Adalet yürüyüşü ve mitingi

 

ADALET YÜRÜYÜŞÜ VE MİTİNGİ

Kapsamlı ve derinlikli bir konu olması itibariyle meramımı maddeler halinde ifade edeceğim. Böylece hem konunun kapsadığı birçok hususa değinme hem de yürüyüş ve miting eyleminin toplu bir özetini çıkarma imkanım olacak.

1)    Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyerek yazımın açısını da ifade edeyim: Adalet Yürüyüşü ve mitinginin en önemli ve özlü sözü, Kılıçdaroğlu’nun “Bu bir son değil, başlangıçtır.” sözüdür. Bu bir başlangıçsa ki, doğru ve olması gerekendir, o halde başlangıcın ilmeği nedir?  

2)    Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan başlayıp İstanbul Maltepe’ye kadar yaklaşık 450 km. yürümesi her şeyden önce bir saygıyı ifade ediyor. Bu yürüyüş, dünya siyasal tarihine geçecek ölçüde değerli. Türkiye özgülünde bir Gandhi örneği yaşandı.

3)    Adalet Yürüyüşünü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başlatmasına ve büyük ölçüde CHP’ilerin kitlesel ve lojistik desteklerine rağmen bu yürüyüş bir parti yürüyüşüne indirgenmeyecek kadar kapsamlı oldu. Kaldı ki CHP’de bu hataya düşmedi. Gerek CHP ve gerekse Başkanı Kılıçdaroğlu, yürüyüş boyunca ve mitingde doğru ve yerinde (indirgemeci olmayan, partiyi öne çıkarmayan, adalet talebi olan herkesi kapsayan) açıklamalarda bulundular.

4)    Yürüyüş boyunca toplumun farklı kesimlerinden ciddi boyutlarda katılımı ve desteği oldu. Sıcakta yılmadan yürüdüler. Mitinge geldiler. Bu gerçeklik adalete olan talebin ne denli yakıcı ve içten olduğunun, bıçağın kemiğe dayandığının bir ifadesi olarak okunabilir.

5)    Adalet Yürüyüşü ve mitinginde kayda değer hiçbir olayın olmaması, güvenlik güçlerinin hanesine yazılacak bir olumluluktur. Zaten güvenlik güçleri bunun için varlar. Ne yazık ve ne acıdır ki Türkiye’ye baktığımızda, o kadar çok katliam yaşadık ki, olayların olmamasını büyük bir başarıymış gibi görüyor ve seviniyoruz. Demek ki devlet, devlet gibi davranırsa olaylar önlenirmiş!

 

Konaklama yerine hayvan gübresi dökmek gibi bazı provokatif hareketler tutmadı. Demek ki neymiş; devlet güçleri desteklemezse durumdan vazife çıkaran kişilerin eylemleri, döktükleri dışkı gibi ortada kalırmış!

6)    Adalet Yürüyüşü için iktidar çevrelerinin söylemlerinin çiğliği, sığlığı, saygısızlığı, üstenci ve nobran dili tutmadı! Adalet Yürüyüşüne katılanlar için “Taammüden vatana ihanet suçuna ortak.”, “Yargı yarın sizi de davet ederse şaşırmayın.”, “Biz lütfettik sen de yürüyorsun.” vb. açıklamalar iktidarın kendine vehmettiği güç sarhoşluğunun içinde dahi paniklediğini gösteriyor. Yürüyüşün toplumdan gördüğü desteği, içeriği ve niceliği, iktidar çevrelerini çileden çıkardı, bizatihi kendi açıklamaları kendilerini karikatürleştirdi.

7)    İktidar çevreleri yürüyüş ve mitingi görmezden geldiler. Havuz medyasının mitinge katılım sayıları hakkında verdikleri rakamları ve sundukları fotoğrafları bile bu ülkede ahlaka varıncaya kadar hemen her şeyin şirazeden çıktığını, tam bir pespayelik yaşandığını gösteriyor.  

 

Örneğin Adalet mitingi için Maltepe Meydanı’nın alan hesaplarını yaparak mitinge en fazla 150 bin kişinin katıldığını, çünkü meydanın ancak bu kadar kişi alabileceğini söylüyorlar. Havuz medyasından Sabah gazetesi ise, 2014 yılında Erdoğan’ın aynı yerde yaptığı Maltepe mitingi için 2,5 milyon kişinin katıldığını manşet yapıyor. 150 bin nere, 2,5 milyon nere? Ahlak bunun neresinde?

 

İktidar ve onun sesi medya işine geleni alabildiğine abartırken, işine gelmeyeni alabildiğine küçülterek onun yok sayma yoluna gidiyor.

 

CHP’li kimi milletvekilleri adına AKP mitinginin fotoğraflarını paylaşarak bunu Maltepe mitingi gibi sunmalarının üzerine atlayan kimi AKP milletvekilleri, bunun üzerinden paylaşımlarda bulunarak bir itibarsızlaştırma çabasına girdiler. Bunların gerçek olmadığı, fotoshop yoluyla yapıldığı ortaya çıktı.

 

Yalnızca bunlara baktığımızda dahi, bu ülkede adaletin A’sının kalmadığını görüyoruz. Bir yığın adaletsizliğin, bu kadar yalanın dolanın olduğu ülkemizde Adalet Yürüyüşünün ne kadar gerekli hale geldiği görülmekte.  

 

Mitingler için bu kadar yalanı söyleyenler, toplumsal hayatta kim bilir ne kadar korkunç yalanlar söylüyor, çarpıtmalar yapıyorlar! 

 

8)    Mitinge kaç kişinin katıldığına dair farklı rakamlar ileri sürülebilir. Ancak insaflı ve izanlı olmak gerekiyor. Abartmaya da küçültmeye de düşmeksizin olabildiğince objektif olmaya çalışılmalı.

Miting meyanı hınca hınç doluydu. Çok sayıda insan da miting meydanı dışında kaldı.

Murat Yetkin’in Hürriyet’teki yazısında mitinge 2 milyon kişinin katıldığı yazılı. Ancak burada önemli bir bilgi veriyor: “Polis kaynaklarına göre 1 milyon 750 bin üzeri” diyor.

Polis kaynakları bilgisi doğruysa ki, bana göre de isabetli bir sayı bilgisidir, mitinge genel olarak 2 milyon kişinin gittiği söylenebilir.

Partileşen devletin valisi ise, mitinge katılım sayısını 175 bin kişi olarak açıklıyor ve kendine yakışanı yapıyor!

9)    Adalet Yürüyüşü ve mitingi, toplumda yayılan umutsuzluk ve atalet havasını dağıttı. Eylem, eylemden umutlananları eyleme kattı. Kitleler sarsıldı, umutlandı, kendine geldi. Bata Meclis olmak üzere siyaset alanlarını tıkayan, güçler ayrılığı ilkesini çoktan çiğneyen, medyayı hükmü altına alan iktidara karşı sokak, siyaset yapmanın bir alanıdır. Sokağı ve meydanları sahiplenerek nutuklar atan AKP iktidarı, Adalet Yürüyüşü ve mitingini görünce nutku tutuldu! Öyle ki ‘sokaklar siyaset yeri değildir’ gibi şaşkın ve boş açıklamalar yaptılar.

10)                      Erdoğan ve AKP, Adalet Yürüyüşü ve mitinginin toplumda yarattığı moral dinamizmi baskılamak, dağıtmak ve etkisizleştirmek için 15 Temmuz anmalarını kullanacak. 15 Temmuz programı, Adalet talep edenlere karşı bir kitlesel gösteri ve saldırı siyasetine dönüştürülecek. İktidar, toplumda öteden beri yarattığı bölünmeyi ve düşmanlaştırmayı daha bir artıracak. Çünkü bu siyasetten besleniyor.

11)                      Sonuç olarak siyaset, yargı, hukuk, medya, ahlak bu kadar çamura bulanmamıştı. Adalet Yürüyüşü ve mitingi bu çamura, bu kire karşı bir duruştur.

Daha başka maddeler de eklenebilir.

İlk madde önemli ve üzerinde durmaya değer.

Kılıçdaroğlu’nun “Bu bir son değil, başlangıçtır” sözü, önümüzde devam edilmesi gereken bir yolun olduğunu ifade ediyor. O halde bu başlangıcın ilmeği nedir, nasıl atılmalıdır sorusu bütün ağırlığıyla ortada duruyor.

Elimizde çok değerli bir ipucu var: Referandumdaki “Hayır” bloğu! İlmek, bu blok esas alınarak atılmalı. Herkesin hayır siyaseti kendine ama herkesin hayır başlığı altında bulunması, hepimize! 2019 başkanlık seçimleri esas olup o günün siyaseti bugünden örülmeli. Örgünün ilmeğinin sağlamlığı, muhalefeti kapsayıcılığına bağlıdır.

Tamam, CHP’nin o kadar çok yanlışı var ki… Ancak hayır bloğunun en büyük kitlesel kesimi CHP’den oluşmakta. Erdoğan ve AKP iktidarının en büyük korkusu, bu kitlesel gücün diğer muhalif güçlerle ittifak kurmasıdır. Bunun başarılması, Erdoğan’ın bitişidir! O halde Kürtçüydü, Kemalist’ti, sağcıydı, muhafazakardı, solcuydu, milliyetçiydi, falancaydı, filancaydı gibi kimlikleri aşmadan bu ilmek atılamaz! Herkes neyse yine o olsun ama, Erdoğan başkan seçtirilmesin!

Kimileri bunu bir liberal faydacı görüş veya oportünizm olarak görebilir. Bu tavrı, siyasi bir ilkesizlik ve Erdoğan gitsin de ne olursa olsun diyen bir düşüncesizlik sayanlar olabilir. Onlara tek bir soru soracağım: İçinde bulunduğumuz durum kimin eseri? Bu sistemin somutlandığı kişi kim? Ve %50’de kilitlenmiş bir toplumsal yarılmışlığın aşılmasının başka bir yolu var mı?

Bunu CHP tek başına aşabilir mi? HDP aşabilir mi? (Kürtlersiz de aşılamaz!). Erdoğan’a ve MHP merkezine muhalif milliyetçiler aşabilir mi? Saadet Partisi ve diğer irili ufaklı örgütler aşabilir mi? Ulusalcılar, Kemalistler aşabilir mi? Görüşlerine saygı duymama rağmen boyundan büyük laflar eden, yirminci yüzyıl paradigmalarına saplanıp kalmış kimi solcular aşabilir mi?

Hayır!

Erdoğan da buna güveniyor zaten!

Erdoğan’ın başta CHP olmak üzere muhalif kesimleri FETÖ’cülükle, PKK’lılıkla suçlaması bundandır.

O halde…

İlmek üzerine çok düşünmek, çok çalışmak gerekiyor.

Adalet Yürüyüşüne ve mitingine katılanları umudun insanları olarak selamlıyorum.    

NOT 1) Adalet Yürüyüşü ve mitingde açıklanan maddeler üzerine olsun, CHP ve Türkiye’deki siyasi yapı üzerine olsun sol bakış açısından çok sayıda eleştirel yazılar yazabilirim. Ancak bunun güncelde bir karşılığı olmaz ve en önemlisi de ne yapmalı sorusuna somut bir katkı geliştirmez.

NOT 2) Madem adalet üzerine yazıyorum; yazıyı bitirirken adaletli olmak adına CHP Beylikdüzü İlçe Örgütünün hakkını vermek lazım. CHP ilçesi tarafından Beylikdüzü’nün CHP’li Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Belediye Meclis üyelerinin katılımının olduğu organizasyon başarılıydı.

 

     

 

 

 

Kapsamlı ve derinlikli bir konu olması itibariyle meramımı maddeler halinde ifade edeceğim. Böylece hem konunun kapsadığı birçok hususa değinme hem de yürüyüş ve miting eyleminin toplu bir özetini çıkarma imkanım olacak.

1)      Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyerek yazımın açısını da ifade edeyim: Adalet Yürüyüşü ve mitinginin en önemli ve özlü sözü, Kılıçdaroğlu’nun “Bu bir son değil, başlangıçtır.” sözüdür. Bu bir başlangıçsa ki, doğru ve olması gerekendir, o halde başlangıcın ilmeği nedir?  

2)      Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan başlayıp İstanbul Maltepe’ye kadar yaklaşık 450 km. yürümesi her şeyden önce bir saygıyı ifade ediyor. Bu yürüyüş, dünya siyasal tarihine geçecek ölçüde değerli. Türkiye özgülünde bir Gandhi örneği yaşandı.

3)      Adalet Yürüyüşünü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başlatmasına ve büyük ölçüde CHP’ilerin kitlesel ve lojistik desteklerine rağmen bu yürüyüş bir parti yürüyüşüne indirgenmeyecek kadar kapsamlı oldu. Kaldı ki CHP’de bu hataya düşmedi. Gerek CHP ve gerekse Başkanı Kılıçdaroğlu, yürüyüş boyunca ve mitingde doğru ve yerinde (indirgemeci olmayan, partiyi öne çıkarmayan, adalet talebi olan herkesi kapsayan) açıklamalarda bulundular.

4)      Yürüyüş boyunca toplumun farklı kesimlerinden ciddi boyutlarda katılımı ve desteği oldu. Sıcakta yılmadan yürüdüler. Mitinge geldiler. Bu gerçeklik adalete olan talebin ne denli yakıcı ve içten olduğunun, bıçağın kemiğe dayandığının bir ifadesi olarak okunabilir.

5)      Adalet Yürüyüşü ve mitinginde kayda değer hiçbir olayın olmaması, güvenlik güçlerinin hanesine yazılacak bir olumluluktur. Zaten güvenlik güçleri bunun için varlar. Ne yazık ve ne acıdır ki Türkiye’ye baktığımızda, o kadar çok katliam yaşadık ki, olayların olmamasını büyük bir başarıymış gibi görüyor ve seviniyoruz. Demek ki devlet, devlet gibi davranırsa olaylar önlenirmiş!

 

Konaklama yerine hayvan gübresi dökmek gibi bazı provokatif hareketler tutmadı. Demek ki neymiş; devlet güçleri desteklemezse durumdan vazife çıkaran kişilerin eylemleri, döktükleri dışkı gibi ortada kalırmış!

6)      Adalet Yürüyüşü için iktidar çevrelerinin söylemlerinin çiğliği, sığlığı, saygısızlığı, üstenci ve nobran dili tutmadı! Adalet Yürüyüşüne katılanlar için “Taammüden vatana ihanet suçuna ortak.”, “Yargı yarın sizi de davet ederse şaşırmayın.”, “Biz lütfettik sen de yürüyorsun.” vb. açıklamalar iktidarın kendine vehmettiği güç sarhoşluğunun içinde dahi paniklediğini gösteriyor. Yürüyüşün toplumdan gördüğü desteği, içeriği ve niceliği, iktidar çevrelerini çileden çıkardı, bizatihi kendi açıklamaları kendilerini karikatürleştirdi.

7)      İktidar çevreleri yürüyüş ve mitingi görmezden geldiler. Havuz medyasının mitinge katılım sayıları hakkında verdikleri rakamları ve sundukları fotoğrafları bile bu ülkede ahlaka varıncaya kadar hemen her şeyin şirazeden çıktığını, tam bir pespayelik yaşandığını gösteriyor.  

 

Örneğin Adalet mitingi için Maltepe Meydanı’nın alan hesaplarını yaparak mitinge en fazla 150 bin kişinin katıldığını, çünkü meydanın ancak bu kadar kişi alabileceğini söylüyorlar. Havuz medyasından Sabah gazetesi ise, 2014 yılında Erdoğan’ın aynı yerde yaptığı Maltepe mitingi için 2,5 milyon kişinin katıldığını manşet yapıyor. 150 bin nere, 2,5 milyon nere? Ahlak bunun neresinde?

 

İktidar ve onun sesi medya işine geleni alabildiğine abartırken, işine gelmeyeni alabildiğine küçülterek onun yok sayma yoluna gidiyor.

 

CHP’li kimi milletvekilleri adına AKP mitinginin fotoğraflarını paylaşarak bunu Maltepe mitingi gibi sunmalarının üzerine atlayan kimi AKP milletvekilleri, bunun üzerinden paylaşımlarda bulunarak bir itibarsızlaştırma çabasına girdiler. Bunların gerçek olmadığı, fotoshop yoluyla yapıldığı ortaya çıktı.

 

Yalnızca bunlara baktığımızda dahi, bu ülkede adaletin A’sının kalmadığını görüyoruz. Bir yığın adaletsizliğin, bu kadar yalanın dolanın olduğu ülkemizde Adalet Yürüyüşünün ne kadar gerekli hale geldiği görülmekte.  

 

Mitingler için bu kadar yalanı söyleyenler, toplumsal hayatta kim bilir ne kadar korkunç yalanlar söylüyor, çarpıtmalar yapıyorlar! 

 

8)      Mitinge kaç kişinin katıldığına dair farklı rakamlar ileri sürülebilir. Ancak insaflı ve izanlı olmak gerekiyor. Abartmaya da küçültmeye de düşmeksizin olabildiğince objektif olmaya çalışılmalı.

Miting meyanı hınca hınç doluydu. Çok sayıda insan da miting meydanı dışında kaldı.

Murat Yetkin’in Hürriyet’teki yazısında mitinge 2 milyon kişinin katıldığı yazılı. Ancak burada önemli bir bilgi veriyor: “Polis kaynaklarına göre 1 milyon 750 bin üzeri” diyor.

Polis kaynakları bilgisi doğruysa ki, bana göre de isabetli bir sayı bilgisidir, mitinge genel olarak 2 milyon kişinin gittiği söylenebilir.

Partileşen devletin valisi ise, mitinge katılım sayısını 175 bin kişi olarak açıklıyor ve kendine yakışanı yapıyor!

9)      Adalet Yürüyüşü ve mitingi, toplumda yayılan umutsuzluk ve atalet havasını dağıttı. Eylem, eylemden umutlananları eyleme kattı. Kitleler sarsıldı, umutlandı, kendine geldi. Bata Meclis olmak üzere siyaset alanlarını tıkayan, güçler ayrılığı ilkesini çoktan çiğneyen, medyayı hükmü altına alan iktidara karşı sokak, siyaset yapmanın bir alanıdır. Sokağı ve meydanları sahiplenerek nutuklar atan AKP iktidarı, Adalet Yürüyüşü ve mitingini görünce nutku tutuldu! Öyle ki ‘sokaklar siyaset yeri değildir’ gibi şaşkın ve boş açıklamalar yaptılar.

10)  Erdoğan ve AKP, Adalet Yürüyüşü ve mitinginin toplumda yarattığı moral dinamizmi baskılamak, dağıtmak ve etkisizleştirmek için 15 Temmuz anmalarını kullanacak. 15 Temmuz programı, Adalet talep edenlere karşı bir kitlesel gösteri ve saldırı siyasetine dönüştürülecek. İktidar, toplumda öteden beri yarattığı bölünmeyi ve düşmanlaştırmayı daha bir artıracak. Çünkü bu siyasetten besleniyor.

11)  Sonuç olarak siyaset, yargı, hukuk, medya, ahlak bu kadar çamura bulanmamıştı. Adalet Yürüyüşü ve mitingi bu çamura, bu kire karşı bir duruştur.

Daha başka maddeler de eklenebilir.

İlk madde önemli ve üzerinde durmaya değer.

Kılıçdaroğlu’nun “Bu bir son değil, başlangıçtır” sözü, önümüzde devam edilmesi gereken bir yolun olduğunu ifade ediyor. O halde bu başlangıcın ilmeği nedir, nasıl atılmalıdır sorusu bütün ağırlığıyla ortada duruyor.

Elimizde çok değerli bir ipucu var: Referandumdaki “Hayır” bloğu! İlmek, bu blok esas alınarak atılmalı. Herkesin hayır siyaseti kendine ama herkesin hayır başlığı altında bulunması, hepimize! 2019 başkanlık seçimleri esas olup o günün siyaseti bugünden örülmeli. Örgünün ilmeğinin sağlamlığı, muhalefeti kapsayıcılığına bağlıdır.

Tamam, CHP’nin o kadar çok yanlışı var ki… Ancak hayır bloğunun en büyük kitlesel kesimi CHP’den oluşmakta. Erdoğan ve AKP iktidarının en büyük korkusu, bu kitlesel gücün diğer muhalif güçlerle ittifak kurmasıdır. Bunun başarılması, Erdoğan’ın bitişidir! O halde Kürtçüydü, Kemalist’ti, sağcıydı, muhafazakardı, solcuydu, milliyetçiydi, falancaydı, filancaydı gibi kimlikleri aşmadan bu ilmek atılamaz! Herkes neyse yine o olsun ama, Erdoğan başkan seçtirilmesin!

Kimileri bunu bir liberal faydacı görüş veya oportünizm olarak görebilir. Bu tavrı, siyasi bir ilkesizlik ve Erdoğan gitsin de ne olursa olsun diyen bir düşüncesizlik sayanlar olabilir. Onlara tek bir soru soracağım: İçinde bulunduğumuz durum kimin eseri? Bu sistemin somutlandığı kişi kim? Ve %50’de kilitlenmiş bir toplumsal yarılmışlığın aşılmasının başka bir yolu var mı?

Bunu CHP tek başına aşabilir mi? HDP aşabilir mi? (Kürtlersiz de aşılamaz!). Erdoğan’a ve MHP merkezine muhalif milliyetçiler aşabilir mi? Saadet Partisi ve diğer irili ufaklı örgütler aşabilir mi? Ulusalcılar, Kemalistler aşabilir mi? Görüşlerine saygı duymama rağmen boyundan büyük laflar eden, yirminci yüzyıl paradigmalarına saplanıp kalmış kimi solcular aşabilir mi?

Hayır!

Erdoğan da buna güveniyor zaten!

Erdoğan’ın başta CHP olmak üzere muhalif kesimleri FETÖ’cülükle, PKK’lılıkla suçlaması bundandır.

O halde…

İlmek üzerine çok düşünmek, çok çalışmak gerekiyor.

Adalet Yürüyüşüne ve mitingine katılanları umudun insanları olarak selamlıyorum.    

NOT 1) Adalet Yürüyüşü ve mitingde açıklanan maddeler üzerine olsun, CHP ve Türkiye’deki siyasi yapı üzerine olsun sol bakış açısından çok sayıda eleştirel yazılar yazabilirim. Ancak bunun güncelde bir karşılığı olmaz ve en önemlisi de ne yapmalı sorusuna somut bir katkı geliştirmez.

NOT 2) Madem adalet üzerine yazıyorum; yazıyı bitirirken adaletli olmak adına CHP Beylikdüzü İlçe Örgütünün hakkını vermek lazım. CHP ilçesi tarafından Beylikdüzü’nün CHP’li Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Belediye Meclis üyelerinin katılımının olduğu organizasyon başarılıydı.