Vicdan araçsallaşmışsa, insan uçup gitmiş demektir



VİCDAN ARAÇSALLAŞMIŞSA, İNSAN UÇUP GİTMİŞ DEMEKTİR


Devlet, siyasal iktidar yoluyla anayasa ve yasalara dayanarak, “devlete karşı silahlı kalkışma yapanlara” askeri operasyonlar düzenliyor. Uluslarara hukuka dayanarak, aynı gerekçeyle sınır dışına da askeri operasyonlar yapıyor. Devlet, ordusu, polisi, köy korucusu ve devletin sivil kurumlarıyla, (resmi söylemle) “teröre karşı”, askeri literüte göre “şavaş”yürütüyor. Devlet, politik-askeri gerilla örgütü PKK ile 30 yıldır, “o yoğunluk, bu yoğunluk”adı altında savaşıyor. Siyasi yollarla çözülebilecek bir sorun olan Kürt Sorunu, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ideolojisi, ulus-devlet amacına uygun almadığı için bugüne kadar çözülemedi. Ama bu konuda sorunun tarihi, siyasi boyutu, sosyolojisi çok yönlü araştırıldı, incelendi. Kürt sorununa devletin yaklaşımı ve çözüm yollarıyla ilgili tez, antitez, çözüm önerilerini içine alan zengin akademik, politik külliyat oluştu. Neredeyse Kürt Sorunun tanımı, çözüm yolları konusunda söylenecek her şey söylendi. 

2012 yılında içinden çıkılması hem kolay, hemde çok zor bir noktaya geldi. Devletin resmi ideolojinde, söylem/Kürt kimliğini kabül anlamında “devrim” denilecek değişiklikler oldu. Devlet ve siyasi iktidar ile PKK arasında yapılan görüşmeler ortaya çıktı. Mesele çözüldü çüzülüyor beklentisi sürekli yükselirken; “‘90’lara mı dönüyoruz., müzakere, mücadele, devrimci halk savaşı”, Suriye’de iş savaş, Ortadoğu’da “Bahar çemberi” vs. derken “bahar havası” kışa, kara, borana döndü.

PKK ve Kürtler 

Bir Kürt örgütü olan PKK; Siyasi- gerilla hareketi olarak kurulmuş Kürt ulusal örgütü. PKK, kendi siyasal serüveni içinde değişik ideolojik, politik aşamalardan geçerek, Türkiye’li Kürtlerin ve bütün Kürtelerin siyasal, sosyal, kültürel haklarını, Kürtlerin yaşadıkları her devlet içinde ayrı Kürt devleti ve 'Büyük Kürdistan' devletini kurma mücadelesini gerilla savaşıyla olacağını ilan etti. PKK’nin politik, ideolojik stratejisindeki inişleri ve çıkışları bir yana bırakırsak, süreklilik taşıyan “ gerilla savaşı” askeri-politik starejisi oldu. Nasıl ortaya çıktı? Ne amaçlıyordu? Nasıl bir örgüt? PKK için bu vb sorular,"Kürtlerin özgürlük mücadelesi" tarihi içinde, tarihsel araştırma soruları. 
Bugünkü duruma bakarak sorun tarifi ve tanımı yapılmalı. 2012 yılında PKK Kürtlerin en güçlü siyasal temsilcisidir. PKK'nın bu reel durumu kabul edilmeden, Kürt sorunun çözümünde PKK muhatap alınmadan sorunun çözülemeyeceği; Oslo, İmralı görüşmeleri, mutabakat metni vs nin işlemediği görüldü. Kendi içinde bana göre Öcalan’lada PKK sorunlar yaşıyor. Bu PKK’nin Kürtler üstündeki siyasal temsiyetini şu aşamada etkileyecek bir sorun olarak görülmüyor. 

PKK bugün kendisi için "imha edilme" kararı alındığı korkusu ve paniği içinde. Bu kararda Öcalan’ın da olabileceği kuşkusu olduğu düşünülüyor. Devrimci halk savaşı gibi “yah he, ya hiç” böylesi korku ve paniğin sonucunda alınmış karar gibi görünüyor. 

PKK’nin "devrimci maceracılıktan" vazgeçerek, silahlarını susturması için, "PKK gerçekliğinin" devlet ve iktidar tarafından kabul edilmesi isteniyor. Ya da AKP iktidarını istikrarsızlık yoluyla düşüreceklerine inanıyorlar. Bunun içindir ki, “devrimci maceracılığa” ve türlü ittikaflara açık davranıyorlar. 

PKK’nin bu siyasi stratejiden çıkması için iktidarın, “mücadele” starejisinden vaz geçerek güven veren müzakere yolunu açması gerekiyor. Siyasal çözüm arayışı, diplomasi dili, karşılıklı güven ortamı böyle oluşabilir. Barış süreci, “barış”ın anlamına uyğun zeminde böyle gelişebilir.

"Barış istiyoruz". "silahlar sussun" sözcüklerinin anlamlı olabilmesi için, "savaş dili ve milliyetçi, militarist söylemde" uzaklaşılmış gibi. “Ben barış diyorsam, sen onu savaş anla” misali bir barışseverlik sözü havalarda uçuşuyor. " Sabah akşam, iktidardaki siyasiler, devlet erkânı, TV haberleri, yorumcular, gazete haberleri vs."Terörle mücadele, terör örgütü, terörist" gibi PKK'yi "aşağılayan" dil kullanıyorlar, sonrada “Barışşşş”, diye bağırıyolar. Oysa bu dil dolayısıyla, Batıda, Türkler'deki Kürt algısı, "et ve tırnak" olmaktan çıkıp, pençeye dönüşüyor.

İktidarın medyaya "haberleri büyütmeyin" uyarı/ihtarıyla, sorunu küçükmüş gibi gösterme çabası, özgürlük alanının daraltıyor, çözüme katkı sunmuyor.

30 yıldır süren savaşta ölenler önce insan sonra Kürt, Türk yurttaşlar. Ölülerimizin sayısını bile tam olarak bilmiyoruz. 30 -40-50 bin gibi yuvarlayarak ifade ediliyor. Yitip giden Can’lar hiç bir anlam ifade etmiyor. Bu savaşta dağlar, taşlar bombalanıyor. Ormanlar yanıyor. Ormanların içindeki binlerce, onbinlerce, milyonlarca canlı çığlıklar içinde yanıp kül oluyor. Kendi cinsini öldürenler, ormandaki canlıların çığlıklarını mı duyacaklar?

Vicdan kepeklereni bir kere indirenler, gözlerini kırpmadan “amaç için” her şeyi araçsallaştırıyorlar. Öldürmeye, ölüme göndermeye gerekçeler bularak toplum vicdanını köreltiyorlar.

Araçsallaşmış insan

Akıl, akılcılıkla vicdan birbirinden koptu mu, birey olan İnsan’ın yerini, görev sahibi, vicdanının kapıları kapalı “insan” alıyor her halde. Yoksa Uludere’de bomba atan pilota emir veren ve bombayı atan (İ)nsanın çıldırması gerekir. Telsizi kapatıp “geri dönüş yok, her ne pahasına olursa olsun ilerleyeceksiniz” diyen gerilla komutanı da vicdanın kapılarını kapatmamış olsaydı, bedenleri paramparça olan Kürt geç kadınlarını erkeklerini düşününce çıldırması gerekirdi. Antep’te o bombayı hazırlayanların ve patlatanların İnsani duygusu, vicdanı nasıl araçsal hale getirildi ki, gözünü kırpmadan toplu cinayeti işleyebilirdi?

Profesyonel akserler için (İ)nsan düşman, hedef insan. Askeri alanla, sivil alan ayrımı gibi saçma sapan uluslararası savaş hukuku düzenlenmiş. Haki elbise içinde olan İnsanları öldürmek suç sayılmıyor. Savaş hukuku, savaşanların kendilerini korumak belki de vicdanlarını rahatlatmak için yapmış hukuk olmalı.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, Kürt gençlerinin - nedeni o veya bu olabilir- eline silah alıp devlete karşı isyan ettiler. Bu şuçtan dolayı siyasi iktidarların kararıyla devletin silahlı güçlerinin bu gençler terörist o nedenle öldürüyoruz inandırıcı gerçeklik olabilir mi? Tarihe baktığımızda, Dersim, faili meçhul gibi siyasi kararla yapılanlar, bugün cinayet olarak yeniden yargılanıyor. Bugün, yarın nasıl anlatılacak ve yargılanacak dersiniz?

Barış sözü yerine VİCDAN' lı olmaya çağrı

Çok beylik bir laf olacak ama sol ve sağ siyasetçiler, ölümlere, siyasal-ideolojik “çifte satandartla” yaklaşıyorlar. Öldürülen insanların siyasal kimlikleri (Asker, Kürt, gerilla vs) üstünden siyasi rekabet yapıyorlar. Özellikle sosyalist solun Uludere katliamında AKP’ye gösterdiği sert tepkiyi Antep katliamında göstermemesini eleştirmek bile anlamsız hale geldi. PKK’yı eleştirmenin Kürtleri hedef almak olduğu gibi şaşı bakışlı sol, PKK ile ideolojik, siyasal paralellik dolayısıyla, PKK’nın “devrimci halk savaşıyla” AKP’yi iktidar indireceğine inanıldığı için olup bitenler gülümsenerek izleniyor. KCK Başkanlık Konseyinin Antep katliamından “derin üzüntü” duyduk açıklamasının sonu şöyle bitiyor “gerilla güçlerimizin sürdürdüğü başta Zagros-Botan olmak üzere tüm Kürdistan'da sürdürülen devrimci harekâtımız bundan sonra da yükselerek devam edecek, hiçbir provokatif olayın, haklı mücadelemize gölge düşürmesine asla müsaade edilmeyecektir. Tüm yurtsever halkımızı ve dostlarımızı, halkların kardeşliğinden yana olan bütün demokratik çevreleri; AKP'nin geliştirdiği katletme ve yaygın psikolojik savaş politikasına karşı demokratik çözüm ve barış mücadelesini daha güçlü yürütmeye çağırıyoruz.” Barış sözcügünün almasızlığından söz etmiştim. Bu parağrafta “barış” namluya sürülmüş mermi gibi duruyor. “Yükselerek devam edecek harekâtımız” ı, ben daha çok ölüm olacak diye okuyorum. Elinde silah olup savaşanın harekâtı başka türlü nasıl okunabilir? İki merkezden değişik zamanlarda sık sık duyulan açıklamalardan bir açıklama şöyle: HPG karağahı; “HPG gerillaları dün birçok askeri noktaya yönelik olarak eylemler gerçekleştirdi. Şemdinli’deki bu eylemler sonucunda 28 asker öldürüldüğü, 2 gerillanın hayatını kaybetti.” İçişleri Bakanılığı; “Şemdinli bölgesinde güvenlik kuvvetlerimizce icra edilen bu operasyonlarda, Hakkâri Valiliğimizce de açıklandığı üzere, 115 bölücü terör örgütü mensubu etkisizleştirilmiş, 2 askeri güvenlik personelimiz şehit olmuş, 14 güvenlik personelimiz hafif şekilde yaralanmıştır.” Savaşanlar aynı zamanda psikolojik savaş yürütüyor. Kendisini çekiç görenin her şeye çivi olarak gördüğü gibi, savaş pisikoloji içinde olanlar her şeyi savaş diliyle anlatıyorlar. Ölüm üstünden siyaset, siyasal propoğanda yapanların birbirinden fırkı yok diye yaklaşınca, devlet ve hükümet kanadından siyasetçiler, “Terörle devleti eşitliyorsunuz” diye karşı çıkıyorlar. PKK ve bazı solcularda “Devletin şiddetiyle PKK’nin “devrimci şiddeti” nasıl eşitlenir” diye karşı çıkıyorlar. Acaba kim kimi araçlalaştırıyor ve insan için yapılması gereken siyaset, insan öldürmenin, cinayet işlemenin aracına dönüşüyor? Diplomasi, müzakere yoluyla sorun çözmek yerine, silahlı güç kullanarak "politik başarı" kazanmaya devam etmek, tarafları sorunun kendisine yabancılaştırıyor. Savaş bu kez başka, başka amaçların aracı için kullanılmaya başlanıyor.

Gelinen bu noktada vicdanla konuşmak, vicdanı olmayan her amacı sorgulama zamanı. Artık Barış yerine Vicdanlı olmaya çağrı yapmak gerekiyor. 

21.yüzyılda hala siyaseti silah kullanma yoluyla yapmaya çalışanlara, bunun son kullanma tarihinin çoktan geçtiğini, farkında olmadan kendi kendilerini ve insani olma özelliklerini yok ettiklerini, sürekli anımsatmak için, Vicdanlara seslenmek, vicdanları harekete geçirmek gerekiyor. 
24.8.2012