Ölüye saygısı olmayanlar



Reyhanlı, Mersin, Adana, Diyarbakır, Suruç; bombaların patlatılarak kitlesel katliamların yapıldığı yerler. Şimdi de Ankara…

Reyhanlı hariç, bu katliamların hepsi de seçimlerle bağlantılı olarak 6 aylık gibi kısa bir sürede oldu. İlginç değil mi?

Bu katliamların hepsi de, iktidara muhalif HDP’ye ve sol eğilimli sivil toplum örgütlerine karşı yapıldı. İlginç değil mi?

Bu katliamı yapanların intihar bombacıları ve tutuklu bir kişi hariç, ne failleri ne de bağlantıları ortaya çıkarılmadı. İlginç değil mi?

Burası Türkiye olduğu için ilginç değil!

1970’lerden bu yana biraz olsun siyaset pratiğine sahip olanlar da bilirler ki, yüzlerce/binlerce olayın faili meçhul kaldı, kalmaya da devam ediyor. Ve bir miktar aşama kaydedilen bazı olayların failleri olarak devlet görevlilerine ulaşılabilmiş olsa da, yine bunların üzeri örtüldü!

Şimdi de Ankara…

Ülkenin başkentinde, güvenlik önlemlerinin had safhada olması gereken yerde, kamu kurumlarının hemen yanı başında iki intihar bombacısı eylem yapıyor. “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingi yapılacağı günler öncesinden bilinmesine ve ulaşımın merkez noktalarından biri olan tren garı çevresinde hiçbir güvenlik önleminin alınmaması ne demek? Bu bir AKP mitingi olsaydı, böyle mi önlem alınırdı? Kesinlikle hayır!

Ölüm üzerine bin bir kelime uçuşuyor kafamda ama yazıya dökemiyorum, dökmek de istemiyorum. Sanki katledilen insanlara ve yakınlarına haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. Hem durumu ve duyguları anlatan epeyi kaliteli ve içten yazı var; özelikle bu katliamda kuzeni Şirin Kılıçalp’i kaybeden gazeteci İlhan Taşçı’nın anlatımları, bu korkunç olay ve sonrasının atmosferini ta yürekten hissettiriyor.

Katledilen insanların cenazeleri daha defnedilmemişken, yakınların feryatları ve gözyaşları daha dinmemişken, ölümün acısının en ağır haliyle yaşandığı bu günlerde, katillerin bu topluma yaşattığı acıların üzerine, iktidar ve onun medya uzantıları tarafından yapılan açıklamaların, yalanların, iftiraların, çarpıtmaların utanmaz ve arsızlıkları eklendi.

Orada insanlar öldü, insanlar. Ölüye en küçük bir saygıları dahi kalmamış bu kesimlerin. Bir cenaze geçerken, tanımayan insanlar mevtanın arkasından hüzünle bakarlar. Çünkü ölüm gerçekliği, bir sonun en kesin hatırlatıcısıdır. Ama bunlar ihtiraslarının ve midelerinin muhterisleri olarak kendilerini ve iktidarlarını sonsuz sanıyorlar. Ülkeyi soyuyorlar, kanımızı içiyorlar!

İnsana saygıları yok, insanlık diye bir dertleri yok. Bu vahşetin üzerinden derhal bir iktidar savunuculuğuna soyundular. Bir suçluluk telaşıyla böyle yapmaları şaşırtıcı değil.

Yalanlarını iki kanal üzerinden yürütüyorlar. 1) Bunları PKK yaptı ya da yaptırdı. Çünkü onların kendi mitinglerinde yaptıkları her bombalama HDP’ye oy getiriyor! Adana, Mersin, Suruç katliamından beri dile getirdikleri bu iftiranın son somut örneğini Akşam gazetesinin attığı manşette görüyoruz.

2) Havuz medyasının bu katliam dair yazdıkları genel olarak şöyle: PKK, PYD, IŞİD, Esad ve Rusya bir araya gelmişler! Hatta buna Cemaati bile ekiyorlar. Zaten PYD ile IŞİD ittifak halindeymiş. Katliam emrini Esad’ın El Muhaberat örgütü vermiş. Bunlar Türkiye’yi kaosa sürüklemek istiyorlarmış vs.

Benzemezleri bir torbaya doldurarak bu eylemlerin Türkiye’yi zayıflatmak amacıyla yapıldığı yalanı yayılıyor. Böylece hem devletin öteden beri kullandığı iç ve dış düşmanlar teranesi tekrar edilerek hedef şaşırtılıyor hem de iktidarın sorumluluğu sıfırlanmaya çalışılıyor. Öyle ya, eylemin amacı Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğini kırmak için düzenlenmişse, hedefte iktidar da var demektir. Ve iktidar da bu eylemin mağdurlarındandır. O halde AKP iktidarını suçlamak yanlıştır. Havuz medyası, sanki katili maktul yerine geçiren bir soruşturma mantığı ile manipülasyon yapıyor. Şu postmodern dünyada ne sallansa yeniyor!

Bu bombaların hep aynı muhalif kesim üzerinde patlatılması bir rastlantı mı? İktidarın aklayıcı paklayıcılarının yaptığı bu basit ama kafa karıştırıcı iddiaları, tam da hırsızın cambaza bak cambaza diyerek cepçilik yapmasına benziyor. Kaşla göz arasında iktidarın sorumluluğunu yok saydırarak onu da mazlum ilan ediyorlar. Aklımızla alay, ölülerimize saygısızlık ediyorlar. 

Suçlusunuz!

%50’yi zor tutuyorum diyerek bu toplumun yarısını dışlayan ve yekdiğerinin karşıtına dönüştüren bir iktidarın bu ülkeyi yönetmesi mümkün değildir.

Bu toplumu, devletin bütün imkânlarını kullanarak iktidar olmak, iktidarda kalmak ve iktidarı bırakmamak uğruna teslim almaya çalışıyorlar! En son bazı televizyon kanallarının Digitürk’ten çıkarılması örneğinde gördüğümüz gibi, muhalefetin sesini kesmek için yaptıkları her bir açıklamayı, bir işareti, yol göstericiliği emir telakki eden kurumlar, derhal harekete geçiyorlar. Devletin aygıtlarını kendi çıkarları için kullanıyorlar!

AKP iktidarı o beğenmediğimiz ve demokrasi özürlü gördüğümüz mevcut anayasa ve yasaları bile ayak bağı görüyor! Bu durum bize, Saray ekibinin ve AKP iktidarının faşizme yelken açtığının işareti olarak büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Kendi iktidar varlığını ülkeyle özdeşleştiren despotik bir iktidarın zorunlu olarak varacağı nihai yer, faşizmdir.

Katliamın suçlusu devlettir diyemezmişiz. Devlet vatandaşına katliam yapmazmış! Bu yaltakçı takım ve iktidar zevatı daha dün bu devletin katliam yaptığını, bu ordunun darbeye zemin hazırlamak için falan filan yerlerde bombalar patlatacağını söylediklerini unuttular galiba. İktidar olmayı bir tutku haline getirmek, iktidar imkânlarıyla beslenmek insanı işte böyle alçaltır ve kokuşmuş hale getirir!

Bu patlamalar münferit değil. Bunların tümü olmasa bile birkaçının failleri ve bağlantılarının bulunmaması bir rastlantı olmasa gerek. Bu olaylar ortaya çıkarılamıyorsa, devletin bu eylemlerin şu veya bu noktasında olmasından şüphelenmek son derece doğal. Ya bu işte devletin parmağı var ya da bu devlet, yurttaşının can ve mal güvenliğini sağlamaktan aciz! Hangisine inanacağız?

En ufak bir gösteriyi müthiş bir kin eşliğinde gazıyla, tomasıyla bastıran devletin bu kadar zavallı olması ihtimal dışı!

Erdoğan dokuz ay önce ABD’de üç Müslüman gencin ölmesinden Obama’yı ve Amerikan yönetimini sorumlu tutan bir açıklama yapmıştı. Doğru bir açıklamaydı. Şimdi o doğru açıklamanın mantığı gereği şöyle diyoruz: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hükümet, bütün bu katliamların sorumlusu sizlersiniz!  

Suçluları bulun! Bulamıyorsanız, suçlusunuz!

Vatandaşının can güvenliğini sağlamayan bir devlet var karşımızda!

Patlamayla birlikte can telaşına düşmüş, ölüsüne yaralısına yardıma koşmuş kitlenin üzerine gaz sıkacak kadar zıvanadan çıkmış ve halkını düşman gören bir devlet var karşımızda!

Çünkü AKP çoktan beri iktidarda kalmanın yolu olarak çatışmayı seçti. Dillerinden zehir, mimiklerinden düşmanlık akıyor.  

400 milletvekilleri olsaydı, yine bu katliamlar olur muydu? Olmazdı diye kendileri söyledi! Yaptırdığı köprüden geçenden otuz, geçmeyenden de döverek kırk akçe alan Deli Dumrul misali; Erdoğan ve AKP bize ya oyunuzu verin ya da canınızı diyor!

Yapıştıkları iktidar uğruna kanlarımız akıyor!

Hiçbir yalan suçlarını örtmeye yetmeyecek!

Tarihin siciline kayıtları çoktan “Suçlu” olarak düştü!