Eğitim, inanç ve ahlak


Suruç’tan başlamak üzere Ankara’da ikinci kez yaşanan bombalı şiddet eylemlerinde onlarca insanımızı kaybetmemizin yanında yaralananlar ve yakınları ile toplumun geri kalanının yaşadığı travma da artarak sürmektedir. Sağlıklı düşünüp ciddi çözüm önerileri sunamıyoruz ne yazık ki. Çünkü yaşanan olağanüstü koşullar sebebiyle nesnel analizler ve analizciler ağır baskı altındalar.

Bu durumda eğitim ve inanç bağlantısı ile birlikte ahlak kavramını da tartışmak durumundayız. Gerçek düzlemde eğitim de inanç da iyi insanı amaçlar. Suç, günah, ceza, cehennem ve korku(tma)nun egemen olduğu geri bıraktırılmış ülkelerde eğitim ve inanç genellikle bilinçli şekilde birlikte yürütülmeye çalışılır. Sonuçta şefkat/sevgi yerine şiddetin çeşitli biçimleri yüceltilir. Akla ve bilime aykırı bu yöntemle iyi insan yetiştirildiği iddia edilirse de en sonunda büyük bir ahlaki çöküntü yaşanır.
Tüm inanç sistemleri iyi ahlaka sahip güzel insanlardan söz eder; temizliğe önem veren, iyi huylu, saygılı, Allah’tan korkan, günah işlemekten kaçınan, harama el uzatmayan ve adil kulları hedefler. Eğitim sistemleri de rasyonel yöntemlerle kişilerin davranışlarında iyi yönde değişiklikler yapmayı hedefleyerek öğrenmeyi öğreten, insan merkezli, saygılı, suça eğilimli olmayan bireyler yetiştirmeye çalışır. Laik yönetim biçimlerinde bu iki düzlem çatışmayacak şekilde işlerken, laikçi ya da laikliği özümseyememiş yönetim biçimlerinde bu iki düzlem sürekli çatışarak şiddetin tüm biçimlerini üretir ve mutsuz bireylerle sonuçlanır. Böylece hasta toplumlar gündeme gelir.

Kendisiyle ve dolayısıyla çevresiyle barışık olamayan kavgacı, bencil ve tüketici bireylerden oluşan hasta toplumların en küçük problemleri bile çözme iradesi söz konusu değildir. Oysa iyi bir eğitim sürecinden geçmiş, inançlar ve inanç sahipleriyle doğacak sorunları çözme becerisine sahip olan, öz güven ve öz saygıyla dolu bireylerden oluşan sağlıklı toplumlar sorunları olması gerektiği gibi ele alarak çözüm üretme konusunda epey yeteneklidir. Sağlıklı toplumlarda başarı tesadüfi değildir: Çok çalışarak, dürüst ve adil davranılarak kazanılır.

Hasta toplumlarda ahlaki çöküntü süreklilik kazanırken sağlıklı toplumlarda ahlaki çöküntüden çok farklı ahlaki kavramlar ve tanımlar söz konusu olur. Bu süreçlerde toplumsal evrimi de göz önüne almak gerekmektedir. Çatışma ve savaşlardan sonra gerekli dersleri çıkarmış toplumlardaki toplumsal gelişme hızlı ve özümsenebilir iken ders çıkarmada başarısız olan toplumlarda gelişme gelgitlerle doludur. Bu toplumlarda mutsuzlukla barbarlık adeta kardeş gibidir. Biri diğerini destekler ve büyütür.

Demokrasi bilincine/kültürüne bakıldığında bu durumlar biraz daha netleşir: Toplumsal gelişimini (evrimini) kendi dinamikleriyle yaşayan ve yaşadıklarından sürekli öğrenen toplumlarda demokrasi daha da gelişkindir. Çünkü buna temel oluşturacak üretim ilişkileri gelişmiş durumdadır. Oysa kendi dinamiklerinin farkında olmayan, toplumsal gelişmeyi devamlı olarak dış dinamiklerin dürtmesiyle bölük pörçük yaşamak zorunda kalan hasta toplumlarda üretim ilişkileri ileri bir demokrasiye temel oluşturmaktan çok uzaktadır. Bu sağlıksız yapı üzerinde ahlaksız bireylerin kavgaları sürekli bir seyir izleyerek sorunların görülmesini ve çözülmesini epey zorlaştırır.

O halde üretim ilişkilerinden başlayarak ciddi bir eşitlikçi eğitim sistemi inşa etmek çözüm için birinci yoldur. Bu sistem inanç düzlemiyle karışıp çatışmamalıdır ve oluşturulacak uzun vadeli programlar değiştirilmeden uygulanmalıdır. İnanç düzleminde inançlı fakat ahlaklı bireylerin hedeflenmesine özen gösterilmelidir. Bu iki düzlemin çatışmaması ya da girişim yapmaması için toplumsal hedefler ve programlar yukarıdan ya da dışarıdan değil tüm kesimlerin söz ve karar birliğiyle tespit edilmelidir