Eşitlik ve ayar çekme kurumları




Kadın ölümlerinin ve tecavüzlerin ayyuka çıktığı bir süreçte Dünya Emekçi Kadınlar Günü her şeye rağmen kutlandı. Doğrusunu söylemek gerekirse kadınlar her alanda ve her anlamda hayatın yükünü sırtladıkları gibi mücadele konusunda da cesurlar ve öncüler. Ne yazık ki resmi görüş kadınlara sadece annelik ‘görevi’ni uygun görüyor. Eşitlik asla söz konusu değil bu zihniyete göre. 

“Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) 2015 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda Türkiye giderek geriliyor. 2014’te 142 ülke arasında 125. sırada yer alan Türkiye, 2015’te 145 ülke arasında 130. sırada yer alıyor. Eğitimde cinsiyet eşitliği açısından Türkiye 105. sırada yer alıyor. Kadınların okur yazarlık oranında 105. sırada yer alan Türkiye’nin sırası eğitim düzeyi yükseldikçe düşüyor. İlköğretim seviyesinde 100., ortaöğretimde 101., yüksek eğitimde ise 100. sırada.” (bianet).

Toplum mühendisliğinin altın devirlerini yaşayan Türkiye’de her konuda olduğu gibi eşitlik konusunda da topluma ayar çeken kişi ve kurumlar söz konusudur. Önce etkili ve yetkili biri ayar çekme konusunda başlangıç düdüğünü çalar ve ardından toplumun kılcal damarlarında görevli koro üyeleri hep bir ağızdan ayar çekmeyi sürdürürler. Okumamışsanız A. Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı eserini okumanızı öneririm bu noktada. Günümüzde bol miktarda toplumu ayarlama enstitüsü var ve saat gibi çalışmaktalar. Örneğin, inanç düzleminde ayar çekme görevi Diyanet’tedir.

Fizikte, ayar teorileri epey geniş bir alanı kapsar ve yerel ile genel ayar teorileri söz konusudur. Oradaki temel düşünce temel problemlerin çözümüne yönelik olarak olayın fiziğini değiştirmeksizin ayar alanlarını kullanmaktır. Türkiye’de de temel düşünce çok farklı olmakla birlikte yerel ve ulusal ayar çekme mekanizmaları bulunmaktadır. Bu sebeple sorunlar tam olarak tanımlanamadığı için demokratik refleksler zayıf kalır ve problemler çözülmeyip ileriki bir zamana ertelenir. Ayar çekme kurumları ve görevlilerinin maaş/harcamaları dudak uçuklatacak miktardadır.

Kadının özgür olmasının zararları açıklanır genellikle. Oysa eşitlik olmadan özgürlüğün olamayacağı hep göz ardı edilir. Kadının bir özne değil de bir nesne olduğu işlenir daima. Ayar çekme kurumları büyük bütçelerle bu konuyu kafalara kazımaya çalışır. Bu konuyla sınırlı kalınmaz tabi: Bir Türk ile Kürt/Ermeni/Süryani/Keldani/Laz’ın eşit olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir Sünni ile bir Alevinin eşit olması olası mıdır? Ayar çekme kurumları söylemde etle tırnak olduğumuzu, hepimizin Müslüman olduğunu, herkesin kanun önünde eşit olduğunu vurgulamakla birlikte uygulamada neler yaşandığı ortadadır.

Peki, erkek-kadın, Türk-Kürt-Ermeni-Süryani-Laz-Arap, Alevi-Sünni-Şafi eşitliğini sağlamadan toplumun özgürleşmesi sağlanabilir mi? Elbette hayır! Peki, böyle bir toplumda bütün şiddet unsurları dışarlanıp kalıcı bir barış tesis edilebilir mi? Şüphesiz hayır! Peki, eşitlik sağlanmadan Sivil ve Demokratik bir Anayasa yapılabilir mi? Kesinlikle hayır! İşte tam da bu noktada ayar çekme kurumlarının rolü görünür olmaktadır: Akla gelen/gelmeyen tüm yöntemleri kullanarak “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” söylemi doğrultusunda topluma ayar çekmek! 

Üniversiteler ve diğer eğitim/öğretim/araştırma kurumları da benzer ayar çekme kurumları tarafından uygun şekilde ayarlanır. Örneğin, “oryantasyon” terimi size ne anlatır bu bağlamda? Hizmetiçi Eğitim Kurumları gerçekten de hizmet içi eğitimi mi sağlar? 

Kadim şehir Diyarbekir’in Sur ilçesinde bulunan surlarla çevrili tarih/kültür/ortak yaşam alanı 99 gündür çalışma ve ikamet yerimizden de tanık olduğumuz üzere yakılıp yıkılıyor, kadim şehrimiz ölüm kokuyor artık! Ayar çekme kurumları ise bunları görmeyin, duymayın ve söylemeyin diye buyuruyor! 

Niçin normal hale gelemediğimiz ve problemlerimizi çözemediğimiz yeterince açık sanırım. Yapmamız gereken ilk şey kendimizle yüzleşmek, ayarlanmayı ve üç maymunu oynamayı reddetmektir.