TEHLİKELİ OYUNLAR


Türkiye, IŞİD ve PKK bölgelerini bombalıyor.

Türkiye’de iktidar, ölçüyü çoktan aşmış çıkarları ve güç zehirlenmesinin yarattığı iktidar tutkusu için tehlikeli oyunlarına devam ediyor.

Oyun derken, paranoyaklığı siyaset sanan, her taşın altında dış düşman arayan, şu sıralar havuz medyasının pek severek kullandığı Karagöz oynatıcısı Hayali ile eş anlamlı üst akıl kurgusunu vs. kastetmiyorum. İktidarın politik uygulamalarına mecazen oyun diyorum.

Son günlerdeki hızlı gelişmeler, iktidarın uzun zamandır oynadığı tehlikeli oyunlarının yavaş birikiminin patlaması olarak görülebilir. Ve son günlerdeki yaşananları tek bir açıdan, tek bir düzlemden okumak eksik bir okuma olur ki, her eksiklik, yanlışa düşmeyi kolaylaştırır. Mevcut durumu anlayabilmek için AKP iktidarının ideolojik, kültürel anlayışının gittikçe ortodokslaşan politik yapısından çözüm sürecine; iktidar olmanın çıkarlarından genel seçim sonuçlarına; AKP aleyhine çıkan seçim sonuçlarını bir erken seçim yoluyla lehte bir sonuca çevirme arayışlarından HDP’yi baraj altında bırakma hedeflerine ve otoriteryan iktidar gücünü yeni baştan tesis ederek iktidar nimetlerinden maksimum yararlanmaya dek geniş alandaki ilişkileri etki-tepki bağlamında irdelemek gerek.   

Geçmiş AKP iktidarlarının ve şimdiki AKP geçici hükümetinin iflas eden ve ülkeyi tehlikeli sulara yelken açtıran oyunlarını birkaç ana başlıkta ifade ederek mevcut durumu anlamaya çalışacak olursak;

1) Erdoğan ve AKP hükümeti yetkililerinin ideolojik zihniyetinden kaynaklı dış politikaları batağa saplandı. Siyaseten “Müslüman Kardeşler” anlayışının bir parçası olarak dış politikada kendini konumlandıran Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, Arap Baharı rüzgârında Türkiye’nin yelkenlerini parçalattılar. BAAS’çı otoriter yönetimlerin hâkim olduğu ülkelerde Arap Baharı diye nitelendirilen muhalefetin, siyasal İslamcı nitelik taşıyan bir başka otoriter hareket olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’de Arap Baharı çoktan kışa döndü. Batı, bunun bir başka tehlike içerdiğini pratik olarak da gördü. Bu hareket Suriye’de ÖSO muhalefetiyle yürütülmeye çalışıldı. Ancak ÖSO’ya çalınan maya da tutmadı.

Erdoğan ve AKP’nin ideolojik bagajlarında, özellikle Osmanlı bakiyesi ülkelerde ‘Müslüman Kardeşliği’ adı altında, önderliğini kendilerinin yapacakları küçük bir ‘Sünni İslam Enternasyonali’ önemli bir yer tutuyordu. AKP iktidarının uluslararası konjonktürle örtüşmesi, kendilerine bu ütopyanın gerçekleşmesi imkânını sunduğunu sandılar. Yanıldılar!

Ancak bu yanılgının ve özellikle Suriye’ye dolaylı fiili müdahalenin faturasının büyük can kayıplarına varan acılarını yaşıyoruz.

2) Irak’tan arta kalan siyasi coğrafya, IŞİD gibi militan ve silah hacmi büyük, birçok ülkeden kadro devşiren, primitif de olsa bir devlet örgütlenmesi sağlayabilen ve özellikle asıl İslam’ı kendilerinin temsil ettiği iddiasıyla ideolojik ve kültürel olarak en bağnaz, işkenceci katiller sürüsünden teşkil olunmuş bir cinayet şebekesini doğurdu.

Mali ve silah kaynaklarının ve kadro devşirme yollarının Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından sağlandığı iddiaları öteden beri dile getirilmekte. Bu ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda IŞİD’i kullanıyorlar. IŞİD’de bunu biliyor ve o da kendi çıkarları doğrultusunda rolünü oynayarak kendince bu ülkeleri kullanıyor. Suudi Arabistan ve Katar, Ortadoğu da Şii yayılmacılığına ve İran etkisine IŞİD aracılığıyla duvar örme derdinde. Ve bu arada Suriye’deki Esad iktidarının devrilmesiyle Suriye’yi de Sünni eksenli bir dünyanın parçası haline getirmenin IŞİD ile nihayete ereceğini hesap ediyorlar.

Ortadoğu’nun öteden beri kırk tilki kuyruklu politik arenasında Türkiye ne yapıyor? Devleti ele geçirerek ona benzeyen AKP iktidarı da giderek Kürt paranoyasına kapıldı. Sünni İslamcı yanıyla Kürt paranoyasının politik örtüşmesi, AKP’yi IŞİD ile buluşturdu. Türkiye Suriye sınırının Suriye tarafında bulunan Kürtlerin, Suriye’deki iç savaş koşullarında tümüyle kendi bölgelerini korumaya çalışmaları ve buralarda kendi öz yönetimlerini oluşturmaları Türkiye’yi çok kaygılandırdı. Reel politika açısından bile böyle bir kaygıya hiç gerek yokken ve kısa bir süre önce Kuzey Irak’taki Kürt yönetimiyle de benzer bir durumun yaşanıp kısa süre sonra ilişkilerin normale dönmesi pratiğine rağmen AKP iktidarı, doğru bir politika inşa etmedi.

IŞİD’e destek vererek IŞİD üzerinden PYD Kürtlerinin imhasını uman ve Kobani’de, bu umudunu ve sevincini gizlemeyen Erdoğan ve AKP iktidarı burada da yanıldı!

3) 7 Haziran genel seçimlerinin sonucu, başta Erdoğan olmak üzere AKP’yi çok sarstı. İktidar olmanın her türlü imkânlarından yararlanan Erdoğan ve AKP, iktidarın ellerinden kayma ihtimalinin belirmesiyle birlikte, sessiz gibi gözükmelerine rağmen aslında telaşa kapıldılar. Özellikle saray çevresi, bir koalisyon ihtimaline bile sıcak bakmıyor. Seçim sonuçlarıyla birlikte, başta havuz medyası olmak üzere geniş bir algı çalışmasına girildi.

Algı, gerçeği çarpıtmanın ve üzerini örtmenin en kestirme yoludur. Hele görselliğin arttığı, okumanın azaldığı ve sosyal medya denilen dijital ortamın bilgi kirliliğiyle beyinlerin bombardıman edildiği bir ortamda algı oluşturulması daha bir kolay ve etkilidir. HDP’nin barajı geçmiş olmasını ülkede hükümet kuramamanın en büyük nedeni olarak göstermeye çalışan algı ‘mühendisleri’, HDP’ye barajı geçmesi için oy verenleri, yaptığınızın ne sonuçlara yol açtığını görüyor musunuz dercesine suçluyorlar. (Cihangir üzerinde F16’lar uçsun vs) Alın size çözüm süreci diyorlar. Siyasi karmaşaya bir de ekonomik sıkıntıların eklenmesi güçlü bir ihtimal. Bunun nedeni olarak da HDP’yi göstermeye çalışacaklar. Sonuçta AKP iktidarının yeniden tesis edilmesi için bir erken seçim yapılması doğrultusunda çalışılıyor. Suruç bombasını bir de bu açıdan okumak gerekir.

4) Türkiye’nin IŞİD’e karşı silahlı müdahale atraksiyonları salt Türkiye’nin bir kararı olmayıp, ABD Türkiye görüşmelerinin sonucudur. ABD, Türkiye’yi IŞİD ile mücadele kampına soktu. Türkiye bunun üzerine IŞİD’in geçişlerine karşı tedbir almak zorunda kaldı. Nitekim IŞİD’in sınırda TSK’ya saldırısı da bu tedbirlere bir misillemedir.

Öteden beri PYD’nin etki alanlarını yok etmeyi amaçlayan Türkiye, ABD ile yaptığı anlaşmayı bir fırsat bilerek, askeri harekâtın alanına PKK, PYD bölgelerini de dâhil etti. Hatta öyle ki, IŞİD’e saldırı bahanesiyle saldırının esas yönünün PKK, PYD güçlerine yönelik yapıldığı gerçeği gün geçtikçe daha anlaşılır hale geliyor. Erdoğan ve etkinliğindeki AKP çevreleri,  ABD ile varılan anlaşmayı bir erken seçim hesabıyla olabildiğince kendi iç politik manevraları için kullanıyor. Ancak ABD dış işleri, Türkiye’nin bu fırsatçılığını gördü ve anlaşmada kayma var diyerek Türkiye’yi uyardı. ABD ve AB, çözüm sürecinin devamında fayda gördüklerini resmi ağızlardan deklare ettiler.

Sonuç: AKP’nin Ortadoğu’da Osmanlı artığı coğrafyasında Sünni İslam bloku kurma hayalleri; Suriye iç savaşının AKP dış politikasındaki yeri; Suriye sınırındaki Kürt varlığı ve bunu IŞİD üzerinden dengeleme girişimleri; seçimler ve seçim sonrasındaki HDP’nin niteliği ve çözüm süreci; bütün bunların Erdoğan ve AKP için kesiştiği bir noktası, bir ortak paydası var. AKP iktidarı gerçekçi, doğru ve demokratik bir politika yürütmediği için, Kürt sorunu gerçekliğinin kesişme noktasında düğümlenmiş iç ve dış sorunları çözemiyor. AKP bu alandaki çıkmazında IŞİD’ten medet umdu ve şimdi de elini verdiği IŞİD’ten kolunu alamıyor. Reyhanlı’dan Suruç’a bütün bombalar bu yanlışların sonucu olarak patlıyor. Terörün can kayıpları ve acıları yürekler dağladı. Yenilerinin olmamasını diliyoruz.

Aynı zamanda bu durum bize şunu da gösteriyor: Türkiye Kürt sorununu çözemediği sürece hiçbir sorununu yeterince çözemez ve demokratikleşemez!

Hangi taraf çözüm sürecinin bittiğini söylüyorsa, yanlış yapıyor demektir. Ancak çözüm süreci de şimdiye dek olduğu gibi lafta kalmamalı. AKP iktidarı, bu alandaki idare-i maslahatçı davranışlarına son vermeli.