GÜLEN CEMAATİ VE DEVLET



“Hizmet”ten hezimete uzanan Cemaatin serencamının “Devlete sızdılar” diye açıklanması üzerinde çok durulmalı ki, sorumlular sorumluluklarının üzerini örtemesinler!

Dünyanın herhangi bir yerinde Gülen Cemaati örneği bir ağa, güce, hiyerarşiye ve amaca sahip bir cemaat örgütlenmesi var mı, bilmiyorum. Olduğunu da sanmıyorum.

Bir cemaat ki, darbe yapacak güce erişmiş!

Bir cemaat ki, ordunun, emniyetin, yargının yarısını ele geçirmiş!

Bir cemaat ki ülke sermayesinde ciddi bir yeri var, iş adamları derneği var, basın yayın kuruluşları var, eğitim kurumları var ve birçok ülkede okulları var.

Ve böyle bir cemaat neredeyse 50 yıldır başta devletin silahlı ve yargı bürokrasisi olmak üzere bütün bu alanlarına sızıyor, ama devletin haberi olmuyor öyle mi?

Özellikle iktidar ve bürokrasinin en başındakiler bütün bu olanları, Cemaat, devlete sızmış diye açıklıyor.

Demek Cemaat devletin organlarına, siyasi partilere, TBMM’ye sızmış, öyle mi?

Atatürk’ü, laikliği, cumhuriyeti dilinden düşürmeyen ve bunların yılmaz bekçisi olduğunu dünya âleme ilan eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti, savunucusu olduğu değerlere muhalif (hatta düşman) bir cemaat hareketinin kendi içine sızmasından haberi yok, öyle mi?

Öğrenciler arasında onlara barınma yerleri ve burs almalarını sağlamak için çalışan abiler ve ablaların varlığını sağır sultan duymuşken, devlet duymayacak öyle mi? Sınav sorularının çalınmasını, cemaat mensubu ailelerin çocuklarının hak etmedikleri yerlere yerleştirilmelerini devlet bilmeyecek, öyle mi?

Dünyanın neresinde bir devlet, kendine muhalif olan bir hareketin, hem de darbe yapacak ölçüde içine sızdığını bilemez ki?

Tamam, bir takım sızmalar olabilir ama bu sızmalar ne 40 yıl devam edebilir ne de o devletin bürokrasisine hâkim olacak ölçüde etkinleşebilir!

Demek iletişim teknolojilerinin geliştiği, bir tuşla kişinin şeceresine ulaşıldığı, ilişkilerin takibinin daha kolay hale geldiği; kısacası devletin iletişim, takip, istihbarat imkânlarının alabildiğine arttığı ortamlarda Cemaat, devletin merkezine kadar sızmış!

Kendilerini çok iyi gizliyorlarmış. İçki içiyorlarmış, modaya uygun giyiniyorlarmış, tatile gidiyorlarmış, camiye gitmiyorlarmış, oruç tutmuyorlarmış, kendilerini tam bir laik, modern hatta Atatürkçü olarak gösteriyorlarmış vs.

Eğer bir devletin istihbaratı salt bu özelliklere bakarak istihbarat yapıyorsa…

Bunu diyenler, bu devletin istihbaratına hakaret ediyorlar demektir. Bu devlet ki, Bizans’ın kayıtlarından, Osmanlı’nın oyunlarından, İttihatçıların Teşkilat-ı Mahsusa’sından, Cumhuriyet dönemi suikastlarından birikmiş tarihi tecrübelere sahiptir. Bu devlet, uzun süre takiyye yapanları bilmeyecek, öyle mi?

Bu devlet ki, 30 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda askerlik yapan bir kişinin,  yaptığı istihbarat sonucunda basit bir sol davadan mahkûm olmuş birinin yeğeni olduğunu öğrenince derhal başka bir birliğe vermiştir.

Bu devlet ki, polisliğe başvuran kişilerden solculukla ilgili yakınlarının olması durumunda polisliğe almamıştır!

Bunun gibi binlerce örnek verilebilir.

Yani şu; bu devlet özellikle silahlı bürokrasisine ve yargısına alacağı personel için işi sıkı tutar, çok az falso verir.     

Sızmadı, Dâhil Oldu   

Solcuların, Kürtlerin, Alevilerin, cemaatlerin; kısacası devlete muhalif kesimlerin içinde istihbarat çalışmaları yapan devlet, ne hikmetse Gülen Cemaati’nin ne yaptığını bilmiyor!

Bu mümkün mü?

Hayır!

O halde Gülen Cemaati’nin bu güce ulaşması, devlete yalnızca sızma yoluyla olamayacağına göre, bunu nasıl başardı?

Devlet, Gülen Cemaati örgütlenmesine işine geldiği ölçüde kendi bünyesinde yer açmıştır. Elbette Cemaat kendine açılan bu alanla yetinmemiş, sızma faaliyetleri yoluyla kendine daha fazla alan açmaya çalışmıştır.

Cemaat inceden inceye, büyük sabırla halı dokur gibi eleman yetiştirmiş ve devlet kadrolarına yerleştirmiştir.

Devletin Cemaate hoşgörüsünün, hatta sınırlı zımni desteğinin nedeni nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin döneme göre değişen düşman konsepti vardır. Zaman zaman öncelik sırası değişen düşmanları ana başlıklar halinde solcular, Kürtler ve İslamcılar olarak ifade edebiliriz. Ancak devletin İslamcılıkla ilişkisi daha karmaşık ve kategorize edilmeyecek (ne karşıtlık, ne taraflılık; daha çok faydacılık) ölçüde ilişkilere sahiptir.

Bir genelleme yapacak olursak devlet, solculara karşı İslamcı ve milliyetçilerden; Kürtlere karşı milliyetçilerden; İslamcılara karşı da Atatürkçü, ulusalcı, laikçi solculardan yararlanmıştır. Bunda da epeyi başarı elde etmiştir.

Peki, Gülen Cemaati bunların neresindedir?

Cemaat devletçidir, ılımlı İslamcıdır, solun ve Kürtlerin düşmanıdır! İşte devlet için kullanılabilecek özellikler.

Fetullah Gülen’in ta 1963’lerde “Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri”nin kurucusu olması bir rastlantı değil. Anti-komünist mücadelenin uluslararası bayraktarlığını Amerika Birleşik Devletleri yapıyordu. CIA, toplumdaki çatışmalar ve Kıbrıs konusunda çok iş çıkarıyordu. Hatırlayanınız vardır; Adalet Partisi Hükümeti’nin Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, “CIA içimizde” demişti. Gülen’in ABD ilişkisi hem çok eski, hem de çok derin!

Acaba Gülen’in ABD ile ilişkisine bu devlet referans olmuş mudur?

Devlet için bu dernekler hayırlı bir iş yapıyorlar. Ancak devlet, hareketin İslamcı karakterinden dolayı yine de temkinli ve hatta zaman zaman Cemaati baskılıyor.

Cemaat, Kürtlere karşı da düşman. Devlet bundan çok memnun. Yine de temkinli!

Devlet, bu desteği sağlayan Cemaati bir yedek güç olarak bulundurmak için ona bazı kapıları açtı, tolerans gösterdi vs.

12 Eylül darbesinin ‘laikçi ve Atatürkçü’ apoletlileri, devletin ideolojik yapısını Türk-İslam sentezi görüşüyle teçhizatlandırarak toplumu yeniden şekillendirmeye soyundular. Bunu başardılar da! Bugün genel olarak toplumun milliyetçi, İslamcı yapısı bu başarının kanıtıdır!

12 Eylül darbecileri devletin meşruiyeti için öteden beri devam ettirilen Türkçülük ideolojisi yetersiz olmaya başlayınca, İslam’ı Türkçülüğün yedeğinde imdada çağırdılar. Zaten sağ partiler, İslam’ı oy devşirmenin bir aracı olarak çoktandır kullanmaya başlamışlardı.

Devletin çeşitli noktalarında cılız da olsa örgütlenen Cemaat’in büyümesi, 2000’lere kadar küçük adımlarla ama istikrarlı olarak sürdü. Ancak Cemaatin asıl büyümesi, AKP iktidarı döneminde AKP’nin gerek hükümet etmesi için bir kadro devşirme ihtiyacından ve gerekse siyasal İslamcılık ortak paydasından dolayı oldu.

Sonra Cumhuriyet tarihinin pek de yabancısı olmadığı ve 15Temmuz darbesiyle had safhaya ulaşan kanlı bir iktidar mücadelesi yaşandı. FETÖ’cüler çizmeyi aşarak iktidarı istediler! Devletin Cemaat karşıtı merkeziyle AKP iktidarının ittifakı, darbeyi daha baştan boşa çıkardı! AKP’nin Cemaatle 10 yıllık flörtü, kanlı sona erdi.

AKP iktidarı, Cemaati hazır buldu. Bugün albay, general, emniyet müdürü, hâkim seviyesine yükselmiş bir kişinin devlette en az 25-30 yıllık bir geçmişi bulunur. Cemaat AKP iktidarıyla başlamadı, ama 10 yıl boyunca AKP sayesinde darbe yapacak ölçüde güçlendi!

Neden Gülen Cemaati?

Gülen Cemaati, ABD için Yeşil Kuşak stratejisinden beri Ortadoğu ve Türkiye politikaları için kullanılabilir bir enstrüman!

Cemaat, İslamcı ortodoksluğu modernleşmeci yapılarla uzlaştırma çabasında. Bu anlamda devlet ve kimi batılı güçler açısından radikal İslam’ın önünde bir fren gibi değerlendiriliyor.

Bütün bu olanların bir sızma ve kandırılma olarak açıklanması hiç de inandırıcı değil!

Bir cumhurbaşkanı Cemaat tarafından kandırılıyorsa, sıradan bir vatandaş, bir memur haydi haydi kandırılır.

NOT: Bugünkü iç konjonktür itibariyle Cemaati ancak Erdoğan ve AKP iktidarı tasfiye edebilirdi ki, bu duruma tarihin bir cilvesidir diyebiliriz.