Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…

 

 

Seçimlerin en popüler özelliği bol bol vaatte bulunmak. Bu seçim için de istisna olmadı. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, inanılıp inanılmadığı düşünülmüyor, lafla yapıyorlar, yıkıyorlar bol bol para dağıtıyorlar. Ve ağızlarından demokrasi lafı çıkmayan yok. Bu vaat işi öyle çığırından çıktı ki Nisan ayında OHAL’i uzatan iktidar partisi OHAL’i kaldıracağız bile dedi.

Dünya değişti, kuşaklar değişti ama bizim siyasetçilerin bol keseden vaat verme huyları, zihniyetleri değişmedi.

Teknolojinin de bu kadar gelişmediği hatta telefonla görüşme için PTT’ye gidip aramak istediğin numarayı yazdırıp evine veya kahveye gidip beklemeye başlanan ve telefon bağlandığında ya PTT’de birisinin telefonun bağlandı veya belediye hoparlöründen sayın… telefonunuz bağlandı anonsuyla koşa koşa PTT kabinine girip konuşma…

Bütün bunlar 1960-1970’li yıllarda olup bitenler.

Bu dönemin siyasetçileri meydanlara geldiğinde kasabalılar -tabi ki erkekler- meydanı doldurur, köylüler de atlarına atlayıp seçim meydanlarına giderlerdi.

Politikacının yüzünü görmek, boyunu posunu tarif etmek ayrıcalıktı. Hele ki yakınına kadar gitmek ve onun size başını sallamış olması… Ayrıca bir de tokalaşmışsanız o elin yıkanmadığı ve de taraftarlarca o eli öpmek için sıraya girenler olduğu bile söylenirdi.

Vekil adayları “Ne istiyorsun vatandaş” diye sorar.

Vatandaş’ta başlar ne istediğini anlatmaya.

Vekil adayı ceplerini yoklar, kâğıt arar bulamaz, cebinden sigara paketini çıkartır, sigaraları cömertçe “vatandaşa” atarak dağıtır, paket kağıdını açar başlar istekleri yazmaya veya yazıyormuş gibi yapmaya.

Vekil adayı çeker gider. Oy kullanma gününe kadar herkes kendi meşrebinde, cami avlusunda, kahvehanede, köy meydanında… Siyaset yorumu yapar, tıpkı bugünün TV yorumcuları gibi her şeyi bilen “kanaat önderleri” son noktayı koyan lafları söylerdi.

Seçime giren bütün partiler manifestolarını açıkladılar. Her söylenene inanılsa hiçbirinin hiçbirinden farkı yok, her partinin vaatleri kulağa hoş geliyor, kimisi cepleri, kimisi gönülleri dolduruyor.

Bu hoş vaatler iyi güzel de, tek yönlü seçmenlere eski tarz “cekkk, cakkk” vaatleri gerçekleştirilir mi, gerçekleştirilmez mi?

Gönül rahatlığı ile “Bu millete neleri yutturmadık ki, bunları da yuttururuz” diye düşünüyorlar.

Haklılar, hakikaten bu millet neleri yuttu, neleri unutmadı ki.

Yeni anayasa yapıyoruz, Kürt sorununu kökten çözüyoruz, yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik kalmayacak, demokrasi AB standartların olacak, milli gelir 20 bin dolar olacak… gibi, gibi…

En önemlisi iktidar partisi “yeni Türkiye değişim” dedi, otoriter rejimi yeni diye yutturmaya soyundu. Anamuhalefet özgürlük, demokrasi, insan hakları dedi, Meclis'in üçüncü partisi yok edilirken sesi çıkmadı. Şimdilerde kıyısından köşesinden Kürt sorunu diyorlar. Muharrem İnce’nin Demirtaş için söyledikleri, Kürtlere sempati ile yaklaşması sempatik görünüyor ama sürdürülebilirliğinin olup olmayacağı belli değil.

Meydanlarda, ekranlarda gözümüzün içine baka baka her şey söyleniyor. Gözler görüyor, kulaklar duyuyor. Bu kere de “atarız, tutarız üç geçmez bu millet gene unutur” diye düşünenler çok yanılacak.

Siyasilerin hesap edemediği Z kuşağı yeni zihniyet yeni siyaset tarzı, yeni bir dil söylemle değişim dinamiği olarak bugünü ve geleceği belirleyecek. Bütün sosyal, sınıfsal kesimlerden, benzer davranış, zihniyet ve pratik eylemlilik gösteren kuşakların en sonuncusu Z kuşağı. Bizde Gezi eylemlerinde esprili, eleştirel, yaratıcı dil ve söylemleriyle ortaya çıktığı kabul ediliyor.

Kuşaklar ve zihniyet

Kuşak teorisine göre:

Dünyadaki olaylara, olgulara bakılarak X,Y,Z sosyolojik kuşak tanımlaması yapıldı.

1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” (Bebek patlaması olarak adlandırılıyor.

“Baby boom”) bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde  gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da  “baby boomer” olarak adlandırılıyor.

 X kuşağı 1965-1979 arasında doğanlara deniliyor.

Y kuşağı 1980-1990 arasında doğanlar.

Z kuşağı 2000’li yıllarda doğanlar.

Zamanın ruhu ve aklı bilgi teknolojisi, insan ile bilgi nesnelerinin içiçe geçtiği yapay zekâ ile insan aklının “ikili sarmal” oluşturduğu, iletişim ve bilginin zihin akışı hızında cep telefonlarımıza ve bilgisayar ekranına düştüğü bir zamanda yaşıyoruz.

Çocuklarımız artık yüksek teknoloji, insan teknoloji sarmalı ve bilgi kuvözünün içine doğuyorlar.  

Z kuşağının meydanlarda nutuk atanları dinleyerek kanaat oluşturmasına ihtiyaç duymuyor. Öğrenme, bilgi edinme parmaklarının ucuyla cep telefonu, bilgisayar tuşları arasındaki mesafe kadar. Bir tuşa basarak hangi cumhurbaşkanı adayı, hangi parti ne demiş saniyede ulaşıyor. Hangi milletvekili kim “Google teyzeye” soruyor saniye içinde kayıtlı bilgileri dökülüyor.

Meydanlara çıkıp millete söz veren cumhurbaşkanı adayları, (Demirtaş hariç)  parti liderleri, milletvekili adayları: Siz hangi zamanda ve hangi kuşağa seslendiğininiz, onların hangi isteklerine vaatlerde bulunduğunuzun farkında mısınız?

Meydan “nutuklarınızın” ve “vaatlerinizin” Z kuşağı için ne anlama geldiğini seçim gününe daha zaman varken bir düşünseniz.

24 Haziran’da Z kuşağı kategorisine giren 2 milyon ilk kez oy verecek. Onların hamaset nutuklarına inanacağı düşünülüyorsa yanılgı olur.

Z Kuşağı size göre başka bir seçmen tipi!

Çünkü bu ülkenin Z kuşağı da “artık ben de varım, söz ve karar sahibi olacağım” diyecek. Z kuşağının küresel olanla yerel olanı nasıl sentezleştirildiğini de göreceğiz.

Evet, 90’lı yıllarda doğan, hızlı öğrenen ve gelişim gösteren, teknolojiyle içiçe kişilerden oluşan gruba Z kuşağı denir. Teknolojiyle iç içe büyüyen bu çocuklar, bilginin ve zamanın hızına çok kolay adapte olabilmeleriyle dikkat çeker. Hız onları tanımlar. Onlar analitik ve teknoloji ile insan beyninin sağ ve sol loplarını birleştirerek realist, felsefi anlamda pragmatik düşünen bir kuşak.

Z kuşağı ve öncesi Y kuşağı ne sigara paketine yazılı vaatlere, ne  meydan mitinglerinde söylenen popülist  söylemlere kulak asmaz artık.

Türkiye'nin toplam nüfusunun 15-24 yaş arası grubundaki genç nüfusu 13 milyon. Genç nüfus, toplam nüfusun %16,3'ü. Hane halkı bilişim teknolojileri kullanım oranı, 2016 yılında %87,5.

Seçim sözleşmesi yapın

Bu zamanda seçilmek isteyenler, seçmenleri X, Y, Z kuşaklarını ne kadar anlıyor, ne kadar tanıyor ve biliyor? 50-60-70’lerin sosyo- kültürel ve siyaset aklıyla 2018 yılında politika yapan sağ-sol-milliyetçi-muhafazakârlara Z kuşağı siyasal, sosyal fosil olarak bakıyor.

Geleceğe dair vaat ve söz söyleyen siyasetçiler Z kuşağını düşünmeliler. “Onu, bunu yapacağım” diye söz söyleyenlerin vaatlerinin gerçekleşip gerçekleştirilemeyeceğini  Z kuşağı insanları saniyeler içinde algoritmik, teorik ve istatistik-ekonomik veri tabanlarıyla hemen görecektir.

Bu seçimde er meydanına çıkanlar: Ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı, meydanlarda bağıra çağıra söylediklerinizi bir kâğıda yazın, bu kâğıda ıslak imzanızı atın.

Sözünüz sigara kâğıdına yazılmış, meydanlarda mangalda kül bırakmayan laf olmaktan çıksın: Oy istediğiniz ve size oy vereceklerle yazılı bir sözleşme yapın. Ve “siyasetçi yalancıdır” algısını bozun.

Seçimler sona erdiğinde iktidar olanlar sözlerini tutacak mı?

Muhalefette kalanlar seçim vaatlerinin gerçekleşmesi için mücadele edecek mi? İmzalı seçim sözleşmenizseçmenlerinizin ellerinde olsun, seçmenlerinizle yaptığınız sözleşmenin Z kuşağı takipçisi olacaktır. Bu kuşağı aldatmak, uyutmak, onlara yalanı yutturmak pek kolay iş değil.

Bunu bir kenara yazın.