DÜŞMANIMIN DÜŞMANI…


Katliam devam ediyor!

Dün Suruç’ta hemen hepsi gençlerden oluşan topluluğa yapılan bombalı saldırı sonrasında 32 kişi katledildi ve yüzden fazla yaralı var.

Ateşi hissetmek, kanı ve ölümü…

Ve acıyı…

Katliam karşısında ne söylense azdır!

IŞİD’li katiller,  2013 Reyhanlı’daki bombalı saldırıdan bu yana Niğde, Mersin, Diyarbakır’da saldırıda bulundular, bombalar patlattılar.

Reyhanlı (Türkiye’ye gözdağı için yapılma ihtimali yüksek bir kitle katliamı) ve Niğde (IŞİD militanlarının şüphe üzerine güvenlik güçlerince durdurulması esnasında) olayı dışındaki diğer saldırılar HDP’li kitleler üzerine tam bir katliam tertibiyle yapıldı.

İnsanlık düşmanları şimdi ise Suruç’ta vahşetlerine devam ettiler.

Gelecekte de bu katiller güruhunun saldırıları korkarım ki büyük bir ihtimalle devam edecek.

Neden?

AKP hükümeti elini verdi, kolunu alamayacak!

Erdoğan ve AKP hükümeti yetkililerinin ideolojik zihniyetinden kaynaklı dış politikaları batağa saplandı. Siyaseten “Müslüman Kardeşler” anlayışının bir parçası olarak dış politikada kendini konumlandıran Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, Arap Baharı rüzgârında Türkiye’nin yelkenlerini parçalattılar. Suriye’de karaya oturan gemi, ÖSO muhalefetiyle yürütülmeye çalışıldı. Ancak ÖSO’ya çalınan maya tutmadı.

Bu sıralarda IŞİD çıktı. İnfazların, işkencelerin, katliamların ve İslam’ın en bağnaz yorumunun uygulayıcısı IŞİD, en çok da Kürtlere karşı saldırılara girişti. IŞİD saldırısında Kürtlerdeki laik tutumun etkisi var mıdır, ne kadardır, bilmiyorum ama özellikle Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürt bölgelerine karşı saldırıların Türkiye tarafından silahlı lojistik destek gördüğü iddiaları ayyuka çıkmış durumda. MİT’in cephane yüklü TIR’ları (Erdoğan ve AKP hükümeti bu silahların Bayır Bucak Türkmenlerine gittiğini söylemelerine rağmen, Türkmenlerden bunu net olarak doğrulayan bir açıklama gelmedi) IŞİD militanlarının sınırdan göz yumulan giriş çıkışları dünya basınında da geniş yer almakta.

Türkiye Suriye sınırının Suriye tarafında bulunan Kürtlerin, Suriye’deki iç savaş koşullarında tümüyle kendi bölgelerini korumaya çalışmaları ve buralarda kendi öz yönetimlerini oluşturmaları Türkiye’yi çok kaygılandırdı. Bir zamanlar Kuzey Irak’taki Kürtlerin kendi özerk bölgesel yönetimlerini kurmaları döneminde Türkiye aynı kaygıları paranoya düzeyinde yaşamıştı. Barzani’ye, Talabani’ye demediklerini bırakmamışlardı. Irak’ın Kürt bölgesindeki de facto durum karşısında Türkiye sesini kesti ve ticarete başladı. İyi de oldu.

Şimdi aynı düşmanlık Suriye Kürtlerinin temsilcisi PYD üzerinde devam ediyor. Suriye’deki iç savaş koşullarında Kürtlerin kendi bölgeleri üzerinde yönetim sahibi olmalarını Türkiye için bir tehlike görüyor.

7 Haziran genel seçimleri öncesinde HDP’nin seçimlere parti olarak gireceğin açıklaması, AKP’yi telaşlandırdı. Seçim sonuçları AKP’nin telaşlanmasında ne kadar ‘haklı’ olduğunu gösterdi. HDP, barajı aştığı gibi tahminlerin üst sınırında oy olarak 80 milletvekili çıkardı ve AKP’yi hükümet etme anlamında bir yenilgiye uğrattı.

Erdoğan ve AKP kurmayları, HDP’nin seçimlere girmesiyle kendileri için risk oluşturduklarını iyi biliyorlardı. Seçimler öncesinde HDP’nin ayağına çelmeler takarak kaotik ortamlar oluşturulması, toplumda korku yaratarak oyların manipüle edilmesi; kısaca HDP’nin barajın altında bırakılması Erdoğan’ın amacı haline geldi.

Şimdi Suriye iç savaşının AKP dış politikasındaki yeri, Suriye sınırındaki Kürt varlığı, seçimler ve seçim sonrasındaki HDP’nin niteliği ve çözüm süreci; bütün bunların Erdoğan ve AKP için kesiştiği bir noktası, bir ortak paydası var. AKP iktidarı gerçekçi, doğru ve demokratik bir politika yürütmediği için, Kürt sorunu gerçekliğinin kesişme noktasında düğümlenmiş iç ve dış sorunları çözemiyor. Aynı zamanda bu durum bize şunu da gösteriyor: Türkiye Kürt sorununu çözemediği sürece hiçbir sorununu yeterince çözemez ve demokratikleşemez!

Suruç Katliamına Bir Bakış Açısı

İşte bu verili durumda Erdoğan ve AKP, eskiden beri birçok iktidar tarafından kullanılmış bir taktiğe başvuruyor: Düşmanımın düşmanı, dostumdur!

IŞİD, Kürtlerin ve Suriye’deki PYD’nin (aslında bütün insanlığın) düşmanı!

‘Ben’ de PYD’ye düşmanım!

O halde IŞİD ‘benim’ dostum!

HDP, PYD’nin dostu!

‘Ben’ HDP’nin düşmanıyım!

IŞİD, PYD üzerinden HDP’nin düşmanı!

O halde IŞİD ‘benim’ dostum!

Kısacası PYD’yi ve HDP’yi geriletmeye, yok etmeye yönelik her eylemi yapan, ‘benim’ dostumdur!

Mantık bu ve işte Kürt paranoyasının gelip tıkandığı noktalarından birisi.  

Böyle bir anlayışın sonucu olarak IŞİD sanki bir vekâlet savaşı yürütüyor ya da IŞİD’in yaptıkları nesnel olarak AKP politikalarına destek oluyor. Erdoğan ve AKP, IŞİD’in Kobene’ye ve diğer Kürt bölgelerine saldırmasını kendisi için bir kazanç gördü. AKP’nin bu politikasının tercümesini PYD IŞİD’den daha tehlikelidir diyen Havuz Medyası yapıyor, yapmaya devam ediyor. Suruç katliamına ilişkin attıkları manşetlerde, yazdıkları yazılarda insani olan hiçbir şey yok!

Hele HDP’nin gittikçe artan demokratik muhalefetin siyasi gücü haline gelmesi mevcut iktidarı telaşlandırmakta. Devletin geleneksel politikasıyla örtüşen Erdoğan zihniyeti ve AKP iktidarı, düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışına sıkı sıkı sarılıyor. AKP iktidarının bu anlayışını yakın zaman önce Cemaat ile çatışırken Ergenekon’la uzlaşmasında gördük.

Sivil hayatta, siyasette ve uluslararası ilişkilerde “düşmanımın düşmanı, dostumdur” mantığı üzerine ilişki inşa etmek, gelecekte o inşaatın altında kalmak demektir. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Daha yakın zamanda, Afganistan SSCB tarafından işgal edildiğinde, SSCB ile soğuk savaş yapan ABD, Pakistan’da Taliban adlı örgütün kurulmasını ve gelişmesin destekledi. Taliban’ın SSCB işgaline karşı yürüttüğü savaşın eğitiminden silaha varıncaya dek en büyük destekçisi ABD oldu.

Sonra…

İslam coğrafyasında alabildiğine yaygınlaşan ve alabildiğine köktenci ve kıyıcı hale gelen terör örgütleri özellikle işte bu Taliban olgusundan sonra ortaya çıktılar. Taliban El Kaide’yi doğurdu, El Kaide ABD’deki ikiz kuleleri vurdu. Beslenen karga, göz oydu!

Türkiye’de militan ve cephane yığınağı yapılmış birçok IŞİD hücresinin olduğundan söz ediliyor. İktidar bunları yeri geldikçe kullanmayı planlamış dahi olabilir. Ancak biline ki, o hücrelerin bağlı olduğu örgüt de, kendi çıkarları için iktidarı kullanabilir. Şiddet, şiddeti doğurur. Erdoğan ve AKP, elini verip kolunu alamaz! IŞİD katillerinin yaptıklarından medet ummak, çok tehlikelidir. Şiddet ne Diyarbakır’la, ne Suruç’la sınırlı kalır! Kürtleri yıldırmaya yönelik IŞİD terörü, kendi İslam anlayışına sahip olmayan Müslümanlara da yönelir. Ve o IŞİD’çilerin zihin dünyaları, Erdoğan’ı dahi katletmeyi sevap görecek kadar çarpık ve karanlıktır!

Geçici hükümetin Başbakanı Davutoğlu’na soruyoruz: MİT ve Erdoğan’ın sır küpüm dediği Hakan Fidan ne yapıyor?  

Suruç’ta insanlık katledildi!

Suruç’ta ölü severler tarafından barışın, umudun ve yaşama sevincinin taşıyıcısı gençler katledildi!

Ve Suruç’ta HDP’nin Türkiyelileşmesine bomba atıldı!

Katledilenlerin ailelerine, dostlarına, yakınlarına başsağlığı diliyor ve yaralıların en yakın zamanda sağlıklarına kavuşmalarını umut ediyorum.