ROTHSCHILD HANEDANLIĞI VE KOMPLOCULUK



Bu ülkede öteden beri kabul gören komplo teorileri, son yıllarda çok daha yaygın hale getirildi. Getirildi diyorum çünkü, komplocu iddialardan iktidar siyasi rant devşiriyor, medya ve yayın dünyası da maddi gelir elde ediyor.

Komplo iddialarına inanmak kolay ve zahmetsiz bir iş. Örneğin, dünyayı Yahudiler yönetiyor denildiğinde, artık her taşın altında Yahudi parmağı aranır; okumak, araştırmak ve hele düşünme zahmetine hiç girmeden koskoca toplumsal, tarihsel sorunlar kolayca çözüme kavuşturulur!

Kimi toplumlarda komplo iddiaları neden pirim yapar?

Ekonomik, sosyal, siyasi sorunlarını çözememiş, sürekli bunlarla boğuşan ve buna bağlı olarak ciddi bir toplumsal moral ve ahlaki çöküş yaşayan toplumlar, komplo teorilerine daha çok inanırlar. Böyle şekillenmiş toplumsal ortamda herkes bize düşman paranoyası iktidarlar tarafından pompalanır. Toplum, düşmanımız çok ve bizi içten çökertecekler diyerek muhalif görüşlerin önünü kesilmeye ve doğrudan iktidara destek olunmaya şartlandırılır vs.

Komplo kitaplarını sevmem ama 250 yıllık bir tarihe sahip dünya finans devi Rothschild adından dolayı, acaba içinde ne saçmalıklar var diye “Rothshild Hanedanlığı” adında bir kitap aldım. Yazarı Dr. John Coleman, Destek Yayınlarından çıkmış. 2013 yılından bugüne 8 baskı yapmış.

Zırva tevil götürmez hesabı, bu kitabı eleştirecek değilim çünkü eleştirmeye değmeyecek zırvalarla dolu.

Yalnızca kitaptaki olgusal yanlışlara değineceğim. Kitaptan alıntıları yazı içerisinde netleştirmek için bold halinde veriyorum.    

“Oğlu İsaac Disraeli 1766 yılında doğmuştu ve hemen Bolşevik olmuştu.” (Syf 37)

Rus Sosyal Demokrat Partisi’nin 1903 yılında yapılan ikinci kongresinde partide çıkan ayrılık sonucu çoğunlukta olanlar Bolşevikler, azınlıkta kalanlar da Menşevikler olarak adlandırılmışlardır; 1776 nire, 1903 nire?

“Birinci Dünya Savaşı Bolşevizm’i Rusya’da yerleştirmek, Yahudilere Filistin’de bir yurt kurmak ve Katolik Kilisesi’ni yok ederek Avrupa’yı parçalamak için çıkartılmıştır.” (Syf. 45)

Eğer bu kitabın yazarı bir Müslüman olsaydı, Katolik Kilisesi yerine pekâlâ “İslam’ı yok ederek” ibaresini kullanabilirdi. Meşrebine göre starteji…

“İkinci Dünya Savaşı ise Japonya ile Almanya’yı yıkmak, Sovyetler Birliği’ni komünist dünya gücü olarak dünyanın dörtte üçüne yaymak için çıkarılmıştır.” (Syf. 45)

Niye yayılmadı?

Alman Nazilerinin savaşı çıkardığı gerçeğini örtme çabası, yalnız bir ahlaksızlık değil, insanlık suçudur!

 “Bu değişimlerin ardında Rothschild’lerin gücü, parası ve rehberlik eden elleri bulunmaktadır.” (Syf 45)

Sermaye sınıfının komünizmi yayması, bu gülünç bile değil!  

Komplo teorilerinin esası, saçmalıktır. Her iki savaşın çıkış nedeni için söylenenler öylesine saçma sapan ki, üzerine söylenecek söz yok!

Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti ve finans kesimini kamulaştıran sosyalizme, bizatihi büyük sermayedar Rothschıld ailesi destek verecek öyle mi?

Yazar diyor ki, “ ( Özellikle bu konu üzerinde 10 ay British Museum’da çalışmalar yaptım) … kaynak olarak kullandığım ve adından bahsettiğim kitaplar artık ortada yoklar.” (Syf. 58)

‘Gerçeklerin takipçisi’ yazarımız işin üzerine gidince British Museum, kaynakları ortadan kaldırmış! Kaynaklara ulaşılamayacağına göre, yazara sallama konusunda gün doğuyor! Bir diğer deyişle yazar kendisine belgesiz, kanıtsız üfürme alanı açıyor! Kaynakların kaybedilmesi ayrı bir gizem oluşturuyor; tam da komplo mantığına (mantıksızlığına) uygun bir hava!

Fareli Köyün Kavalcısı’nın kaval sesi nasıl bir sihir oluşturuyorsa, gizem de, insanı peşine takan bir tür sihirli ‘dünyadır’. Komplo teorilerinin çekiciliği biraz da bundandır.

“1830’da Marks tarafından coşturulan işçilerin talepleri ve onun Sosyalist Enternasyonal’i…” (Syf. 78)

Rezilliğin bu kadarına pes doğrusu. Marks 1818 doğumlu, o tarihte 12 yaşında! Enternasyonal de, 1864 yılında kuruldu ve adı da “Uluslararası Emekçiler Birliği”, sosyalist değil.

Rezillik bununla bitmiyor. Yapacağım şu alıntı, titri Dr. olan yazarın, konusunda doktor olmasından çok bir şarlatan oluşuna örnektir. “Savaşlar üzerine bir başka teori de Bertrand Russell’ın dediği gibi ‘Savaşların nüfusu azaltmak için çıkarıldığı’ gerçeğidir. 300’ler Komitesi’ne göre dünya kaynaklarını tüketen çok fazla nüfus vardır. Ve yine Komite’ye göre bunun çaresi Russell’ın teorisi uyarınca ‘gereksiz tüketicilerden’ kurtulmaktır.

“Russell’a göre ‘gereksiz tüketicilerden’ kurtulmak için salgın hastalıklar çıkarılmalıydı. AIDS hastalığı bunun için özellikle çıkarılmıştır.” (Syf. 112)

Yalan, dolan, iftira; hepsi bu kitapta! Russell gibi bir filozofa, barış aktivistine,  daha çok kendi adıyla anılan “Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi” kurucusuna atılan iftiraya bakar mısınız?

Nüfus üzerine Thomas Malthus’un buna benzer teorileri vardır ki, onlar bile bu saçma iddialar ile nitelendirilemezler.

Komplocu yazar, dünyayı yöneten Yahudi sermaye güçleriyle sosyalistlerin ittifak ettiğini iddia ederek, kötülüklerin kaynağı, Yahudiler ve sosyalistlerdir algısını oluşturmaya çalışıyor.

Kitapta 300’ler komitesinden söz edilmekte. Dünyayı 300 ailenin yönettiği iddialarının ülkemizde de çok geniş bir alıcı kitlesi var.

Milli Görüş ve benzeri kesimler bu komplo teorilerini pazarlayarak, bugün Erdoğan’ı şöyle nitelendiriyorlar: ‘II. Abdülhamit Han devrilerek Osmanlı yok edildi. Ülkemiz, bu 300’ler meclisinin eline geçti. Ancak 100 yıl sonra Erdoğan çıktı ve ülkemizi bunların elinde kurtarıyor. Erdoğan ülkemiz için bir şanstır, Allah’ın lütfudur vb. O halde Erdoğan’ı her koşulda savunmak boynumuzun borcudur vs.’

Döndük mü başa; komplo teorileri yoluyla iktidara destek devşirmeye.

İktidarın propagandistleri ‘300’ler Meclisi dünyayı yönetiyor, dünya da bize düşman’ iddialarını işliyorlar.

Niye örneğin Pakistan’a, Arjantin’e ve benzeri ülkelere değil de Türkiye’ye düşman? II. Abdülhamit’in devamı olan (İddia o kesime ait) Erdoğan’dan dolayı mı? Ancak Erdoğan öncesi iktidarlar da bu mesnetsiz ve yalan cümleyi kırık plak gibi tekrar ediyorlardı. 

Sonuçta meselenin özü şudur: Son elli yılda iletişimin gücü öyle arttı ki, sömürücü iktidarlar, egemenlik güçlerinin büyük bir kısmını iletişim üzerinden elde ediyorlar. Medyayı ele geçirenler her kimse, onlar topluma ‘gerçek budur’, ‘doğru budur’ diye bir algı dünyası oluşturuyorlar. Türkiye medyası, bunun en canlı ve keskin kanıtıdır; kalemler birer propaganda makinesi gibi çalışıyorlar!

Aslında sömürücü iktidarlar komplo iddiaları yöntemi üzerinden suçladıkları Rothshildler gibi paraları götürüyorlar!

Yani…

Tamam, dünyada bir sermaye egemenliği var da, Yahudi Rothshildlere sonra gelelim, önce şu Müslüman işadamları Türkiye’yi nasıl sömürüyorlar, onlara bakalım! Hatta Müslüman, Yahudi hiç fark etmez; nasıl işbirliği yaptıklarına bakalım!

Yani…

Bakın, bakın Yahudi 300 aileye bakın diyerek cambazı işaret edip, ‘Müslüman’ elinizi cebimize sokmayın.