Ne yazmalı ve Ne yapmalı?


 

Yazımı yazmaya hazırlanırken Yeşilköy/Atatürk Havalimanındaki bombalı ve silahlı saldırı haberi ve görüntüleri yüreğimi dağladı. Öylece kalakaldım. Ne yazmalı ve ne yapmalı, diye düşündüm uzunca.

 

Duygularını iyi ifade edenler yazıyor binlerce yıldır. Ya okuyucular? Okuma ve okuduğunu anlama konusunda epey sorunlu birçok toplumdan biriyiz ne yazık ki. Az okuyoruz ve az anlıyoruz. Fakat anlatılanlara, yalanlara ve masallara çok ama çok inanıyoruz! Cahillik bu mu yoksa?

Günde ortalama 5-10 insanın çatışma, iş cinayeti, trafik cinayeti, kadın cinayeti ve bombalı saldırılar sonucu öldüğü bir ülkede yaşamak ne kadar acı verici! Bizleri yaşatmak ve can güvenliğimizi sağlamak kimin görevidir? Neden öldürmek yerine güzelce yaşatmak tercih edilmez bu ülkede?Eğitim ve bilim, sağlık, çevre ve tarım gibi ölümleri azaltabilecek alanlar rant, intikam ve hırs uğruna her şeyi yapabilecek “uzmanlara emanet edildiği” için kısa vadede çözüm bulmak ve olumlu işler yapmak çok zor gözüküyor. Ama önce bir tercih yapmalıyız: Öldürecek miyiz, yaşatacak mıyız?

İnsanlık tarihi çeşitli barbarlık ve savaş örnekleriyle doludur. Milyonlarca insan öldürülmüş, yaşam alanları yakılmış ve yıkılmış, binlerce insan göç etmek zorunda bırakılmış ve açlık/hastalık/sefalet uzun yıllar boyunca ölümü ve vahşeti süreğenleştirmiştir. Yine bir tercih söz konusudur: Savaş mı barış mı?

Şimdi soralım: Toplumun akıllanması olası mıdır? Akıllı olmak nedir sahi? Büyük Fizikçi Einstein’a göre akıllı insan yaptığı hatayı tekrarlamayan; aynı deneyi yapıp farklı sonuçlar beklemeyendir. Örneğin, 1924-2016 aralığında Türkiye tarihini göz önüne aldığımızda aynı hataların sürekli tekrarlandığını ve aynı uygulamalara rağmen farklı sonuçlar beklendiğini tespit ederiz.

 

Nitelikli ve üretime yönelik bir eğitim sürecinden söz edemiyoruz. İyi bir eğitimin amacı öğrenmeyi öğretmektir diye kabul ediliyor artık. Akıllı olmadığımıza göre öğrenemiyoruz demektir. Öğrenememek neyi bilip neyi bilmediğinin farkında olmamak demektir. Öğrenememek kolayca kandırılmak demektir. Hep savaşmak ve öldürmek: Nereye kadar?

 

Canlı bombalar, özel savaşçılar, trafik teröristleri, kadın ve öteki düşmanları, çocuk tacizcileri çevremizde kol geziyor artık. Ciddi bir sorun daha var: Bu kişi ya da kişiler suçüstü durumunda dahi cezasızlık/‘iyi hal’ indirimi gibi ödüllere sahip olmaktalar ve suçlu yerine kahraman ilan edilmekteler!

 

Çocuklarımız ve doğal çevremiz ne kadar umurumuzda, diye soralım şimdi. Eğitim/bilim ve sağlık alanı boşlandığı için öğrenemeyen çocuklarımız ve yap-satçı yandaşlara ve biatçılara peşkeş çekilen doğal çevremiz konusunda ne yapıyoruz ya da ne yapmalıyız? Dizilerle kafayı bulup atılan nutuklarla galeyana gelerek farklı olanlara saldırmak ‘mutluluk’ kaynağımız olmayı sürdürecek sanırım!

Saldırarak, öldürerek, tecavüz ederek, yakıp yıkarak mutlu olmak ve bu yaşam biçimini dayatanlara karşı sessiz durmak! Bu mudur tercihimiz? Barış aktivistlerini tutuklamaya ve katilleri sokağa salmaya devam! Kısacası, onlarca kez anlatılan o fıkradaki gibi taşlar bağlı ve köpekler serbest!

Geçmişi ve bugünü iyi anlamak, öğrenmiş/hatalarından ders çıkarmış bireylerden oluşan akıllı bir toplum olarak yarına varmak zorundayız. Şiddeti ve şiddet araçlarını yaşamın her alanından derhal çıkarmak ve barışı egemen kılmak durumundayız. Aksi takdirde savaş ve yıkım girdabında sürünerek debelenip duracağız. Matematiğin diliyle söylemek gerekirse % 10’un çıkarı için % 90’a ölümü dayatanların yalanlarına sonsuza kadar inanacak mıyız?