Darbe girişimi, normalleşme ve demokrasi


Kısıtlı demokrasimizden ötürü girdaplarda boğuşmaya devam ediyoruz. Olmasını ümit ettiğimiz normal yaşama geçmekte çok zorlandığımız çok açık! Kafamızda kurguladığımız durumlar için yasalar çıkarıyoruz, güvenlik duvarları örüyoruz, yeni silahlar ve araçlar satın alıyoruz, her yıl duvarların boyunu artırıyoruz ama olmuyor! Neden normalleşemiyoruz ve neden her eşikte bir darbe girişimi var? Vicdan ve akıl tutulması bu kadar baskın ve kalıcı nasıl olabiliyor?

Darbe girişimi sonrası bolca demokrasiden, demokrasiyi korumaktan ve demokratik değerlere sahip çıkmaktan bahsedildi de bunlar zaten yok ki! 12 Eylül 1980 Askeri Darbe değil miydi? 1982 Anayasası bu darbenin ürünü değil mi? 34 yıldır bu ülke bir darbe anayasası ile yönetiliyor ve biz utanmadan demokrasiden ve demokratik değerlerden dem vuruyoruz! İkiyüzlü ve yalancıyız o halde.

İkiyüzlü ve yalancı olmamızda aldığımız eğitimin payı yok mu? Binlerce okul, onlarca üniversite ve yüz binlerce kurs hangi amaca yönelik hizmet veriyor? Sürekli hata yapıyoruz, problem çözemiyoruz, bilime ve bilim insanlarına tahammül edemiyoruz, olumlu değişime karşı çıkıyoruz, ötekilerden nefret ediyoruz, yalan söylüyoruz, çalıyoruz, sömürüyoruz ve küçük çıkarlarımızı temel yaşam “felsefe”miz yapıyoruz: Normalleşemiyoruz ve demokrasiden uzaklaşıyoruz.

Ağzını açan ve matematiği bilmediği her halinden belli olan herkes “yüzde 99’u Müslüman olan…” ile başlayan cümleler de kuruyor daima! Hangi inanç çalmayı, yalan söylemeyi, ikiyüzlülüğü, nefret etmeyi ve temiz olmamayı meşru görür? O halde burada da tutarsızlık yapıyoruz demektir.

Demek ki temel eğitim ve din/ahlak bilgisi konusunda yetersizliklerimiz söz konusudur. Yerelden başlayarak demokratik yaşam biçimine geçmek istiyorsak temel eğitim ile din/ahlak bilgisi konularında var olan sorunları acilen çözmemiz gerekmektedir. Bu alanlardaki yetersizlik toplumun geleceğini tehdit edecek düzeye ulaşmış durumdadır.  Örneğin, eğitimi yerel yönetimlere ve din/inanç alanını ilgili kesimlere havale ederek işe başlayabiliriz. 

Darbe ve benzeri müdahaleler toplumun bağışıklık/direnç sistemini felç ederek toplumsal dinamizmi yok etmektedir. Bu sebeple kimyamızı bozan bu müdahaleleri toplumsal yaşamdan çıkarmalıyız: Yasa değil hukuk devleti olmalıyız. Hukukun gücünü egemen kılmalıyız. Güçlüye değil haklıya hizmet eden hukukçular yetiştirmeliyiz. Kısacası darbe anayasasından bir an önce kurtulmalı ve yeni bir anayasa yapmalıyız. Yeni anayasa toplumun tüm kesimlerini kucaklamalı ve vatandaşları korumalıdır.

Bilim insanları ile öğretmenleri itibarsızlaştırmaya derhal son vermeliyiz. Bilim insanlarına ve öğretmenlerine sahip çıkamayan bir toplumun başarılı olma şansı yoktur. Okulları ve üniversiteleri normal kimliklerine kavuşturmalıyız. Bu güzel kurumları toplum mühendisliği için değil kendine ve başkasına saygı duyan, öz güveni tam, soru sormaktan ve sorun çıkarmaktan korkmayan ve problem çözen kuşaklar yetiştirmek için tasarlamalıyız. Biat eden değil şüphe duyan ve itaat etmeyen çocuklara ve gençlere ihtiyacımız vardır. 

“Bir ulusu ezen başka bir ulusun özgür olamayacağı” gerçeğini unutmamalıyız. Bu sebeple resmi söylem ve eylemle desteklenen ve körüklenen Kürt (öteki) düşmanlığına dur demeliyiz. Normalleşmenin ilk adımı Kürtler başta olmak üzere ötekilerden nefret etme üzerine inşa edilen toplum modelini derhal terk etmek ve sevgi/barış/birlikte yaşama tohumlarını filizlendirmekten geçmektedir. Kürtlerle özdeşleştirilen bölücülük suçlamasını da gözden geçirmemiz gerekmektedir. Barış, eşitlik, özgürlük ve demokrasiyi savunanların hapishanelerde çürütülmediği aksine normal bir toplumu inşa etmek için azami şekilde yararlanılanlar olarak yüceltildiği bir toplumsal düzene ihtiyacımız vardır. Böyle bir düzeni inşa etmek için emeğe ve emekçiye saygı duymak zorundayız.