“Yeni sayfa” açılıyor!

 

“Halk bir sistemi takip etmeye zorlanır,

fakat onu anlamaya asla mecbur edilmez” ( Konfüçyüs)

 

Bundan öncekiler gibi sonucu belli olan seçim yaşayacağız. Bu seçimin önemi,  ilk kez cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin yanında,   demokrasi ve demokratikleşmenin ite-kaka gediği seviye de "yeni bir sayfa!" Açılacak olmasıdır. 

Siyaseti somut gerçekler üstünden okursak, kısa ve orta vadede AKP’nin iktidarını sürdüreceği verisini kabul ederek, düşünmek ve konuşmak lazım. AKP iktidarının nasıl devam edeceği,  ikinci önemli soru.

 Her şeyden önce şu tespiti yapalım. “Adalet ve Kalkınma Partisi”  (Adalet’li olma algısını, Kalkınma da adil ve eşitlikçi olma güvenini yitiriyor )   yükselme eğilimi özelliğini 2010’ dan sonra kaybetmeye başladı. Kutuplaştırarak, çatışmacılığı körükleyerek, bütün muhaliflere nefret, düşmanlık, aşağılayıcı lumpen dille saldırarak,  oylar konsolide edilmeye çalışılıyor. 

Parti yönetimi ve parti içindeki  sıcaklık kaynama ve taşma noktasına doğru gidiyor, bu kaynamadan çok kısa sürede, bölünme, parçalanma beklemek ve doğacak siyasal boşluktan iktidar hesabı yapmak (yapan varsa)  hayal görmek olur, bu hayali görenler hayal kırıklığına uğrarlar.

Çünkü: Türkiye’nin Ağustos 2014 de geldiği, ekonomik, sosyal, kültürel düzey; özgürlük ve özgürleşme bilinç düzeyi; temel insan hakları, evrensel hukuk ve ahlaki değerlerin insan hayatında, yaşam tarzında yeni ufuklar, yeni ütopyalar açıyor. Toplumun her kesimi, kendi içinde bulunduğu zeminde, kendi ihtiyaçları, hayat tarzları ve gelecekten beklentileriyle bağlı olarak “yeni” likler  olmasını istiyor,  “yeni ufuk-ütopyalar” tasavvur ediyor. Bu nesnel ve öznel durum, var olan durumun ileriye doğru gitmesini, “yeni sayfa” açılması eğilimini gösteriyor.

“Yeni sayfa” nın AKP'ye oy verenler için  en güçlü adayı pratik olarak AKP görünüyor. Peki, neden?  2002-2007’de yapılan demokratikleşme adımları ve en önemlisi, Kürt sorununun çözümü ve silahların susması gibi tarihsel meselelerin çözümünde gösterilen siyasi irade dolayısıyla seçmen için seçenek olmayı sürdürüyor.  İkinci olarak, yeni orta sınıf- yeni kentlilerin- refah düzeyinin yükselmesi, orta ve uzun vadeli borçlanmalar dolayısıyla  “siyasi istikrar”ın bozulmasını istemeyen orta sınıflar, AKP’ye desteklerini sürdürüyorlar.  

Tepede rant dağıtımı, sermayenin el değiştirmesi ve ideolojik (siyasal İslamcı-milliyetçi son zamanlardaki ulusalcı) söylemin seçmen desteği etkisi üçte bir oranını bile bulmaz. Bu kesimler, devletin ideolojik aygıtlarına hakimler, siyasi-ideolojik hegemonya oluşturuyorlar, algı oluşturup, yönetiyorlar. İktidarı ve AKP’yi dolaylı olarak yönlendirip, yönetiyorlar.

Devlet kontrolünde yeni Türkiye ve değişim!

.

AKP, değişimci, reformcu parti mi? Geriye dönüp bakıldığında, Derviş reformları, AB ilerleme programını yerine getirdiği reformcu uygulamalarla, Türkiye’nin içinden geçtiği devletin yeniden yapılanma süreciyle üst üste düştü.

Ordu, bu süreci darbe yaparak durdurmayı planlarken, devletin değişimden yana olanları,  devlet içinde çatışmayla  sonuçlanacak kutuplaşmaya gitmeden değişimi gerçekleştirmeyi AB süreci ve demokratikleşmeden yana toplumsal destekle ve kontrollü biçimde sonuçlandırmayı hesaplıyorlardı.

 AKP imdada yetişti.  Toplumsal desteğe sahip,  eski rejim ve eski devletle kavgalı,  Cumhuriyet tarihi boyunca mağdur olmuşların  AKP iktidarı yoluyla’ değişimi’ gerçekleştirmesi mümkün göründü, belirli bir aşamaya gelindikten sonra, devlet içinde Ergenekon, Balyoz davaları üstünden devam eden kavgada uzlaşma sağlandı, vesayetin yeni biçimini, soğuk savaşçı-ulusalcılar kabul etmiş! Oldular.

 

Devlet içindeki bu ayrışma sürecinde AKP, değişimden yana olan devlet aktörleriyle birlikte oldu. AKP’yi reformcu,  Erdoğan’ı demokrat olarak aksettiren algı, devlet içindeki çelişki, değişim ve statüko kavgasında kontrollü değişimden yana olanların yanında durmasıdır.

“Yeni Türkiye”  1930-50-60-70-90’lar… la kıyaslanarak yapılıyor.  2014 dünyası ve Türkiye’nin geldiği duruma göre “yeni Türkiye” nin  “yeni sayfası”, var olan durumu, otoriter rejim altında statükolaştırmak. 

22 Temmuz polis operasyonu, “Ergenekon, Balyoz” davası sanıklarıyla, “yeni devlet ve yeni Türkiye’yi”  kaynaştırdı! Devam eden, Balyoz, Ergenekon... davalarının seyrini değiştirdi ve darbe girişimlerinin aklanmasına dönüştürüldü. İlker Başbuğ Star gazetesi söyleşisinde “Paralel devlet” davasını  " Milli Ordu" davasına, Çetin Doğan ve diğer darbe sanıkları da bu davaya müdahil olarak katılıp "İhanet davasına" dönüştüreceklerini ilan ettiler.

 “Yeni sayfa” ve “yeni Türkiye” nin adı: Ulusalcı, muhafazakar, Ergenekoncu  siyasal İslamcılarla,  "muhafazakâr yeni bir Kemalizm"  ideolojisi altında otoriter rejim kurulmasıdır. Askeri bürokrasi ve ordu, askeri sanayi kompleksi yoluyla, ekonomi ve siyasal rolünü yeniden yapılandırıyor. Erdoğan’ın başkanlık rejimi altında yeni “statüko”,  “yeni vesayet” rejimi kurmak amaçlanıyor.

Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olması, “radikal demokrasi “ve “yeni bir yaşam”  talebi, AKP’ye karşı seçenek, değişim ve demokratikleşmeyi, gelinen bu noktadan ileriye taşımaya aday yeni umudu ortaya çıkartmıştır.

Demirtaş, kişi olarak, geldiği siyasal-ideolojik gelenek içinde sürekli değişimi temsil eden, bugün ve geleceğe dair umut ifade eden, yeni tip siyasetçi. Toplumun ileriye doğru yeni talep ve istemlerini ifade eden siyasi seçenek olmaya aday.  Keşke Demirtaş gibi, ilkeli, erdemli, seviyeli polemik yapan siyasetçiler  daha çoğalsa.  Bu anlamda alacağı oy rejimin otoriterleşmesine karşı denge ve denetleme için önemlidir.