Türkiye yönetilemiyor!


Gerilim ve çatışma üzerinden yürütülen politikaların sorun çözmesi bir tarafa, daha çok sorun üretirler. Mesele bir toplumda sorunların olması değildir. Mesele, sorunların çözülebilir olmasıdır. Ancak Türkiye’nin sorunlarının mevcut iktidar politikalarıyla çözülmesi, neredeyse imkânsız hale gelmekte. Bunun asli sorumlusu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

AKP iktidarı tarafından son 4-5 yıldır bu toplum ‘vatanseverler – vatan hainleri’, ‘milli irade – gayrı milli irade’, ‘imanlılar – imansızlar’, ‘Müslümanlar – Müslüman düşmanları’ gibi akla ziyan ve saçma kavramlar etrafında genel olarak bir ‘iyiler ve kötüler’ tasnifine tabi tutuldu. Erdoğan, genel olarak %50 bandında bir seçmen kitlesinin desteğini sürekli kılmak için, toplumun diğer %50’sini düşman ilan etti! Kürtler, Aleviler, laikler, Atatürkçüler, modernler, liberaller, azınlıklar, farklı cinsel tercihlere sahip olanlar; AKP iktidarına ve özel olarak da Erdoğan’a ne kadar muhalif kimlikler varsa, hepsi de düşman ilan edildi.

İktidar, Havuz medyasına bu düşmanlık tohumlarını ekmeyi ve bunun üzerinden bir taraftar amigoluğu yapmayı asıl görev olarak tevdi etti. Görevi kabul eden yandaş medya mensuplarının entelektüel seviyeleri olmadığı için, alabildiğine sığ, düzeysiz ve iktidarın düdüğünü öttürme propagandasından ibaret akla ziyan görüşleri ortalığı sardı. Televizyonlarda konuşulanlara, gazetelerdeki yazılanlara bakın; tarihin, sosyolojinin, hukukun, siyaset biliminin, medya ahlakının kafası gözü yarılmış, üzerinde tepiniliyor. Medyadaki tartışmalar, beğenmediğimiz dünden çok daha gerilere düşmüş ve kokuşmuş durumda. Alçaklığın, riyakârlığın, ne demek olduğunu görmek istiyorsanız bu medya şaklabanlarına bakın.

Politikanın merkezi, başkanlık tartışmaları üzerinden tek adamlığa indirgendi! Bir taraf tek adamı savunuyor, bir tarafın muhalifliği de, tek adam üzerine yoğunlaşmış durumda. Bu kategorize ayrımın sebebi de Erdoğan’dır. O tek otorite olarak kendince iç ve dış dünyaya ayar veriyor, emrediyor! Kendi partisi ve bakanları dâhil, muhalefete, kurumlara parmak sallıyor. ABD’ye, AB’ye “Eeeeey” ünlemiyle “sen kimsin, sana ne?” diye bağırıyor. Türkiye tek adam sendromu yaşıyor! Bunun bir diğer sebebi de, Türkiye’de muhalefetin muhalefet etme niteliğinden epeyi uzak olmasıdır!

İçte ve dışta bütün bunların toplamı, ülkemizin yalnızlaşmasını, ekonomik krizin sinyallerini, dövizin alıp başını gitmesini, işsizliğin artmasını, yatırımların durmasını doğuruyor. Yargı başta olmak üzere devletin kurumlarına güvensizlik had safhada.

Türkiye yönetilemiyor!

AKP’de bazı insanlar da bunun farkındalar.

15 Temmuz darbesine yol açan süreci, Cemaat ile ortaklığı ve iktidarın başarısızlıklarını “Kandırıldık” diyerek FETÖ’ye yıkmak, iktidarın sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor!

Suriye’deki politik bataklığın sebebi olarak önceki Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu göstermek de iktidarın sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor! Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabını büyük övgülere partilere ve devletin kurumlarına dağıtarak 100 baskıdan fazla yaptıranlar kimler? Erdoğan’ın dış politikasının bütün alt yapısı, mantığı ve Yeni Osmanlıcılık saçmalıkları o kitapta bulunuyor. O kitabı ve Davutoğlu’nu yere göğe sığdıramayan medya fareleri şimdi AKP’nin çamura saplanmış Suriye ve Ortadoğu politikaları için Davutoğlu’nu suçluyorlar. Müthiş bir utanmazlık örneği. Bugün bunu yapanlar, yarın kim bilir neler yaparlar?

14 yıldır kandırılan Erdoğan’ı şimdilerde Putin’in kandırmadığı ne malum? AB’ye çekilen restlerin, Şanghay’a yelken açmaların arkasında Putin olmasın sakın?

Türkiye yönetilemiyor!

Bir ülkenin yönetilebilmesi, yalnızca seçmen çoğunluğunun oylarını almakla olmuyor. Oyların çoğunu almak sizi iktidar yapar ama ülkeyi yönetmek, politik ve kültürel bir birikimi, öngörüyü ve dünyayı doğru okumayı gerektirir. Diğer türü, kötü yönetimdir, diktatörlüktür vs. 

Sorumlu Erdoğan’dır!

Kriz belirtileri gösteren ekonominin sorumlusu, siyasettir! Siyasetin başında ise Erdoğan bulunmaktadır.

Yandaş medyada Türkiye’nin yönetilememesinin nedenlerini ve sorumlusunu gizlemek için şöyle bir söylem geliştirdiler: ‘Türkiye kabuğunu kırıyor. Bizi sömüren batıya kafa tutuyor. Türkiye asıl şimdi bağımsızlık mücadelesi veriyor. Bunu yapan lider, Erdoğan’dır. Batı aynen II. Abdülhamit’e yaptığını Erdoğan’a da yapmak istiyor. Ey millet, iradene sahip çık, reisine sahip çık vb.’

Hâlbuki gerçekler başka. Bu toplumun ‘genleriyle’ oynadılar! Düşmanlaştırdılar, korkuttular, muhalefeti susturmak için insanları işinden attılar/attırdılar, cezaevlerine tıktılar, toplumda kırılma hatları oluşturdular, toplumsal vicdan ve değerler sisteminde ciddi yozlaşma yarattılar vb. Şimdi de kalkmış dövizdeki artışı “Bütün dünya bize düşman. Bu Erdoğan iktidarına karşı Batı’nın bir darbesidir” martavallarıyla açıklamaya çalışıyorlar.

Türkiye’nin yönetilemediğini ve bu politik gidişin büyük sorunlar açacağını gören yabancı sermaye Türkiye’ye gelmediği gibi, Türkiye’dekiler de kaçıyor!

Türkiye’de öteden beri inşaat merkezli bir üretimin (kentlerin yaşanmaz hale getirilmesi ve doğanın katli pahasına imar oyunlarıyla müthiş karlar ettikleri için) dışında kayda değer üretim yapılmıyor.

Turizm yerlerde sürünüyor. TÜRSAB Başkanı Avrupa’da kapı kapı gezdikten sonra şöyle dedi: “2017 yılı daha kötü geçecek. Avrupa’da bir İslamofobiden çok, bir Türkofobi var!”

Bu ülkenin yurttaşlarının azımsanamayacak bir kesimi kendi ülkelerinden korkuyorlar ki, Avrupalı niye korkmasın?

TUİK dış ticaret verilerine göre, 2002 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı 69,9. 13 yıl sonra, yani 2015 yılında da ihracatın ithalatı karşılama oranı 69,4. Dış ticaret açığında değişen bir şey yok.

AKP iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’nin 626 milyon dolarlık bir cari işlemler açığı ve yüzde 6’lık bir büyüme hızı varken, 2012 yılında cari açık 47 milyar dolara yükseliyor ve büyüme hızı ise, yüzde 2,2’ye düşüyor.

Türkiye’nin 2002 yılında toplam dış borcu 130 milyar dolar iken, 2014 yılında 400 milyar dolara yükseliyor. Bu toplamın içinde özel sektör borcu da var. Önemli olan kamu borcu ne kadar diyenler için, 2002 yılında 65 milyar dolar iken 2014 yılında 118 milyar dolar olduğunu belirtelim. Erdoğan’ın, 2013 yılında “IMF’ye borcu bitirdik” sözünü, dış borcu sıfırladık anlamında propaganda edenleri de ayrıca hatırlatmakta fayda var.    

Türkiye’de eğitimin kalitesi yerlerde sürünüyor! Bilgi üretilmiyor!

Türkiye’de insanlar umutsuz, gelecek kaygıları artmış durumda ve mutsuz!

Türkiye’de hükümet neredeyse yok, başbakan veya bakanlardan birinin açıklaması Erdoğan’ın hoşuna gitmezse, demeci veren hemen hizaya geliyor.

Bu ve buna benzer ekonomik, sosyal ve siyasal veriler ortadayken, dövizin artışını Batı’nın Erdoğan’a darbesidir diye açıklamak, gerçeği çarpıtarak kitleleri kandırmaktır!

Gerçekte ise dövizin artışı AKP’nin ve özel olarak da Erdoğan’ın yanlış politikalarının bir sonucudur!