Su uyur, Milli Eğitim Bakanlığı uyumaz


Her demokratik muhalif atağa karşı, önce şiddet ve ardından yasal düzenleme için harekete geçen iktidar sahipleri yarattıkları bu kan gölü içinde hiç durmadan ve utanmadan eğitim ve araştırma faaliyetlerinin son kalıntılarını da ortadan kaldırmak için tüm güçlerini harcamaktalar.


Ya biz veliler? Sanki bu yapılanlar bizim çocuklarımıza değil de başka bir gezegende yaşayanların çocuklarına yapılıyormuş gibi davranıyoruz. Buna ben toplumsal ikiyüzlülük diyorum. Günbegün artan ölümlerde taşınan tabutlardakiler de bizim çocuklarımızın değil sanki! Bu kadarına pes demeli artık!
Peki, bu durumda ne yapmalıyız? Öncelikle toplumsal ikiyüzlülük haline son vermeliyiz. Milli Eğitim denen torna sisteminin cambazlıklarına seyirci kalmamalıyız. Çünkü söz konusu olan çocuklarımız, yani ülkenin geleceğidir. Sonra ölümlere dur demeliyiz. Ölenler de bizim çocuklarımızdır. Ülkenin küçük ve mutlu azınlığı rahatça uyuyacak diye gençlerimizin ölmesine/öldürülmesine dur demeliyiz.


İktidar toplumsal muhalefet gelişmesin diye her önlemi almakta tereddüt etmemektedir. Bir insan olarak toplumsal muhalefeti büyütmek için çırpınmamız gerekmektedir. Sorunlarımızın hepsinin çözümü toplumsal muhalefetin güçlenmesine bağlıdır.


Milli Eğitim Bakanlığı şu an ilkokul düzeyinde Arapçayı yabancı dil diye okutmanın hazırlığını yapmaktadır. Cambazlığın boyutunu görüyor musunuz? Amaç yabancı dil eğitimi midir? Kesinlikle hayır! Amaç küçük yaştan itibaren çocuklarımızın beyinlerini sulandırarak onları düzenin kölesi yapmaktır. Yabancı dil diye okutulan İngilizce, Almanca ya da Fransızcanın başına gelenleri unutmayalım. Yıllarca “eğitim” verip hiçbir yabancı dili öğretemeyen bir ucube sistem var.


Adeta yaz-boz tahtasına çevrilen bu ucube sistem bu günlerde öğrencilerin geleceği ile ilgili önemli olması beklenen üniversite giriş sınavlarına yönelik bir müfredat değişikliğini de gündeme almış durumdadır. Bu değişiklikler tartışmaya muhtaç olmakla birlikte kendi alanım olması itibariyle fizikte “Fiziğin doğası konusundaki hipotez, teori, yasa kavramları; deprem dalgaları; elektron kabukları; küresel aynalar ve mercek formülleri; göreli enerji” başta olmak üzere kaldırılması düşünülen konulara itiraz ediyorum! Matematik, biyoloji, kimya ve geometride de bezer bir akıl dışılık var.


İktidar sahiplerinin kafalarındaki düzene uygun yapılanma önce üniversitelerde temel bilimlerle ilgili bölüm ve programların içini boşalttı, şimdi orta/lise düzeyinde temel bilimlerin yansımalarını yok etmeye çalışmaktalar. Kör, sağır ve dilsiz (üç maymunu oynayan) bir öğrenci tipini amaçlayan bu yapılanma geleceğimizi tehdit edecek bir aşamaya ulaşmıştır. Anne ve babalar olarak iktidarın bu “oyun”larına daha fazla seyirci kalmamak için ses olmamız gerekmektedir.
Barış isteyenler, demokrasi, eşitlik ve özgürlük isteyenler “terörle mücadele” yalanı altında katledilirken, tutuklanırken ve işten çıkarılırken toplumsal yozlaşmayı katmanlaştıran kişi ve kurumlar sürekli olarak ödüllendirilmektedir. Bu olumsuzluklara dayanak olan en temel şey çocuklarının geleceğini bile düşünmeyen bizlerin sessizliğidir. İktidar şiddet ve baskıyla toplumu teslim alarak bu yapılanmayı gözlerimizin önünde gerçekleştirmektedir ne yazık ki.


Kutuplaştırılan ve birbirine düşman haline getirilen toplumsal kesimler yerine sorunda ve çözümde ortaklaşan, ötekileştirilenlere sahip çıkan ve çevre tahribatını dert edinen kesimler olabilmeliyiz. İktidarın işini kolaylaştıran zayıflıklarımızdan biri ve en önemlisi budur. 90 yıllık Kürt düşmanlığından ne kazandık diye sormalıyız. Birileri savaş zengini oldu elbette ama biz toplum olarak çok şey kaybettik. Tek tip ısrarı bizi insanlıktan uzaklaştırdı ve kendi çocuklarımıza bile düşmanlaştırdı.


Şimdi kutuplaştırılmayı ve düşmanlaştırılmayı reddeden, çocuklarına/geleceğine sahip çıkan, çevresel yıkıma dur diyen bir toplumsal muhalefetin içinde yer almanın tam zamanıdır!
Çok geç olmadan, keşke dememek için çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için haydi!