Yeni! Cumhuriyet böylemi mi kuruluyor?

 

Tarihte radikal büyük değişimler, devrimlerle, darbelerle oldu.  Küçük küçük değişimler toplumun rızası alınarak reformlarla gerçekleşti.

Osmalı’dan Cumhuriyete her ikisi de oldu. Köklü değişiklikler darbelerle, darbemsi kalkışmalar sonucunda yapıldı.  Değişimlerin özü, özneleri ve niteliği konuları bu yazının  esas konusu değil, bu nedenle bu girişi dip not olarak düşünelim.

Fakat yaşadığımız zamanda ve her olayda tarihe bakmak, akıl sağlığımız, doğru düşünme, olup biteni anlama bağlamında ve  “kendi fikrimiz”in ortaya konması için her halde yararlı olur.

Aklımızı kiraya vermeden düşündüğümüzde, olup bitene hamaset ve ideolojik palavraları bir kenara iterek bakıldığında, yeni yeni sorular akla geliyor.

Ve 15 Temmuz darbe girişimini yapanların amacı sorgulanmıyor.   İdeolojiye göre toplum kurmak isteyen her ideolojik-politik, sosyal, sınıfsal, dini ve kimliksel amaçla yola çıkanların temel hedefi devleti ele geçirmek olmuştur.

Milli Görüş gömleğini çıkarttım diyen AKP’de bunlardan birisiydi. Erdoğan ve AKP  ileri gelenlerinin  geçmişte söylediklerine bakıldığında “islam inancı, değerleri: Kültürü, ahlakı, hukuku ve sosyal hayatı” na dayalı bir sistem, rejim kurmak istediklerini ayan beyan  söylüyorlardı.  AKP kurulduktan  sonra siyasal İslamcılık tarifi özgürlük, demokrasi ve demokratik sistem içinde  İslam dünyasına örnek olacaklarına ABD ve AB  inandırdılar. Fettullah  Gülen Cemaati ve diğer İslami cemaatler, liberaller, sol demokratlarla ittifa oluşturan  zeminde demokrasi idi.

Kim kime takiyye yaptı, kim kime pusu kurdu, kimlerin gizli ajandaları vardı…  bütün bunlar her gün doğan güneşin aydınlatacağı bir zamanda bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacak.

Aklıma şöyle şeytani bir soru geliyor: 15 Temmuz darbesini planlayanlar “Yeni Türkiye, yeni Cumhuriyet! kurma planı yapıyorlardı da, aralarında anlaşmazlık çıktı,  sırtında yumurta küfesi ve elinde silah olanlar açığa çıkınca tetiğe mi bastılar.”

İstihbarat  sahipleri  devlet ve iktidar yetkililerine darbe bilgisini  verilmemesi!  Açıklanamayan 4-6 saat  vs. akıllara takılan kuşkulu soruları getiriyor.
Darbe girişimine acaba kimler ortaktı da sonradan caydı sorusunu getiriyor

Bu teorinin doğru olduğu varsayılırsa, bu oyunu içte ve dışta kim bozdu? Soru işareti simgesi ötesinde bir soru.

 

Darbe girişimi oldu tamam, bastırıldı tamam.
Darbe olsaydı sonrası ne olacaktı: 
Sus  Pus...

 

15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesi sonrası darbecilerden hesap sorma hukuki çalışmalarının Eylül 2016’nın ilk haftasına kadar ki fiillerine bakılınca… sanki ülkede adını koymakta zorlandığım devrim veya darbe olmuş gibi bir ruh hali Türkiye’nin tepesinde dolaşıyor.

Her halde darbe girişimi ve  FETÖ’cü operasyonu için:  Asker, polis, Mülkiyeli, basın, iş adamları, sanatçılar, akademisyenler, öğretmenler, memurlar…vs. için, alanlarında uzman savcılar görevlendirilmiş olmalı.

 Birde “milli olmayanlara” bakan savcılar olmalı ki, o savcıda FETÖ dışı iktidar muhalifi, solcu, sosyalist “milli olmayanlar” listelerine bakarak işlerini! Yapıyorlar.

Adli Yıl Açılışında, Yargıtay başkanı ve Cumhurbaşkanının konuşmalarının özeti: “Yargının görevi devleti korumaktır.”  Cumhuriyetin resmi ideolojisi ve bütün darbelerin arkasına sığındığı mazeret “devleti korumak” olmamış mıydı?
Allah aşkına modern dünya devletlerinden hangileri "devleti koruma" adına siyaset yapıyor. Bunun için  darbe planı yapıyor, STK'ları devleti ele geçirmek için çalışıyor?
Aklı sakat olanlar bu memleketi kurtarmak  isteyen Bekçi Murtaza zihniyetine sahip olanlar.

Darbe yapma girişiminde bulunan asker, polis, sivil, siyaset sahasındaki oyuncular, antrenörler ve kulüp yöneticileri yerine, Türkiye’nin bütün sahasına dalıp, istihbaratı vereninin, ihbarcısının belirsiz olduğu, savcıların eline tutuşturulan listelerle göz altıları, tutuklamalar, işe son vermelerin gelişi güzel, magazinel, “asıl failleri ve filleri” gizlemeye yönelik, hakikatin bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmasının perdelendiği kuşkusunu kuvvetlendiren işler, işlemler yapılıyor.

 Bizim Köfteci Memo bile, “ abi darbe olsaydı  Devlet başkanı, başbakan, bakanlar, belediye başkanları kim olacaktı niye bunları ortaya çıkartmıyorlar, mesela bir FETÖ’cü benim tezgahtan köfte ekmek aldı, bende müşteri diye güler yüzlü davrandım, bu MOBESA kamerasından çıkarsa, beni de FETÖ’çü diye alırlar mı” diye soruyor.

Vallahi buna garanti veremem. Dostum, yoldaşım, tanıdığım komünist, sosyalist, Sosyal demokrat,  Alevi insanlar FETÖ operasyonları bağlamında gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, Üniversite’deki işlerine son veriliyor, meslekten atılıyorsa… Memo’nun sorusuna siz yanıt verin.

Kanun Hükmünde Kararnamelere,  siyasi iktidarın acun aktörlerinin söylediklerine bakınca: Memleket sanki darbe tehlikesi atlatmamış, devrim olmuş, Olağanüstü Hal ilan edilmiş, devlet  “Milli” cilerle yeniden yapılanıyor.

Kim bu “Millicilik” borazanları diye bakınca: Vatan Partisinde toplanan generaller, Ergenekon, Balyozcu ulusalcılar ve radikal siyasal İslamcılar ve onlara eklemlenmiş, sol ve liberal geçmişi olanlar.

Hakiki darbecilerin peşine düşmek yerine Bank Asya’da hesabı olanların, dershanelere gidenlerin…   FETÖ’cü diye peşine düşmek… hiç hakiki darbecilerle mücadele edildiği inancını ortaya koymuyor. Bu mücadele ne aklen ne de vicdanen inandırıcı gelmiyor.
 Birileri Kemal Sunal-  Şener Şen filmlerindeki gibi, gözümüzün içine sokarcasına "polim"  yapıyor....

Gözümüzün içine baka baka salak, aptal, geri zekâlı yerine konmak her halde kimsenin içine sinmiyor dur.  Hele hele darbeden ve iktidardan menfaati olmayan, menfaat beklemeyen  namuslu mütedeyyin yurttaşların bu olup bitenlerle ilgili akıllarına sorular takılıyor, için için kıvranıyorlar  diye düşünüyorum.  

Kim bu darbecilerin ortaya çıkmasını sulandırıyor?

Bu soru meşru bir soru.

Aynı zamanda hukuki bir soru.

Kara bulutlar dağıldığında hukuk karşısında hesap verecek çokkk kişi ve kurum olacak.

Bu günlerde, FETÖÖÖÖÖÖ, Darbeeeeeeeee…. Çığırtkanlığı yapıp, havai fişeklerle gözleri kamaştıracak kadar aydınlık yapıp, aşırı aydınlıktan yararlanarak gerçekleri kaçırmaya çalışanları dikkatle izlemek lazım.

 

Millici yeni Cumhuriyet mi?

 

Soğuk Savaşın bitimiyle 1920 Cumhuriyetini küresel dünyaya entegre etme ve yenileme arayışı,  teorik, politik ve pratik olarak tartışılmaya başladı. Bu değişimin meşru olması ve toplumsal kabul görmesine özen gösterildi.

2002’de AKP’nin iktidar olmasıyla devlet içinde iktidara karşı sert kutuplaşma oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimi, AKP’yi kapatma vs.

İki temel kutuplaşma:  Ulusalcılık ve İslamcılık tarihsel rövanş alanına çıkmıştı sanki.

Gel zaman git zaman: Ergenekoncular, Balyozcular, ulusalcılar vs… darbe girişimine karşı AKP’nin cengâver olarak savaşması… ve sonra pardon diyerek “kumpas”  demesiyle, kartlar yeniden karıldı,  iktidar ile devletin derin mi derinleriyle  “millici cumhuriyet” kurmak için sanki anlaştılar.

Temel’in sorduğu gibi,  “ya bu ortadaki cenazenin anası babası kim dur?"

Bunu Gülenle ortak olanlar, 17/25 Aralık dosyası olanlar düşünsün.