlamsız olarak görmeye başlarsın.

Kendine yabancılaşma, pasif olma hali tam da budur.

Baktığını görmeme, gördüğü nü anlama ve anlamlandıramama hali.

Bir şey için adım atıldı mı aynı zaman da umut ve hayal kurma da başlar.

Ne demiş üstadın birisi: “İlk adımı attın mı yol yarılanmış demektir.”

Hayal kurmak ve hayallerinin peşinde koşmak da yola çıkmak ve yürümek gibi.

Hayal kurmak ve gelecek hikâyesi kurgulamak için önce umutlu olmak lazım.

Umutlu olma duygusu bireysel hayatımızda kendi kurgularımız, becerilerimiz, başarı ve başarısızlıklarımız ve fiili yaşantımızın toplamından ortaya çıkan bireysel bir hal ise de, sonuç olarak aile, sosyal çevre ve ülkenin içinde bulunduğu durum umutlu veya umutsuz olmamızı belirleyen faktörler.

Umutlu olmak: Aynı zamanda dayanışma içinde olma duygusunu içinde taşımak ve dışında da bunun olduğunu bilme hali. Bu hal bireysel,  ailevi, sosyal olabilir, olması güzeldir.

“Herkese kapımız açık”  kültürü ve söylemi açta açıkta kalanlar için söylenir; bu aynı zamanda umudunu yitirenler için umut kapısıdır.
 

MUTLU VE MUTSUZLAR

Uzunca bir zamandır Türkiye toplumunun yarısı ne kadar mutlu, umutlu ise öteki yarısı o kadar mutsuz ve umutsuz. Mutsuz ve umutsuzluk, yalnızlık hissiyle birlikte, dayanışma ruhunu da yok ediyor; en azından böyle olduğu düşünülüyor, yazılıyor, çiziliyor; araştırma şirketleri anket sonuçlarında dayanışma duygusu ve eyleminin çok gerilediğini söylüyordu.

Üstelik, küreselleşmenin bireyselleşmeyi bencilliğe dönüştürdüğü , teknolojinin insanları yalnızlaştırdığı, duyarsızlaştırdığı yorumları yapılıyordu. Kıyaslama teknoloji öncesi sosyal davranış ve pratiklerle karşılaştırılarak yapılıyor; genel olarak sol gelenekten gelenler kendi geçmiş pratikleri ve duygu-düşünce halleriyle bugünü kıyaslayınca  karşılarına kara bir tablo çıkıyor.

Bakış açısını değiştirmeden bakıldığında hakikaten tablo  kara olarak görülür.
Tam yeri geldi, “değişmeyen tek şey değişimdir”  zihniyetiyle bakıldığında, dünkü olup bitenler ve dünkü umut ve umutsuzluklar bugünden  farklı, farklı olguları görmek için de bakış açısının değişmesi gerekiyor.

Mikro değişimler zamanında yaşıyoruz, sol jargonla söylemek gerekirse, devrimler çağı değil evrimlerle ilerleme ve gelişme zamanındayız.

Umutlu olmak için bu mikro gelişmeleri izler ve  görürsek, mesela Gezi Direnişi şaşırtmaz veya Adalet Yürüyüşünün sempati toplamasını da CHP’nin tek başına bir başarısı değil, toplumun gelecek umudunun Adalet arayışı olarak dışa vurması olarak görürüz.

Umutsuzluk, dayanışma ruhunu yok edebileceği gibi güçlendirebilir de.

Nesin Vakfı’nın sosyal medya üstünden açtığı kampanya umutlu olmayı ve dayanışma ruhunun ölmediğini göstermesi açısından  öğretici  idi.

Bir imza atmak gibi değil, para vererek bir sosyal projeye destek olunması şunu gösterdi: Doğru olan bir projenin karşılığı her zaman oluyor. Bu mikro örnek, doğru okunursa, umutlu olmak ve başarmak için çok öğretici derslerle dolu.
Nesin Vakfı  Facebook sayfasından 12 Ağustos 2017’de  şu çağrıyı yaptı:

“…Nesin Vakfı'nın şu anki arazisi artık dar gelmeye başladı. Havuzu, spor alanı, marangozhanesi, seramik atölyesi, müştemilatları, meyve ağaçları ve tabii ki iki ana bina bayağı yer kaplıyor, artık 14 dönüme sığamaz olduk. Arazimizi yüzde 50'den fazla artırarak 22 dönüme çıkarmak istiyoruz.
Almayı planladığımız arazinin üstünde iki katlı ve toplam 200 m2'lik bir ev, ayrıca bir ahır ve bir müştemilat var. Yüz dolayında meyve ağacı da cabası. Fiyatı uygun: 2 milyon TL.
Ama para olmayınca fiyat istediği kadar uygun olsun... Bizde böyle bir para yok tabii. Böyle zor durumlarımızda sizlere başvuruyoruz, başka kime başvuracağız ki? 2000 kişiden 1000 liralık bağışla Vakfımızı genişletebiliriz, daha çok çocuk daha ferah bir alanda büyüyebilir.
Bağışçılarımızın adını mermer bir levhaya yazıp yeni arazimizin görünür bir yerine asacağız.”

Nesin Vakfı Facebook sayfasındaki bu çağrıyı 14 binin üstünde kişi tıklamış ve 8775 kişi paylaşmış.

Nesin Vakfı 12 gün sonra  ''Ve yan araziyi aldık! Alkışlar hepimize ve daha nice nice başarılara...'' diye duyurdu. Bu duruyu ilk gün 5 bin kişi tıkladı.

Bu dayanışma duygusuyla ilgili, çok düşündürücü ve sevindirici bir olay Nesin Vakfınca paylaşıldı

“…Dün gece (saat, 20:15) bir bey geldi kapımıza. Sabahtan beri bankadan para yatırmaya çalışmış, önce numara yanlış demişler, yok öyle, yok böyle demişler ama bir türlü parayı yatıramamış. Sonunda yılmamış atlamış otobüse taa İstanbul'dan buraya Çatalca'ya kadar gelmiş. Ve elden bağışını yapıp çayımızı dahi içmeyip gerisin geri gitti. Adını da vermek istemedi. Bunları niye anlattım bu arazi bu özveriyle alındı bu tarihe böyle düşüle...”

Hepimiz  “enseyi karartmadan”  bu örnek üstünden  biraz düşünsek…