Yol ayrımı; YA DEĞİŞİM, YA STATÜKO

Hüseyin Çakır - 16/12/2009 11:43:25 (616 okunma)


Yol ayrımı; YA DEĞİŞİM, YA STATÜKO

Şimdiye kadar çok sayıda Kürt partisi kapatıldı.
 DTP’nin kapatılması daha önce kapatılan partilerden çok daha farklı bir anlam taşıyor. Haşim Kılıç’ın, “yeter artık değiştirin şu anayasayı, yasaları” ifadesi Türkiye’nin tam da nasıl bir sınırda durduğunu bir başka biçimde ortaya koyuyor. 

DTP’nin kapatılmasının, hukuki gerekçeleri aynı zamanda siyasal gerekçeler. Var olan hukuki gerekçeler, 12 Eylül rejiminin ve zihniyetinin siyasi gerekçeleri. Demokratikleşmenin ve devletin yeniden yapılanmasının karşı karşıya durduğu kırmızı hat da burası. Demokratikleşme için atılan her adımda sürekli karşı karşıya gelinen duvar, 12 Eylül rejimi hukuku ve zihniyeti. Demokratikleşme ve değişim ile 12 Eylül'ün şöyle veya böyle devamından yana statüko
 "Kürt meselesinin çözümü" ekseninde çok keskin biçimde karşı karşıya gelmiş bulunuyor.

Bu iki zihniyet, demokratik değişim ve devletin yeniden yapılanmasında karşı karşıya duruyorlar. Siyasal alandaki bu ayrışma, toplumda devletin kurumları ve asker- sivil bürokrasi içinde de derinleşiyor. Bu ayrışma ve kutuplaşma,
 ne sağ, sol, liberal, muhafazakar gibi ne de, işçi, patron, sendika, meslek örgütü, emekten yana, emek karşıtı gibi sınıfsal ayrışma. Başka bir anlatımla, Mehmet Altan’ın ifadesiyle “savaş lobisi ile barıştan yana olan”ların ayrışmasına dönüştü. Demokratik değişim süreci ilerledikçe, statükonun devamından yana olanların hırçınlığı ve kışkırtıcılığı da artıyor. CHP ve MHP TBMM’de siyasi üslubu saldığındık noktasına götüren biçimde “muhalefet” yapıyorlar. Demokratikleşme yönündeki her adıma, “bölücülük, “hainlik” saldırısıyla karşı çıkıyorlar.

DTP Meclis'ten ten çekildiğinde ,demokratikleşmenin savunuculuğu ve gerçekleştirilmesi tek başına AKP’ye kalmış durumda.
 Tarihin cilvesine bakın ki, kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan AKP demokratik değişimi gerçekleştiren [b]"ilerici" tek parti rolü oynuyor[/b]. TBMM’de zaman zaman DPT’nin desteğini alan AKP, DTP’nin kapatılmasıyla birlikte büyük olasılıkla bu ilişkide sona erdi.

Anayasa ve yasal değişiklikler olmadan sürekli kazalar kaçınılmaz

DTP’nin kapatılmasıyla demokratikleşme sürecinin veya “demokratik açılım”ın ilerlemesinin en temel sorununun, anayasa, siyasi partiler yasası ve seçim sistemi gibi değişiklikler olduğu bir kere daha ortaya çıktı.
 Anayasa ve yasakçı yasalar yerli yerinde durduğu sürece, özgür tartışma ortamı sürekli tehdit altında bulunuyor. DTP’nin kapatılması, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliğinin düşürülmesi hukuki gerekçelerinin daha ağırını CHP ve MHP genel başkanları, sözcüleri söylüyorlar. TBMM zabıtları, altı aylık günlük gazeteler karıştırıldığında, toplumu geren, şiddeti kışkırtan onlarca demeç ve açıklamalar görülür. Anayasa mahkemesi kararı bir yanıyla yasa karardır, öte yanıyla (gerekçeli kararda daha açık görülecektir) siyasi bir karar verilmiştir. 

Demokratikleşmeyi veya demokratik açılımı olmazsa olmaz yapan bugün içinde yaşadığımız, anayasal hukuk sistemi ile, siyasal, toplumsal sosyolojik gerçeklerin uzlaşmaz biçimde karşı karşıya gelmesidir. Değişim ve yenilenme ile statükonun her alanda ayrışması da bu temelde yaşanıyor. Demokratik değişimin ertelenmesi, engellenmesi gerilimi gerginliğe ve kutuplaşmaları, çatışmaya doğru taşıyor. Kuşkusuz demokratikleşme bir süreç. Bu sürecin özgür tartışma ortamında sağlıklı devam etmesinin olmaz olmaz ilk koşulu, düşünce özgürlüğünün anayasal ve yasal güvence altına alınmasıdır.

Değişim süreci, toplumun siyasetin devletin zihniyetini de değiştiriyor

Türkiye’nin demokratikleşmesini AKP’nin
 “demokratik açılım” ıyla sınırlı görmek büyük bir yanlışlık ve hata olur. Demokratikleşme süreci, aynı zamanda devletin yeniden yapılanması ve değişimi süreci. Bu değişim sürecinde kimsenin değişmişin bütün yönlerini dört dörtlük bilmediği görülüyor. Ne olmaması gerektiğinde mutabakat var ama, nasıl olması gerektiğinde çok sayıda düşünce tezler var. Değişim karşıtlarının işi daha kolay. Kürt meselesinin çözümüne, “bölücülük, hainlik, terörle işbirliği” türban meselesinin çözümüne, “irtica”, anayasa değişimine karşı “rejim elden gidiyor” diyorlar diye bağırmak yetiyor. 

Değişimden yana olan, siyasi, sosyal, sınıfsal kesimler ne istemedikleri konusunda ortak noktalarda buluşamıyorlar.
 AKP’ye olan güvensizlik nedeniyle veya AKP'li görünme damgası yeriz korkusundan dolayı, solcuların bir kesimi, bazı liberaller, sendikalar, meslek kuruluşları, odalar aktif destek vermiyorlar. Öte yandan AKP’nin örgütlü tabanı, hatta TBMM’ üyelerinin büyük bir çoğunluğu da “demokratik açılım”, “Kürt açılımını” anlamıyor. Bundan dolayıdır ki, “milli birlik projesi” lafı ortaya atıldı. Bütün bu kavram kargaşasına, statükocuların, şoven, milliyetçi kışkırtmalarına karşın demokratik değişim süreci fiilen yola çıkmış bulunuyor. Bu süreç 12 Eylül’den bir türlü çıkılamayan süreç. ANAP’la başladı. SHP bir fırsat yakalamıştı. Yerel yönetimlerdeki başarısızlık –yolsuzluk vs- kendini bitirdi. Sonra inişler çıkışlar, arada kesitler, oldu; Susurluk, 28 Şubaten son darbe planları ve Ergenekon girdi sürece. Bütün bu süreçleri değişim adım adım ilerlemesi olarak görmek gerekiyor. Bu anlamda değişim ve demokratikleşme süreci AKP ile başlayıp, AKP ile bitecek bir süreç değildir. Üstelik AKP’ bundan 15 yıl öncesine göre dış ve iç konjonktür olarak çok daha rahat ve atabileceği çok ileri adımlar olmasına karşın çoğu kere lafın ötesine geçemiyor. 

Değişim süreciyle birlikte toplumun, siyasetin ve
 devletin aklı da değişiyor. “Savaş dursun sözü”, şimdiye kadar süren savaşın saçma sapanlığını düşünmenin yolunu açtı. “Öteki oğlumu da gönderir” sözünün yerini, “bir an önce durdurun bu savaşı” , “açılıma devam edin” aldı. Zihniyet değişimi, hayatın gerçekleri doğru anlaşıldığında, önce soğrulama başlıyor, sonra yeni seçenekler düşünülüyor.. Yeri geldiğinde bir söz, gazetedeki bir manşet, toplumun psikolojini, siyasetçinin bakışını, yorumcunun gözlem verisini etkiliyor. 

DTP Kürt gerçekliğinin aynası oldu

DTP’nin TBMM’deki varlığı toplum zihninde büyük değişikliğin yolunu açmıştı.
 Ezberlerin bozulması, resmi ideolojinin tabu ve kalıpları parçalandı. DTP’nin elini sıkmayan, DTP ile yan olmak istemeyen ( buna Erdoğan da dahil) askeri, bürokratik zevat, Cumhuriyet bayramında el sıkıştı, yan yana durdu. Hiç kuşkusuz bu noktaya gelinmesi DTP’nin barışçı, demokratik mücadele kararlılığının sonucudur. Ancak DTP’lilerin bu değişimi yeterince görmedikleri, çoğu kere soğukkanlılıklarını yitirdiklerine şahit olundu. Bu durumları da normal karşılamak gerekiyor. DEP travması bir yanda, öte yandan PKK’nin tabanıyla DTP’nin tabanının içe olması, Meclis'teki demokratik mücadele zeminini engelleyen PKK eylemlerinin DTP'nin üstünde kalmasına yola açtı. Bu nedenle sürekli “terörün parçası” suçlamasıyla karşı karşıya kaldılar. Bu saldırılar altında olanların hata yapmamasını beklemek insafsızlık olur. Emine Ayna'nın kimliğinde somutlaşan Meclis'teki mücadeleyi, demokratikleşmeyi ciddiye almayan, "çatışmacı" siyaseti temel siyasi mücadele kabul eden Kürt siyasi çevreleri ve DTP'nin de içinde önemli bir kesim olduğu biliniyor. İdeolojisi, politik görüşü olmayan,çatışma-eylem üstünden hareket eden önemli bir gençlik çevresi de var. Çatışmacı-eylemci bu çevre ve zihniyet, başta Kürtlere büyük zarar veriyor. Demokratikleşmeyi engellemeye çalışanlara gerekçe hazırlıyor. DTP'liler haklı olarak kapatmaya karşı büyük öfke duyuyorlar. Ancak Ahmet Türk'ün soğuk kanlı akil adamlığı çizgisi , çatışma-eylem ve öfkenin önüne geçemiyor. Şimdilerde daha çok Kürt akil adamının, siyasetçisinin düşünürünün sesinin yükselmesi gerekiyor. 

DTP’nin TBMM’de olması demokratikleşme sürecinin devamı ve kararlılığı için çok önemli. Ancak, sıcak yaşanan ortamlarda olup bitenlerin önemi anlaşılamıyor. Şimdi Kürt sorunun çözümü için Kürt siyasetçiler; demokratik değişimde kendi rollerini değiştirirken, hem de Kürk sorunun çözümü için gelinen noktanın daha ileriye yönelmesi için,
 sağduyulu, sorumlu ve sağlıklı düşünmeleri her şeyin önünde yer alıyor.

1-   Küyerel TV’de değişik konu başlıklarının toplanacağı alt dosyaların olması.

2- Orta blokta “Ana sayfa”  da ki fotoğraf görüntüsüne konu başlığı metin eklenebilir mi?

3- Üyelik olmayacağı için. Üye girişini görünmez yapmak mümkün olmaz sanırım. O halde “üye girişi” yerine “yazar girişi” olarak değiştirmeye ne dersin?

4- Genel olarak “gerişe veya başa dönüş”   butonu yok.

5- Ana sayfada,  “Yazılar ve Yazarlarımız” iki başlık var.  Yazıların başlığını  “Tüm Yazılar” yapabiliriz.

6-  Yazıların paylaşılmasında  “Paylaş” yok. “Beğen” var.  “Paylaş ekleyebiliriz mi?

7-  Yazarlar sayfasında Aktif ve pasif yazarları aynı sayfada bir çizgili ikiye ayrılabilir mi?

8- Yazarlara sayaç konulabilir mi? Ana sayfada, düzenli yazar sayısı  8 veya  10 isim

9- Basından Yazarların orta blokta görünenleri 8 veya 10 isim. Basından seçmelere eklediğim yazılar Ana blokta görünmüyor nedeni nedir?

10- Konuk Yazar bölümü eklenebilir mi?

11- Dosyalar, Kitaplık, söyleşiler de PDF dosya eklenebilir mi? Ayrıca Dosya kayıtları için  de yazar adı gerekiyor. Dosya adıyla yönetici  kayıt yapabilir.

12- Gündem bölümünde,  “Devamı” ve “ Tümü” iki ayrı giriş olabilir mi?

13 Yazarların kendileri yazı eklemek için Yönetici olmak durumunda.   Denetim Masası nda yazı ekleme dışındakileri görmemesi mümkün mü? Veya  “Yazı ekle” gibi ayrı bir giriş  olabilir mi?

14- Ajanda’ya ekleme nasıl yapılıyor belki bunu telefonla konuşabiliriz.

15- Orta blokta son yazılara “Yeni Yazılar” başlığı ekleyebilirmiyiz?

16- Site içi arama