YASAKÇI ZİHNİYETİN 1 MAYIS ZULMÜ


1 Mayıs geliyor. Hükümet yine Taksim’i (Kadıköy’ü de dâhil ederek) yasak etti. 1 Mayıs katılımcıları ise, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkacağız diyor. Her iki tarafta ısrarlı. ‘Ben devletim, ne diyorsam o olacak’ zorbalığı devam ediyor!

Türkiye devletinin tarihi, yurttaşlarını ezme tarihidir!

Dünya’da yurttaşıyla bu kadar çatışan, yurttaşını potansiyel düşman gören, yurttaşına dikte eden, yurttaşını yurttaş, insanını insan yerine koymayan az sayıda devletten biri de Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Ülkemizde yürütme gücünü elinde bulunduran bütün hükümetler, devletleşti!

Haydi, önceki hükümetler için vesayet rejiminin bir sonucu olarak böyle oldu diyelim, peki ya AKP…

Bundan 2-3 sene öncesine dek devletin ceberutluğunu kısmen frenleyen, bu yönde adımlar atan AKP, ne oldu da devletin ayarlarına tamamen dönüş yaptı?

2009 yılında 1 Mayıs’ı yasal olarak tatil günü ilan eden AKP, ne oldu da 2010 yılından sonra U dönüşü yaparak, 1 Mayıs kutlamasına kan ve gaz bulaştırdı?

Ne oldu da gazcı kardeşlerden olan dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler’i, bir dönem İç İşleri Bakanı yaptı?

Bütün bu olanların arkasında ciddi bir ekonomik neden ve yeni bir egemenlik biçimi yatıyor. Her iktidar kendi zenginini yaratır siyaseti, AKP’yi de devletleştirdi! Çünkü bu siyasi mantığın hayattaki karşılığı demokratikleşme değil, otoriterleşmedir. Kendi zenginini yaratma ve kamu kaynaklarını talan faaliyetinde bulunan tüm iktidarlar şeffaflıktan korkar, yapılanları gizlemek için baskı ve korku ortamı oluştururlar.  

Dünün vesayetçi egemenlikleri ile bugünün salt çoğunlukçu/plebisiter egemenlik biçimi, devletin ‘şahsiyetinde’ örtüştü!

AKP, devleti dönüştüreceğine, kendisi devlete dönüştü!

Kendini devletle özdeşleştiren hükümet, toplumu taraf ve karşı taraf olarak ikiye böldü.

Türkiye’de ne kadar önemli siyasal olay varsa, hemen hepsinin altında devletin parmağı var. 1 Mayıs kutlamalarında ne olay çıkmışsa, mevcut koşulları provoke ederek çatışmacı hale getiren de, yine bu devlettir!

Devlet gereği gibi güvenlik önlemlerini alsın ve provokatif müdahalelerde bulunmasın, 1 Mayıs kutlamalarında hiçbir olay çıkmaz. 2010 yılı 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde hiçbir olay çıkmaması bunun en güzel örneğidir.

Sonraki yıllarda ise, devletin baskıcı ve çatışmacı formasını giyen hükümet, her 1 Mayıs’ta Taksim’i yasak etti ve bu bahaneyle kutlamaya katılmak isteyen insanlara zulmetti.   

Taksim’e AVM dikmek isteyen bir hükümet, neden 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkılmasına izin vermiyor?

Rantiyeciliğe, haksız kazanca geçit var, emeğin hakkına, adalete geçit yok!

İşçiler Taksim’i sırtlanıp götürmeyecekler!

İşçiler Taksim meydanına çıkıp emeğin bayramını kutlayacaklar. Emeğin hakkından söz edip adalet, eşitlik, özgürlük için haykıracaklar. (Ya da şiddet, hakaret içermediği sürece ne söylerlerse söylesinler, bundan kime ne?)

Muhalefet edecekler, eleştirecekler, talepte bulunacaklar.

Bir arada, birlikte yürüyecek, birlikte slogan atacak, umutlarını Taksim meydanından şehre salacaklar. Şehirden ülkeye, ülkeden dünyaya yayılacak emekçilerin sesi. Tıpkı dünyadan ülkemize, ülkemizden şehrimize, şehrimizden evimize yayıldığı gibi.

Dünyada 1 Mayıs, bir bayram havasında yaşanırken neden ülkemizde her 1 Mayıs’ta çatışma çıkıyor? Bunun tek sebebi, yurttaşını potansiyel düşman gören devlet aklının akıldışılığıdır! Bu toplum 1 Mayıs’ı da, başka gösterileri de sorunsuz yapma yetkinliğine sahiptir. Yeter ki devlet gölge etmesin! 

Neden Taksim?

Bakan Ala, 1 Mayıs’ı değil, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda yapılmasını yasakladıklarını, bunun nedenin ise, Taksim’in şehrin göbeğinde olması nedeniyle yolların tıkandığını, 15 milyon insanın seyahat özgürlüğünün kısıtlanması olduğunu söylüyor. Bir tek akıllı onlar, bizlerde ise akıl ne gezer!

Dünyanın bütün büyük şehirlerindeki meydanlar, şehrin merkezi yerlerindedir. Bayramlar, gösteriler, kutlamalar, anmalar gibi toplumsal hareketler, bu merkezi meydanlarda yapılır. Kimse de o gün benim seyahat özgürlüğüm kısıtlanıyor diye şikâyet etmez.  Çünkü o meydanda yapılan eyleme katılmasa, hatta ona karşı olsa bile, sessiz kalır, kabullenir. Demokratik ahlak bunu gerektirir ve o kesimlerde buna uyarlar. Hükümet ise, insanların toplanma ve gösterilerine engel olmadığı gibi, güvenliği sağlar. Elbette çevreye zarar veren, çatışmacı hareketlere de müdahale eder.

1 Mayıs’ı kutlamak isteyen kesimlerin, bunu Taksim Meydanı’nda yapmak istemelerinin temel nedeni, bu meydanın toplum hafızasında ve emekçiler nezdinde çok önemli bir yerinin olmasıdır. Bu meydan, özellikle 1977 1 Mayıs olayları nedeniyle, 1 Mayıs’ın simgesi haline geldi.  1977 olayları tartışılır nedenlere sahip olsa da, o günkü koşullardan devletin yararlandığı tartışma götürmez. Sonuçta tarihte yer alacak niteliğe sahip bu korkunç olayda yaşamını kaybedenleri, olayın olduğu meydanda anarak 1 Mayıs’ı kutlamanın kime ne zararı var?

Ayrıca Taksim Meydanı bir simgeden öte,  toplumun hafızasında bir özgürlük meydanı olarak yer etti. Ve tarihsel/toplumsal olaylar ile onların kutlandığı veya anıldığı mekânların yakın ilişkileri bulunur. Bu açıdan Taksim Meydanı’nın bir başka özelliği de, gerek mekânsal gerekse kültürel doku itibariyle bu tür toplantı ve gösterilere uygunluk teşkil etmesidir.   

Hükümet bunu bildiği için Taksim’in meydan yapısını bozucu inşa müdahalelerinde bulundu. Ayrıca Taksim’le bağlantılı çevrenin birey kimlikli ve farklı renklerden oluşan sosyolojik yapısını dağıtmak için her türlü girişimi devam ediyor. Yapılanlara rağmen orada yine de bir Taksim Meydanı var. 

Geçen yıl Taksim Meydanı düzenleme inşaatı nedeniyle izin verilmeyeceği söyleniyordu. Bu yıl ne var?

Aslında burada AKP Hükümeti, devletçi bir otoriterlik anlayışıyla davranarak, işi bir bilek güreşi haline getiriyor. Başbakan Erdoğan devlet şiddetini arkasına alarak kabadayılık taslıyor ve her türlü şiddeti,  toplumda istemediği kesimin üzerine boca ediyor. Yurttaşına zulmediyor! Dünün mazlumu, bugünün zalimi oluyor!

Hükümet Taksim’i yasaklayacağına, yılda ortalama 1000 işçinin iş kazaları sonucu (bu kadar yüksek sayı, aslında cinayet demektir)  ölümlerini önleyecek tedbirler alsın.

Taksim’i yasaklamanın hiçbir siyasi, sosyal ve mekânsal gerekçesi yok!

Hepsi bahane!